Özerklik Vaadi ve Kürtlerin Payına Düşen
Bağdat, 1968
Abdürrezzak en-Nayif’in uzaklaştırılmasının ardından Baas Partisi, darbeyi birlikte yaptığı ortaklarıyla iktidarı paylaşmak zorunda değildi. Cumhurbaşkanlığı koltuğunda Ahmed Hasan el-Bekir oturuyordu. Saddam Hüseyin ise Nayif’in tasfiyesinde üstlendiği görevle, yeni yönetimin korunmasında kendisine düşecek rolü göstermişti.
Ancak saraydaki ortakları uzaklaştırmak, ülkenin tamamında denetim kurmak anlamına gelmiyordu. Kuzeyde yıllardır süren Kürt savaşı, ordunun gücünü ve devletin kaynaklarını tüketiyordu. Bağdat’ın önünde yalnız askerî yöntemlerle çözemediği bir mesele vardı: Kürtlerin hak talepleri ve merkezî yönetimle nasıl bir ilişki kuracakları.
Nayif’e verilen başbakanlık sözünün ardından bu kez çok daha geniş bir topluluğun geleceğini ilgilendiren bir uzlaşma gündeme gelecekti. Saddam, saraydaki bir ortağı silahla uzaklaştırmıştı. Kürt lider Molla Mustafa Barzani’yle ise görüşme masasına oturacaktı.
Kuzey Irak, 1970
Irak’ın kuzeyindeki savaş, Saddam’ın yönetimde yükselmesinden çok önce başlamıştı. Kürtler, kendi dillerini kullanabilecekleri, kültürel haklarını koruyabilecekleri ve yaşadıkları bölgelerin yönetiminde söz sahibi olabilecekleri bir düzen istiyordu. 1958’de monarşinin devrilmesinden sonra hazırlanan geçici anayasa, Araplarla Kürtleri aynı vatanın ortakları olarak tanımıştı. Ancak bu tanıma, Kürtlerin siyasi taleplerini karşılayan kalıcı bir uzlaşmaya dönüşmemişti. 1961’de Barzani’nin öncülüğünde başlayan silahlı mücadele, birbirini izleyen Irak hükümetleri döneminde de sürdü.
Barzani, Kürt hareketinin en etkili siyasi ve askerî lideriydi. Saddam ise 1970’te onunla yürütülen barış görüşmelerinde öne çıktı. 11 Mart’ta açıklanan uzlaşma, Kürtlere özerklik, dil hakları ve devlet yönetiminde temsil vaat ediyordu. Düzenlemelerin dört yıl içinde tamamlanması öngörülüyordu. Yıllardır çatışmaların ortasında yaşayan aileler açısından bu, köylerine dönebilme ve çocuklarını savaşın dışında büyütebilme ihtimaliydi.
Ancak petrol zengini Kerkük’ün geleceği ve özerk bölgenin sınırları çözülememişti. Hangi yerleşimlerde Kürtlerin çoğunlukta olduğunun belirlenmesi, nüfus sayımını da siyasi mücadelenin bir parçasına dönüştürüyordu. Kürt hareketinde Bağdat’a güvenmeyenler vardı; merkezî yönetim ise kuzeydeki denetimini kaybetmek istemiyordu. Verilen sözlerin uygulanması geciktikçe güvensizlik büyüdü.
Bu sırada Irak, 1 Haziran 1972’de yabancı ortaklı Iraq Petroleum Company’nin (Irak Petrol Şirketi) ülkedeki varlıklarını millîleştirdi. Sonraki yıllarda petrol gelirlerinin yükselmesi, devletin ekonomik imkânlarını genişletti. Saddam’ın yönetimdeki etkisi de artıyordu. Ancak ekonomik güç, Kürt meselesinde uzlaşmayı beraberinde getirmedi. Bağdat’ın 1974’te tek taraflı olarak çıkardığı özerklik yasası Barzani’nin taleplerini karşılamadı; çatışmalar yeniden geniş çaplı savaşa dönüştü.
Washington, 6 Şubat 1975
ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’a sunulan gizli bir memorandumun konusu, Barzani’den gelen mektuptu. Kürt lider daha fazla askerî yardım istiyor, siyasi ve askerî durumu ayrıntılı biçimde anlatmak için kendisinin ya da bir temsilcisinin Washington’a gelmesini öneriyordu.
Amerika, 1972’den beri İran Şahı’yla iş birliği içinde ve İran üzerinden Kürtlere gizlice yardım ediyordu. Washington’ın amacı, Sovyetler Birliği’ne yakınlaşan Bağdat yönetimi üzerinde baskı kurmaktı. Ancak bu destek, Kürtlerin bütün siyasi hedeflerinin benimsendiği anlamına gelmiyordu.
Ulusal Güvenlik Konseyi görevlisi Peter Rodman’ın hazırladığı memorandum, yardımın sınırlarını ortaya koyuyordu. CIA Direktörü William Colby, Barzani’nin ziyaretine karşıydı. Daha fazla yardım talebinin karşılanamayacağını ve ziyaretin gizli tutulmasının mümkün olmayacağını düşünüyordu. Bir temsilcinin gelişi ise daha az riskliydi. Rodman, Kissinger’ın böyle bir temsilciyi kabul etmesini olası bir çözüm olarak önerdi.
Barzani Washington’a ulaşmanın yolunu ararken, mücadelesinin geleceğini değiştirecek başka bir görüşme hazırlanıyordu.
Cezayir, Mart 1975
İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi ile Saddam Hüseyin, Cezayir Devlet Başkanı Huari Bumedyen’in arabuluculuğunda bir araya geldi. İki ülke yıllardır Şattülarap su yolundaki sınır konusunda anlaşamıyordu. Fakat görüşmenin sonuçları yalnız nehir kıyısında değil, Irak’ın kuzeyindeki dağlarda da hissedilecekti.
Saddam, sınırın nehrin ana seyrüsefer kanalını izleyen talveg hattına göre belirlenmesini kabul etti. İran ise Iraklı Kürtlere sağladığı desteği kesecekti. 6 Mart’ta açıklanan uzlaşma, Bağdat’ın uzun süredir savaştığı Kürt hareketini en önemli dış destekçisinden ayırıyordu.
Tahran, 8 Mart 1975
Şah, Amerikan Büyükelçisi Richard Helms’e görüşmelerin ayrıntılarını anlattı. Helms’in Washington’a gönderdiği gizli mesaja göre ilk toplantı verimsiz geçmişti. Şah, Saddam’ın Irak’ın yıllardır tekrarladığı talepleri dile getirdiğini söylemişti. İkinci görüşmede ise tutumu değişmiş, uzlaşmanın yolu açılmıştı.
Şah’ın anlatımında Kürtlere ilişkin güvenceler de vardı. Barzani ve yanındakilere Irak’ta kalmakla İran’a sığınmak arasında seçim yapabilecekleri bir süre tanınacaktı. Ancak aynı görüşmede Şah, anlaşmadan sonra Irak birliklerinin Kürtlere karşı harekete geçtiğini de bildirdi. Bunu verilen güvencelere aykırı bulmuş ve Bumedyen’e iletmişti.
Diplomatik uzlaşmanın açıklanması, dağlardaki çatışmayı kendiliğinden durdurmamıştı.
Kuzey Irak, 10 Mart 1975
Barzani, İran’ın sınırı kapatması ve yardımı kesmesinin ardından Kissinger’a acil bir mektup gönderdi. Amerikan arşivlerinde korunan mektupta şu sözler yer alıyordu:
“Savunmasız halkımızın benzeri görülmemiş biçimde yok edilmesi karşısında yüreğimiz kan ağlıyor.”
Barzani, Irak ordusunun büyük bir saldırı başlattığını anlatıyor, Washington’dan bunu durdurmak ve görüşmelerin önünü açmak için harekete geçmesini istiyordu. Amerika’nın, kendi politikasıyla birlikte hareket etmiş Kürtlere karşı ahlaki ve siyasi sorumluluğu bulunduğunu savunuyordu.
İran’ın desteği kesilince peşmergelerin savaşı sürdürme imkânı hızla daraldı. Kürt aileler sınırın ötesine sığınmaya çalışırken, birkaç gün öncesine kadar silah ve yardım sağlayan Tahran artık Bağdat’la anlaşmıştı. Amerikan askerî desteği de yeniden başlamadı. Barzani’nin mektubunda beklediği siyasi sorumlulukla Washington’ın gizli yardım programına yüklediği amaç arasındaki mesafe ortaya çıkmıştı.
Washington, 26 Eylül 1975
Aylar sonra Colby, Kissinger’a yeni bir gizli memorandum gönderdi. Bu kez konu askerî yardım değil, Amerika’da bulunan Barzani’nin görüşme talebiydi. Kürt lider ağır hastaydı. Colby’nin notunda, kendisine ileri evre kanser teşhisi konulduğu belirtiliyordu.
Barzani, üst düzey bir istihbarat görevlisiyle görüşmekle yetinmek istemiyordu. Halkının davasını, ölmeden önce Amerikan politikasında karar verme yetkisine sahip bir yetkiliye anlatmak istiyordu. Colby, bu talebi Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Joseph Sisco’yla görüşmek için izin istedi. Askerî yardımın gizliliği, yardım sona erdikten sonra da siyasi temasın nasıl yürütüleceğini belirliyordu.
Saddam ise Bağdat’ta gücünü artırmayı sürdürüyordu. Henüz cumhurbaşkanı değildi; fakat Cezayir’deki anlaşma, kuzeyde kendisine karşı savaşan hareketin dış desteğini kesmişti. Barzani’nin Washington’da bir siyasi muhatap arayışıyla Saddam’ın Bağdat’ta genişleyen hareket alanı, aynı anlaşmanın iki ayrı sonucuydu.
1970’te Kürtlerle uzlaşmayı görüşen Saddam, 1975’te onların destekçileriyle anlaşmıştı. Dört yıl sonra cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturacaktı. O gün geldiğinde, kararlarının karşısında yalnız ülkenin muhalifleri değil, kendi partisindeki eski yol arkadaşları da bulunacaktı.
…devam edecek