Dengeden çıkan sistemin yarattığı çıkışsızlık, çaresizlik ve büyüyen yoksulluk… Kapitalist sistemin Dünya düzeni artık sürdürülebilir değil. Sağlık, eğitim, istihdam, sosyal güvenlik, adalet alanlarında sorunlar giderek büyüyor.

Bu durum, Batı’nın gelişmiş ülkelerinde de ayaklanmalara neden oluyor. Finans sistemindeki dengesizlikler kapitalist metropolleri etkiledi.

Ve servet dağılımda giderek büyüyen adaletsizlik, Dünya nüfusunun dörtte üçünü yoksullaştırdı. Açlık çeken nüfus bir milyara yaklaştı. Asya ve Afrika’da halkları yoksullaştıran ekonomik kriz artık Batı’yı da vuruyor.

En vahimi ise, temel insan hakkı olan barınma ve beslenme koşullarının eni konu kötüleşmesi karşısında yoksullar, “suç toplumunu” oluşturmaya başladı. Çaresizlik ve çıkışsızlık yoksulları suça bulaştırıyor.

Başkaldırı, kurulu düzende iktidar ve muhalefetin toplumu kontrol altında tutma işlevi yok olduğunda, sokağın kendini ifade biçimidir.

Yürüyen gerçek, kapitalist sistemin metropollerinden periferideki ülkelere kadar devletlerin yönetim zafiyeti sonunda halkları sokağa indirdi. Avrupa’dan Latin Amerika’ya birçok ülkede itiraz artık isyanla dile geliyor. Sokaklar cehennem gibi…

Yönetenler ile yönetilenler arasında yapılan veya yapıldığı varsayılan toplumsal sözleşmenin bozulması ve anayasal düzenin çöküşü, dengeden çıkan sistemin yarattığı krizin sonucudur. Ve kriz derinleştikçe bunalım da büyüyecektir.

Bunalımın topluma dayattığı yaşam koşulları aynı zamanda, başkaldırıya yol açan koşulların da hazırlayıcısı oluyor. Öfke ve isyanla halkın kendini ifade ettiği bu olağanüstü durum, sistemin efendileriyle de bir bakıma hesaplaşmadır.

Ne var ki Avrupa’da bu hesaplaşmanın bir başka boyutu da ucuz iş gücü olarak getirilen yabancıların artık ihtiyaç fazlası kitleye dönüşmüş olması… Yabancı düşmanlığı Batı’da hızla yükseliyor.

Evet, gerçek yürüyor, endüstri çağı kapanıyor. Yeni bir çağın eşiğinde, yönetilemeyen değişim ve dönüşüm sürecinin yarattığı kaosta, insanlık bedel ödüyor. Başkaldırı, bu bedelin tezahürüdür. İnsanın varoluş kavgasında son duraktır, başkaldırı. Olmak ya da olmamak gibi…

Başkaldırının çağrısı, bu son durakta, hayatı yeniden söylemek için son uyarıdır.

Bu uyarıyı doğru anlamadığı için insanlık iki kere Dünya Savaşı yaşadı.