Cemil Tugay vakası İzmir’i ülkede gündem yaptı. Bu sıralar, İzmirli olmak çok zor. İktidar ile ilişkileri yeniden inşa ediliyor. Bakalım, İzmir’de neler olacak?
Batılı kimliğini en iyi taşıyan şehir. Belki de bu yüzden, “Gavur İzmir” diyorlar. Ama kozmopolit yapının belirlediği kent kimliğiyle barışık İzmirli, buna takılmıyor.
İzmirli kimdir? Hayata engin hoşgörüyle bakabilen, acelesi olmadığı için hayatın akışını yavaşlatabilen insandır, İzmirli.
Fakat aynı zamanda, bence, lağım çukuruna çevirdiği körfezi, beton yığınları arasından seyrederek rakı/balık muhabbeti yapabilen kişidir, İzmirli. İzmirli olmanın ağır bedeli ise, kıyıları beton surlarla çeviren, denizi şehre yasaklayan, şehrin tarihi kimliğini yok eden şehircilik anlayışının mirasçısı olmak.
İzmir, ziyadesiyle kendi halinde bir şehir. Gel gör ki bu şehri yere göğe sığdıramayanlar var. Ancak deniz ile tepeler arasında uzanan bir koridorda varlığını sessiz sedasız sürdüren şehrin bu durumdan pek haberi yok. İzmirli de bu koridorda uzanan şehrin gerçek durumundan ne kadar haberdar belli değil.
İzmir 8500 yıldır var. Ancak kesintisiz varlığı 5000 yıl. Bilinen zamanlarda, İzmir sadece 2 kere işgal edilmiş. O tepeleri aşıp İzmir’e girmek zahmetine kimseler girmemiş. Yani, o kadar da önemli bir şehir değil. Sadece, Osmanlı İmparatorluğu’nda Levant’ın önemli bir limanı olduğu dönem var.
Cumhuriyet döneminde İzmir üçüncü büyük şehir olmasına rağmen, İstanbul-Ankara hattında yönetilen ülkenin sadece bir tatil beldesi… Tatil algısı o kadar etkili ki acelesi olmayanların şehrinde çalışmak, üretmek adeta bir angarya…
Geçtiğimiz günlerde açıklandı, İzmirli okumayı da pek sevmiyor. Ülkenin en az okuyan kentlerinden biriymiş… Aydınları okumayı sevmeyen bir metropol…
İzmir, ülkenin aydınlık yüzü olarak durmadan ilerliyor, gelişiyor… Öyle gelişiyor ki inanılmaz temiz ve bakımlı bir şehirken, inanılmaz bakımsız ve pis bir şehre dönüşen İzmir’in geçirdiği değişim, Kafka’nın eseri Değişim’i çağrıştırıyor. Beton yığını altında kalmış pislik yuvası şehrin hali, böceğe dönüşen adamın öyküsü gibi… Bu da gelişmenin sanat boyutu olmalı…
Gelişmenin bir başka sanat boyutu da Özgür Özel’in tercihiyle Büyükşehir’in başına gelen kişinin vasatlığını korku filmi gibi izlemek. Neyse, sonunda Ak Parti’ye geçti. Ama pek şaşıran olmadı. İzmir zaten seküler merkez sağın çoğunlukta olduğu bir şehir.
İzlediğimiz korku filminin en netameli sahnesi, kentsel dönüşümde yıllardır yapılan yatırımların iktidar gurubuna teslimi... Tunç Soyer de içerde gün sayacak… Akla ziyan bir durum. Cemil Tugay/Özgür Özel ikilisi sayesinde, İzmir’in 24 yıllık direnişi işe yaramaz kâğıt parçası gibi buruşturulup çöpe atıldı.
Biraz da iyimser olmak lazım, değil mi!.. İzmir’de hal ve gidiş berbat olmakla birlikte, yeni Dünya düzenine geçiş sürecinde, İzmir’in bölgede metropol kentlerden biri olma ihtimali yüksek. “Teknoloji Başkenti İzmir” hedefi önemli ve değerli. Ancak bu durumun İzmir ahalisini ne kadar ilgilendirdiği meçhul. Umut, dijital teknoloji yatırımlarını İzmir’e taşıyan sermaye guruplarında. Bu durumda, İzmir’in dijital Dünya düzeni metropolü olması güçlü ihtimaldir.
Yıllar önce, İzmir’in adeta doğal film platosu olduğunu, bu konuda çalışmak gerektiğini, Luwi ve İyon kültürünü Dünya’ya tanıtmanın önemini heyecanla yazdım, söyledim, fakat gördüm ki benden başka kimsenin ilgisini çekmiyor, sustum. İzmirli öyle kolay kolay yerinden kıpırdamıyor.
Hal böyle olmakla birlikte, yeni bir çağın eşiğinde, İzmirli olmanın anlamını ülkeye göstermek gerekir. Ve bunu göstermenin yolu, “yeni Dünya düzeninde Türkiye’yi” etkili bir dille tarif etmekten geçiyor.
Neyse… Cemil Tugay vakasından sonra İzmirli ne yapar, nasıl tepki verir, göreceğiz. Ancak şehrin yaşanılmaz hale geldiği de bir gerçek. Sorunların çözüldüğü görülürse siyasi tercihler nasıl etkilenir, o da bir başka tartışma konusu…
Keşke İzmirli iktidara karşı çıktığı kadar, şehri yaşanılmaz hale getiren ana muhalefete de karşı çıkabilseydi…