Uzun zamandır bu böyle. Siyaset, eşittir hizmet. Sadece kahvehane sohbeti değil, siyasetçilerin dilinde de bu anlayış dile getirilir. Milletvekilleri ve özellikle belediye başkanları, hizmete talip olurlar. Daha iyi hizmet ederiz, daha çok hizmet ederiz iddiasındadırlar.
Birkaç ay önce seyahatimiz sırasında birkaç kez Elazığ’dan geçmemiz gerekti. Şehre nereden girersen gir veya hangi yönden çıkarsan çık, sizi dev billboardlar karşılıyor. Dev bir fotoğraf üzerinde “Elazığ’a hizmet benim işim. Gürsel Erol. Elazığ Milletvekili” yazıyor.
Aydın’da şehir girişi ve çıkışlarında, ayrıca Aydın’ın her ilçesinin giriş ve çıkışında hep Özlem Çerçioğlu’nun dev posterleri altında, hizmet vurgusu olan billboardlardan kaçış yok. Örnek çok. İzmir’in ilçelerinin çoğunda da böyle. Hizmet mesajı ile başkan reklamı.
Şimdi yargı tehdidine dayanamayıp, ampul rozeti takan her CHP’li ve Yeni Partili veya Saadet Partili siyasetçi, hepsinin ortak mesajı, şehrime daha iyi hizmet için AKP’ye geçtim oluyor. Tabi bu ahlaksızlığı örtebilecek bir mazeret değil. Korkumdan veya menfaat için geçtim yerine, böyle bir gerekçeye sığınmak, bu siyasetçilerin oy hırsızlığını haklılaştırmaya yetmez.
Buca eski Belediye Başkanlarından Cemil Şeboy’un, arkadaşımız sunucu Deniz Olgun ile yaptığı bir röportaja rastladım. Burada Cemil Şeboy, İzmirli seçmenin uzun zamandır CHP’li adaylara oy vermesini eleştiriyor. Eskiden İzmirli seçmenler iktidar partisinden adaylara oy vererek daha akılcı davranıyorlardı. Şimdi takım tutar gibi körü körüne oy veriyorlar diyor. Oysa diye ekliyor, kaldırımın, yolun, otoparkın ve yeşil alanın siyaset ile ne alakası var.
Seçmen kutuplaşması doğru. Adayların niteliklerine bakmaksızın oy verme sadece CHP seçmenine özgü değil. Yelpazenin tamamını kapsıyor. Ayrıca sadece İzmir seçmenine ait bir tercih de değil bu. Diyarbakır, Konya, Erzurum hepsinde geçerli. Gelelim, diğer sözüne.
Cemil Bey, yanılıyor. Kaldırım ve yeşil alan pekala, siyasi bir konudur. Daha geniş çerçevede ifade edersek, şehircilik, sadece çöp toplamaya ve kaldırıma indirgenemez ama onlar da pekala siyasi tartışma konusu olabilir.
Hadi ilçesinden soralım Cemil Bey’e. Eski Buca Cezaevi alanı imara mı açılmalı yoksa yeşil alan mı yapılmalı? İşte size siyaset. Daha doğrusu bu soruya verilecek cevap, siyasidir. Nitekim, bu alana AVM ve konut yapımını tercih edenler de oldu, tamamının kamusal kullanımı amacıyla yeşil alan olmasını savunanlar da.
Bu anlamda yeşil alan tercihi, tamamen siyasi bir tercihtir. Liberal siyaseti benimseyenler veya sermaye taraftarı olan siyasetçiler, bu tür alanlara rant kapasitesi açısından bakarlar ama Cumhuriyetçi ve sol görüşü benimseyenler, böyle alanların ortak kullanım alanları olmasını tercih ederler.
Konak Meydanı’na Galeria Alışveriş Merkezi kurmak isteyen Yüksel Çakmur’un bu hizmeti de siyasidir, Kordon’a duble yol yapmaya kalkan rahmetli Burhan Özfatura’nın hizmet anlayışı da. Merkezi hükümet DP’de iken Belediye Başkanı Olan Osman Kibar’ın Kordon ve Güzelyalı sahilini çok katlı imara açması da siyasi bir tasarruftur.
Otopark’ın da siyaseti olur Cemil Bey. Mesela İzmir’in en önemli sit alanına çok katlı otopark yapmak da bir siyasettir. Ona karşı çıkmak da. Bütün bunlar, bir şehirdeki ortak yaşamın en iyi yolunun nereden geçtiği ile ilgili tercihlere bağlı konulardır çünkü. Cevabı otomatik değil, ideolojiktir.
Cemil Şeboy, belediye başkanlarının hükümet partisinden olmasının daha uygun olacağını ifade ediyor. Aynen AKP’ye topuklayan başkanlar gibi düşünüyor.
Cemil Bey ve çok yaygın bir kesim tarafından benimsenen, yerel yönetimleri, sadece hizmete indirgeyen bu anlayış, yerel yönetimlerin demokrasi işlevini ihmal ediyor. Zaten yerel yönetimlerin bu işlevi hem iktidar hem muhalefet partilerinde ciddiye alınmayan bir boyutu oluşturuyor.
Merkezi hükümetin yetki ve sorumlulukları başka, yerel yönetimlerin başka. Ayrı partilerden olsa ne fark eder ki? Hatta denge ve denetleme açısından daha bile iyi olabilir bu farklılık. Ama kayırmacılık anlayışına dayanan bu merkeziyetçilik siyaseti bunu sorun olarak görüyor. Özal döneminde bu himaye anlayışı açık açık kendini ortaya koymuştu. Elleri kolları koltuğa bağlı belediye başkanı tercih etmeyin afişleri ile. Ama seçmen tersini yapmıştı.
Şimdi ise artık afişe falan gerek yok, ya kodes ya rozet dönemi yaşanıyor. Bu denli otoriter müdahaleleri destekler nitelikteki bu açıklamalar akıl alır gibi değil. O zaman yönetim organları seçimle gelen yerel yönetim modelini terk edip, belediyelerin hizmet ve yetkilerini kaymakam ve valilere devredelim olsun bitsin.