Dünya demokrasi tarihinde yaşanmamış olaylara tanık oluyoruz ülkemizde. Belediye başkanlarını yargı kararı olmadan tutuklama, iktidarı eleştiren komedyeni hücreye atma, muhalefet partilerinden seçilmiş başkanları iktidar partisine transfer etme vs.
Bütün bunlar demokrasinin kurumsallaşmadığını ve bir süredir darbe koşullarında yaşadığımızı gösteriyor.
İzmir’de son birkaç haftanın siyasal gündemi de Foça ve Çiğli Belediye Başkanlarının ampul rozeti takmasını takiben Büyükşehir Belediye Başkanının da AKP’ye geçiş hazırlığında olduğu haberlerinden oluşuyor.
Belediye başkanının CHP’den seçilip, iktidar partisine kapak atmasının en öncelikli nedeni korku. Yani “ya rozet ya kodes” tehdidinde rozeti tercih etmesi.
Bir başkanın korkusu nedeniyle iktidar partisine geçmesi, onun karakterini ve ahlaki konumunu gösterir. Ancak yaptığı iş sadece kendisi ile ilgili değil. Bu geçiş ile irade hırsızlığı yapmış ve oturduğu koltuğun meşruiyetini sakatlamış oluyor. Çünkü o koltukta, başkan kendini değil, seçmen kitlesini temsilen oturuyor.
Çiğli Belediye Başkanı, belediye meclis toplantısında, Yeni Partili meclis üyelerinin, yoğun tepkisi üzerine, “siz de Yeni Parti’ye geçtiniz” deyiverdi. Yani ben de parti değiştirdim, siz de. Üstelik bu kişi, bu koltuğa Pir Sultan Derneği yöneticiliğinden yararlanarak, “dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan” sözlerini tekrarlayarak elde etti.
Aynı şey mi? Kesinlikle değil. CHP’den AKP’ye geçmek ile CHP’den Yeni Parti’ye geçmek aynı ahlaki tavır değil. Çünkü CHP’ye kayyum atanınca, seçmen kitlesinde büyük bir öfke kabarması yaşanması sonucu Yeni Parti kuruldu ve seçmenin kahir ekseriyeti bu partiye taşındı. Yani Yeni Parti’ye geçen başkan irade hırsızlığı yapmıyor, seçmen iradesi ile birlikte hareket ediyor. Temsil yeteneğini terk etmiş olmuyor.
Nitekim güvenilir kamuoyu araştırmaları, meydanlar ve sokalar da bunu gösteriyor. Yeni Partiye geçen başkanları ilçesinde protesto eden seçmen kitleleri gördünüz mü?
Ayrıca, bu darbenin sonuçlarına bakarak CHP’de kalan başkanların büyük çoğunluğu da şu anda seçmen desteğine sahip olmaksızın o koltukta oturuyor. Daha önce bu konuyu, “Eğreti CHP’liler” ve “Utangaç CHP’liler” olarak yazmıştık. Nitekim Mansur Yavaş bu duruma son verdi.
Bu konuda CHP ve Yeni parti taraftarları arasında oldukça sert atışmalar yaşanıyor. Bu transferleri, kötü aday belirlemeye bağlayan ve her transfer haberinde gördünüz mü diye sevinen CHP’liler az değil. Aday belirleme yöntemi kesinlikle doğru değildi ve bu kadar kolay transferlerde bunun net bir etkisi var. Bu sadece bu döneme ait bir özellik değil. Aday belirleme de kayırmacılık ve ağa yanaşma ilişkisi esastır, son dönemde de CHP bu yöntemde ısrar etti.
CHP’ye butlan atanması, bir Saray darbesidir. Hukuki, siyasi ve toplumsal meşruiyeti yoktur. Burada amaç, muhalefeti olabildiğince bölmek ve etkisizleştirmektir ve bunda belli ölçüde başarılı olunmuştur.
Butlan öncesi hem seçimde hem de kamuoyu araştırmalarında birinci parti konumunda olan CHP, şimdi yüzde üç ile beş bandında gözükmektedir. Yeni Parti de, AKP’nin belli ölçüde gerisine düşmüştür.
Zaten Kılıçdaroğlu CHP’si de Saray eleştirisi yapan bir muhalefet partisi olma hüviyetini benimsemedi. Yeni Partili başkanlar hapse atılınca, aklansınlar diyen Kılıçdaroğlu, ilk defa butlan CHP’sindeki bir başkan tutuklanınca, itiraz etti. Aklansın falan demedi.
Gelelim toplumsal meşruiyet meselesine. Toplumda CHP’ye butlan atamasına ve Kılıçdaroğlu’nun bu görevi benimsemesine destek çok düşük düzeydedir.
Kılıçdaroğlu, Kadir İnanır’ın cenazesinde yuhalandı, Turizm Bakanının korumaları sayesinde törene katılabildi. Şair Ahmet Telli’nin cenazesinde ise kendi gidemedi ama gönderdiği çelenk alandan uzaklaştırıldı. Aileye taziyeye gitme talebi ret edildi. Miting meydanlarında şarkıları ve türküleri söylenen bütün sanatçılar, Kılıçdaroğlu ve CHP’ye, şarkılarımızı kullanmayın dediler.
Komedyen Deniz Göktaş, istemediğim ve üç defa ret ettiğim halde beni zorla Kılıçdaroğlu ile görüştürdüler sözlerini mahkeme tutanaklarına geçirdi.
Selahattin Demirtaş da,Kılıçdaroğlu’nun cezaevi ziyaret talebini ret etti. Bu liste o kadar uzun ki. Mesela, Saray bu bölünmeyi tasarlarken, acaba mezhepçilik üzerinden bir fayda sağlayabilir miyiz diye de düşünmüş olmalı. Ama o da yeterince işe yaramadı. Çünkü butlan sonrası, Çorum’da, Hacı Bektaş’da ve İstanbul’da yapılan geniş katılımlı Alevi Bektaşi etkinliklerine Özgür Özel davetli olduğu halde, Kılıçdaroğlu’da davet gitmedi.
AKP rozeti takan başkanlar konusu hem demokrasimizin ne kadar eğreti olduğunu ortaya koydu hem de siyasal partilerin ne kadar fazla çürüme içinde olduğunu. Bunu iyi bilen Erdoğan, iktidarının devamlılığı için muhalefete yönelik hamlelerde (DEM, CHP ve Yeni Parti, Yeniden Saadet vs) belli sonuçlar almayı başardı.