Rıza üretmekte zorlanan iktidar, bunu başaramayacağını anlayınca, muhalefeti etkisiz kılmak için başka bir stratejiye başvurdu. Bunu çeşitli aşamalarda yaparken, her türlü otoriter yöntemi kullanmaktan geri durmadı.
Şu günlerde çeşitli otoriter liderlerin seçim kayıplarına bakarak, sıra Erdoğan’da diyenler var ama bu bir temenni. Çünkü söz konusu ülkelerdeki kurumsal yapı ve seçmenini sosyolojik yapısı ile Türkiye’deki durum, hiç benzer değil.
Mesela Trump, ne seçim yasalarını değiştirebilir ne de muhalefetin sesini kısabilir. Bunu ister ama gazete ve televizyonları kapatamaz, mahkemelerin kararlarına etki edemez, kamuoyunda aleni olarak kendini eleştiren ve hatta alaya alan bir tane sanatçıyı bile gözaltına aldıramaz.
Bu ABD’de siyaset sınıfının ya da seçmenin çok nitelikli olmasından kaynaklanmaz. Sistemi kontrol eden sistemin ve kurumların işleyişinden kaynaklanır. Böyle bir kurumsal işleyişte muhalefetin önünü kesmek veya yükselişini önlemek, kurumsal müdahalelerle değil ancak siyasi performans ile mümkündür.
Cumhurbaşkanlığı adaylığını açıklayan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması ve üniversite diplomasının iptali, muhalefetin önünü kesmek için ilk önemli hamleydi.
Belediyeleri silkeleyin talimatı önce bakanlara verildi ama sonra yargı dahil bütün kurumlar bu alanda aktif rol almaya başladı.
Ancak dönemin CHP Genel Başkanı Özgür Özel, iktidarın bu müdahaleleri karşısında çok etkili bir liderlik performansı göstererek, toplumsal muhalefet dalgasını yükseltmeyi başardı. İktidarın bu amaçla yaptığı her hamleye karşı hamle ile karşılık verdi ve seçmen kitlelerinde heyecan ve umut yaratmakla kalmadı, siyaset tarihinin miting ve şehir ziyaretleri rekoru kırdı.
İktidarın muhalefeti etkisizleştirmek için diğer hamleleri ard arda geliyordu. Bir tanesi PKK lideri ile sürdürülen diyalog sonrası, DEM’in muhalefet tarzını değiştirmek oldu. Pazarlıklar Öcalan ile sürdürülünce DEM cephesinde, kent uzlaşısı terk edilmeye ve tek adam rejimi eleştirileri azalmaya başladı.
O da yetmedi, iki yıldır bekletilen Butlan Davası karara bağlanıp, CHP’nin başına eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi getirildi.
Bu aşamadan sonra zorunlu olarak Yeni Parti kuruldu. Butlan CHP’si ise, iktidar eleştirisinden ziyade, yükselen muhalefetin hızını kesmeye katkı görevini üstlendi. Yani daha mahkeme kararı açıklanmadan bir iki ay kadar önce Doğu Perinçek’in Kılıçdaroğlu ile balık yedikten sonra, “yeni Cumhur İttifakı, AKP, MHP, Vatan Partisi ve Kılıçdaroğlu CHP’sinden oluşacak” açıklaması hayata geçmiş oldu.
Her ne kadar Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, bizi bölmek istediler ama başaramadılar dese de, geçen dönem siyasi ikbal konusunda beklentilerini yitiren profesyonel siyasetçiler için Butlan CHP’si toplanma yeri oldu. Ve burada yaşanan gerginlik, particilere ve seçmene de belli ölçüde yansıdı.
Özel öncülüğünde Yeni Parti, seçmen rüzgarını arkasına almaya devam edince, yeni yeni hamleler de geliyordu. Basın kuruluşları, darbe döneminde bile görülmeyen baskılara uğradı, çeşitli gazete ve televizyonlara kayyumlar atanarak, muhalif medya alanı yok edilmeye çalışıldı.
Dünyanın hiçbir demokrasisinde rastlanmayan bir organizasyon daha devreye girdi. Muhalefet belediye başkanlarının tehdit ile transferleri adeta bir kampanyaya dönüştü. Bütün bu hamleler ile muhalefetin yükselişi ciddi darbeler aldı.
AKP’liler öncülüğünde gerçekleşen fon soygunu ortaya saçılınca, yine seçmeni karşısında zora düşen iktidar, yıllardır gündemde olan Mustafa Sarıgül dosyasını çekmeceden çıkardı. Medyanın yüzde doksanı gün boyunca Sarıgül programları yaptı.
Fon soygunundaki iktidar organizasyonu gündem dışına itilemezse de, seçmene tekel durumundaki medya aracılığıyla, muhalefetin sefaleti mesajları verilmekte. Bakanlar ve parti yöneticilerin kendilerinin yanı sıra çocukları ve aile üyelerinin muazzam zenginleşme serüvenleri, Sarıgül operasyonu ile örtülmeye çalışılıyor.
Örtülemez tabi ki, ama seçmende rıza üretmeyi başaramayacağını anlayan Saray, muhalefetin hızını kesmekte belli ölçüde mesafe almış bulunuyor. Öcalan ve Kılıçdaroğlu ile yürütülen ittifak, kurumların ölçüsüzce tahrip edilmiş olmasıyla birlikte düşünüldüğünde, iktidar adayı bir muhalif toplaşma alanı daraltılmış bulunuyor.
Ama bu durum, iktidarın meşruiyet krizini ortadan kaldıracak bir etki yapmayacaktır.