Bu iki kavram arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Çünkü hem fon hırsızlığı hem de oy hırsızlığı, kişilerin karakterlerinin zayıflığı ve nefsine yenilme olayı değil, yapısal bir sorundur.

İki dönem önce AKP’li beş Büyükşehir Belediye Başkanın istifaya zorlanması, her dönem Melih Gökçek ve ailesinin ciddi servet transferleri, iktidar imkanları ile yolsuzluk konusunda önemli olaylardı. Eski Bakan ve AKP Genel başkan yardımcısı Fatma hanımın, Amerika’da okumak için İstanbul Büyükşehir Belediyesinden milyonlarca lira burs alması da çocuğunun sınavlarda tam puan alması da iktidar ve kayırmacılık ilişkisini ortaya koymaktadır.

Hukuk kuralları işleyen ve bütünsel bir kamuoyuna sahip, hiçbir ülkede, iktidar bunların üzerine oturarak yoluna devam edemez. Ama bizde bütün kurumlar Tek Adama bağlı olduğu için, başta hukuk olmak üzere, hiçbir denetim mekanizması işlemiyor. Ya da keyfi işliyor.

Belediyelerde de durum aynı, hem de parti ayrımı olmaksızın. Geçen dönem, bu dönem fark etmiyor. Şu anda yükselen muhalefeti zayıflatmak ve parçalamak için yapılan operasyonlara bakıp da, bu durumun sadece bu döneme özgü olduğunu düşünmek yanıltıcıdır.

Özlem Çerçioğlu ve diğer birçok belediye başkanı hakkında geçen dönem de klasörler dolusu iddialar vardı. Ama soruşturmaya o zaman gerek yoktu. Oysa yerel yönetimlerde seçim zaferi elde eden muhalefeti durdurmak için, belediyeleri silkeleyin talimatı ile başlayan operasyonlar, tutuklamalar ve transferler ile devam etti.

Şimdi CHP ile Yeni parti bölünmesi ve hatta çatışması yaşandığı için, Kılıçdaroğlu taraftarları, doğal olarak, bu adayların iyi seçilmediğine vurgu yapıyorlar. Tamamen haklılar. Belediye başkan adayları ne söylendiği gibi anket ile belirlenir ne de yapay zeka ile. Zaten öyle de yapılmadı. Kim kimin adamı sistemi sürdürüldü. Kim nereli ve kim mezhepçi baskı oluşturdu, ona göre atamalar yapıldı.

Nitekim ampul rozeti takan Çiğli Belediye Başkanı’nın Pir Sultan Abdal Derneği kullanılarak avantaj sağladığı da protestolarda dile getiriliyor. Foça Belediye Başkanının transferi konusunda ise o dönem parti merkez yönetiminde olan Deniz Yücel’e tepkiler dile getirildi. Ama adaylar geçen dönem de aynı yöntemlerle belirlenmişti.

Bu liyakatsiz başkanların, sadece bu döneme özgü olamadığını ve geçen dönem de aynı baskılar yaşansaydı aynı transferler olurdu deyince, sosyal medyada bazı CHP’lilerden itiraz geliyor. Oysaki ben, bu liyakat sorununa dikkat çekmek için, daha adaylar açıklandığı gün, “gidenlere üzülmedim, gelenlere de sevinmedim” diye yazmıştım.

Bunu söylerken, ampul rozeti takan başkanların durumunu normalleştirmek istemiyorum. Ama önemli bir sorun var. Eğer bu dönem yaşanan bu rezaletleri, sadece bu dönemin aday belirlenmesine bağlarsak, o zaman sorunun yapısal boyutunu ihmal edip, tesadüflere ve kişilere bağlarız. Ki, bu çürümeyi ve yozlaşma sorununu hafife almış oluruz.

Mesela en az on belediye ve çeşitli bakanlıklar ile aynı yöntemler ile iş yapan, 700 küsur yıl ile iddianameye konan, Aziz İhsan Aktaş’ın neden sadece CHP’li ya da şu anda Yeni partili belediyeler ile bağı yargı konusu yapılıyor. AKP’li belediyeler ve AKP’ye geçen Çerçioğlu da aynı işleri yaptığı halde, nasıl yargı muafiyeti yaşıyor?

Türkiye’de siyaset maalesef uzunca bir süredir, hazine yağmasından pay alma mücadelesine döndü. Ama bunun kültürel çatışma motifleri farklı sadece. Mehter Marşı ile de soygun ve adam kayırma yapılıyor İzmir Marşı ile de.

Demokrasi ve hukuk kuralları işlemediği için, temsili bir göreve seçilen belediye başkanı veya milletvekili zoru veya menfaati görünce ne kadar kolay parti değiştirebiliyor. Bu oy hırsızlığıdır. Başkan veya vekil, başka bir partiye görevinde iken geçerse, aldığı oyları başka bir partiye taşıyor. Yani çalıyor.

Fon hırsızlığı nasıl ki, iktidar olanaklarının hukuk ve ahlak dışı ya da denetimden muaf bir şekilde gerçekleşiyorsa, oy hırsızlığı anlamına gelen transferler konusunda da ahlaki ve yasal engeller yok maalesef.

İzmir’de Foça ve Çiğli Belediye Başkanları, ampul rozeti takarak, yargı baskısından muafiyet elde ettiler. Bir süre önce söylentiler çıkınca, “ben AKP’ye geçersem, karım beni boşar” diyen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın da rozete yaklaştığı anlaşılıyor. Karısının tepkisi özeldir ama rozeti takarsa, 1 milyon 200 bin üzerindeki oyu çalmış olacak. Çiğli ve Foça’daki Başkanlar bunu yaptılar.

Fon hırsızlığı da oy hırsızlığı da, sistemin ne kadar çürüdüğünü gösteriyor. Çürüme maalesef bütün partilerin kronik hastalığına döndüğü için, çözüm üretmek için daha yeni bir pratiğe ihtiyaç var.