Trump’ın Koalisyonu Nasıl Dağıldı?
ABD ara seçimlerinde Demokratlar, Temsilciler Meclisi'nde çoğunluğu geri alırken Senato'da da Cumhuriyetçilerin elindeki önemli sandalyeleri kazandı. Texas, Kansas, Iowa ve South Carolina gibi uzun yıllardır Cumhuriyetçilerin güçlü olduğu eyaletlerdeki sonuçlar, seçim öncesinde beklenen Demokrat dalganın coğrafi sınırlarını genişletti. Trump'ın iki yıl önce kazandığı seçmen koalisyonunun bazı parçaları Demokrat adaylara yöneldi. Cumhuriyetçilerin 2024'te sandığa taşıdığı seçmenlerin bir bölümünü ise bu kez aynı ölçüde harekete geçiremediği görülüyor.
Seçimin nedenlerini anlamak için 2024'e dönmek gerekiyor. Trump o yıl yalnızca Cumhuriyetçi tabanı harekete geçirmemiş, geleneksel olarak Demokratlara oy veren seçmen gruplarında da desteğini artırmıştı. Özellikle Hispanikler, genç erkekler ve işçi sınıfı seçmenleri arasında sağladığı kazanımlar, seçim başarısının önemli parçalarıydı. Biden dönemindeki enflasyon, göç politikalarına yönelik hoşnutsuzluk ve Demokratların kültürel konulardaki söylemi Trump'ın işini kolaylaştırmıştı.
İki yıl sonra aynı seçmen gruplarının bir bölümü Trump yönetiminin ekonomi, göç ve dış politika uygulamalarından rahatsız. Demokratlar bu hoşnutsuzluğu seçim kampanyalarının merkezine taşıdı.
Geçim sıkıntısı ve Trump'a tepki
AP VoterPoll'un yaklaşık 80 bin seçmenle gerçekleştirdiği araştırmaya göre seçmenlerin yaklaşık %40'ı ekonomiyi ülkenin en önemli sorunu olarak görüyor. Demokrasinin durumunu ilk sıraya koyanların oranı %30 dolayında. Göç ve sağlık ise yaklaşık %10'ar düzeyinde kalıyor.
Bu sıralama, iki yıl önce Trump'ın kurduğu gündemle önemli bir farklılık gösteriyor. Trump 2024'te göçmenlik, ulusal kimlik ve kültürel çatışmalar üzerinden Demokratları savunmaya zorluyordu. 2026'da Cumhuriyetçi adaylar hayat pahalılığını, gümrük tarifelerini ve İran Savaşı'nın maliyetini açıklamak zorunda kaldı.
Sandık çıkış araştırmalarında seçmenlerin yaklaşık onda dokuzu geçim maliyetini önemli buluyor. Benzin, gıda, kira ve elektrik faturaları seçmenlerin gündeminde. Yapay zekâ veri merkezlerinin enerji tüketimi ve bunun elektrik fiyatlarına etkisi de bazı eyaletlerde kampanya konusu haline geldi.
Ekonomik hoşnutsuzluk, Trump yönetimine yönelik daha genel bir siyasi tepkiyle birleşti. Seçmenlerin yaklaşık onda dördü oy verirken Trump'a karşı çıkmayı önemli bir neden olarak gösterirken, onu desteklemek için oy kullandığını söyleyenlerin oranı beşte birin altında kaldı.
Bu tablo, motivasyon farkını sandıkta da görünür kılıyor. Trump karşıtları sandığa gitmek için daha güçlü bir neden bulurken Cumhuriyetçilerin bir bölümü aynı isteği göstermedi.
Üstelik tepki yalnızca Demokrat seçmenlerle sınırlı değil. Bağımsızların büyük çoğunluğu ve Cumhuriyetçi seçmenlerin yaklaşık %40'ı Kongre'nin başkan üzerinde yeterli denetim kurmadığını düşünüyor.
Gençlerin dönüşü
Seçimin dikkat çekici sonuçlarından biri gençlerin oy tercihlerinde yaşanan değişim.
AP VoterPoll'a göre 30 yaş altındaki seçmenlerin yaklaşık %70'i Demokrat adaylara oy verdi. Tufts Üniversitesi bünyesindeki CIRCLE'ın sandık çıkış verilerine dayanan değerlendirmesinde bu oran %71.
Genç erkeklerdeki değişim özellikle çarpıcı. 2024 başkanlık seçiminde genç erkeklerin %56'sı Trump'ı desteklemişti. İki yıl sonra aynı yaş grubundaki erkeklerin %63'ü Temsilciler Meclisi seçiminde Demokrat adaylara oy verdi. Genç kadınlarda Demokratların oy oranı %75'e ulaştı.
Değişim yalnızca kentli ve üniversite eğitimli gençlerle sınırlı değil. Beyaz gençlerin %62'si, kırsal bölgelerde yaşayan gençlerin %57'si Demokratları destekledi. Oysa 2024'te kırsal kesimdeki gençlerin %60'ı Trump'a oy vermişti. Üniversite diploması olmayan gençler arasında da Demokratların oy oranı %69'a ulaştı.
Bu sonuçlar, Trump'ın 2024'te genç erkekler, beyaz gençler ve kırsal kesimdeki gençler arasında elde ettiği kazanımların iki yıl içinde önemli ölçüde aşındığını gösteriyor. Genç seçmenlerin yaklaşık yarısının ülkenin gidişatına öfkeli olduğunu söylemesi de bu değişime eşlik ediyor.
Gençler toplam seçmenlerin yaklaşık onda birini oluşturuyor. Dolayısıyla Demokratların başarısını yalnızca onların oylarıyla açıklamak mümkün değil. Fakat 2024'te Cumhuriyetçilerin lehine değişen genç seçmen tercihlerinin yeniden Demokratlara yönelmesi, iki seçim arasındaki önemli farklardan biri.
Hispanik seçmenlerde de benzer bir gelişme var. AP araştırmasına göre Hispaniklerin yaklaşık %60'ı Demokrat, üçte biri Cumhuriyetçi adaylara oy verdi. Trump'ın 2024'te bu seçmen grubunda elde ettiği desteğin bir bölümü iki yıl içinde kayboldu.
Hispanik seçmenlerin yaklaşık %70'i Trump'ın politikalarının ekonomik koşulları kötüleştirdiğini düşünüyor. Göç politikasının bu seçmen grubundaki etkisini incelerken ekonomik hoşnutsuzluğu da hesaba katmak gerekiyor.
2024 seçimlerinden sonra sıkça tartışılan bir soru yeniden gündemde: Trump'ın Hispanikler ve genç erkekler arasında kazandığı destek kalıcı bir siyasi yöneliş miydi, yoksa Biden yönetimine duyulan hoşnutsuzluğun yarattığı geçici bir yakınlaşma mıydı?
Cumhuriyetçilerin kalelerinde Demokratlar
Demokratların Senato başarısı, ulusal oy eğilimlerinin ötesinde yerel kampanyalarla da ilişkili.
Texas'ta James Talarico, dinî kimliğini ve ilerici ekonomik söylemini bir araya getiren kampanyasıyla dikkat çekti. Hristiyanlık üzerinden kurduğu eşitlik ve dayanışma dili, Cumhuriyetçilerin uzun süredir etkili olduğu bir siyasi alana sesleniyordu.
Kansas'ta Adam Hamilton'ın dinî geçmişi, sağlık hizmetleri ve tıbbi borçlar üzerine geliştirdiği söylemle birleşti. Iowa'da Josh Turek, tarım ekonomisini, sağlık hizmetlerini ve engellilik haklarını öne çıkarırken göç konusunda iki partili işbirliğine açık olduğunu belirtti.
North Carolina'da Roy Cooper'ın eski vali olarak tanınırlığı ve eyalet yönetimindeki geçmişi kampanyasına farklı bir dayanak sağladı.
Bu adaylar, ulusal Demokrat Parti söylemini aynen tekrarlamak yerine kendi eyaletlerinin seçmenlerine ulaşabilecekleri konuları ve dili kullandılar. Talarico'nun dinî söylemi ile Michigan'da Abdul El-Sayed'in ilerici siyasi kimliği aynı parti içinde farklı seçmen koalisyonları kurma çabasının örnekleriydi.
Cumhuriyetçi adaylar ise farklı bir sorunla karşılaştı. Trump'ın desteğiyle aday olan isimler, Trump'tan uzaklaşan seçmenlerin oyunu almak zorundaydı.
Iowa'da Ashley Hinson'ın başlangıçta Trump'ın güçlü müttefiki olacağını vurgularken kampanyanın son döneminde iki partili işbirliğine ağırlık vermesi bu güçlüğün örneklerinden biriydi.
Demokratların başarısı, Demokrat Parti'ye duyulan güven mi?
Sandık çıkış araştırmalarının ilginç bulgularından biri, Demokrat adaylara oy verenlerin bir bölümünün Demokrat Parti hakkında da olumsuz görüş taşıması.
AP araştırmasında Demokrat Parti'yi olumlu değerlendirenler seçmenlerin yarısının biraz altında. Cumhuriyetçi Parti'nin olumlu değerlendirilme oranı ise yaklaşık %40.
Bu veriler, Demokrat adayların başarısında partiye bağlılık kadar Trump yönetimine tepkinin ve adayların kendi siyasi kimliklerinin de rol oynadığını gösteriyor.
2024'te Trump'ın başarısına katkıda bulunan Demokrat Parti'ye yönelik hoşnutsuzluk bütünüyle ortadan kalkmış değil. Fakat iki yıl sonra seçmenler Cumhuriyetçi yönetimin uygulamalarını değerlendiriyor.
Cumhuriyetçi seçmenlerin kendi içindeki ayrışma da önemli. CBS'nin sandık çıkış araştırması, MAGA kimliğini benimseyen Cumhuriyetçilerle bu kimliğin dışında kalanlar arasında Trump'ın oy verme kararındaki rolünün farklılaştığını gösteriyor. MAGA seçmenlerinde başkana destek belirleyici bir motivasyonken diğer Cumhuriyetçilerde Trump'ın kişisel rolü daha sınırlı.
Beyaz Evanjelik Hristiyanlar ise bu ayrışmanın başka bir boyutunu oluşturuyor. Trump'ın en sadık seçmen gruplarından biri olmaya devam ediyorlar. Reuters/Ipsos araştırmalarında Trump'ın bu gruptaki görev onayı Ocak 2025'teki %77 düzeyinden Ekim 2026'da %63'e geriledi. Buna rağmen beyaz Evanjelikler, Trump'ın desteğinin %60'ın üzerinde kaldığı başlıca seçmen grubu.
Bu veriler, Cumhuriyetçi Parti'nin seçim sonrasında karşı karşıya kaldığı sorunun yalnızca Trump karşıtlarının oylarını kazanmak olmadığını gösteriyor. Trump'a bağlılığını sürdüren seçmenlerle onun politikalarından uzaklaşan Cumhuriyetçiler arasında ortak bir siyasi gündem kurmak da gerekiyor.
Seçim öncesinde NateSilver'ın FLIPR modeliyle NYT/Siena anketlerinin ortaya koyduğu tablo bu değişime işaret ediyordu. Michigan, Texas, Maine, Ohio ve Kansas'ta Demokrat adayların anket üstünlüğü, Cumhuriyetçilerin tarihsel olarak güçlü olduğu eyaletlerde bile rekabetin genişlediğini gösteriyordu.
Trump yenilgiyi kabul etti, sorumluluğu üstlenmedi
Trump seçim sonrasında Demokratlarla çalışabileceğini söyledi. New York Times'a verdiği ve Reuters'ın aktardığı açıklamada bir uzlaşma yolu bulunabileceğini belirtti.
Ancak Cumhuriyetçi adayların başarısızlığından kendisini sorumlu tutmadı. Kendi adı oy pusulasında olsaydı partinin kazanacağını savundu.
Bu açıklama, Cumhuriyetçi Parti içinde başlayacak tartışmanın da çerçevesini gösteriyor. Trump'ın siyasi otoritesi, aday belirleme gücü ve 2028 başkanlık seçimlerine giderken partinin izleyeceği yol artık birlikte tartışılacak.
Cumhuriyetçi adayların Trump'a bağlılık ile Trump yönetiminden hoşnutsuz seçmenlere ulaşma çabası arasında karşılaştıkları sorun, seçim yenilgisiyle birlikte daha görünür hale geldi.
Kongre'de yeni dönem
Demokratların Senato çoğunluğunu kazanması, Trump yönetiminin önündeki iki yılın kurumsal koşullarını değiştiriyor. Üst düzey atamalar, federal yargıç onayları ve Senato komisyonlarının yönetimi artık farklı bir çoğunluğun elinde olacak.
Temsilciler Meclisi'nde de Demokrat çoğunluğunun oluşması, yönetimin harcamaları ve kararları hakkında soruşturmaları, bütçe pazarlıklarını ve yasama sürecindeki çatışmaları artırabilir.
Trump'ın dış politika, gümrük tarifeleri ve federal yönetim üzerindeki yetkileriyle Kongre'nin denetim gücü arasındaki mücadele önümüzdeki dönemin başlıca siyasi meselelerinden biri olacak.
Cumhuriyetçi Parti açısından ise daha uzun vadeli bir sorun ortaya çıkıyor. Trump 2024'te farklı seçmen gruplarını bir araya getirerek başkanlığı kazanmıştı. İki yıl sonra bu koalisyonun bazı parçaları Cumhuriyetçi adaylardan uzaklaştı. Genç erkeklerde, Hispaniklerde ve kırsal kesimdeki gençlerde görülen değişim, partinin 2028'e giderken yeniden ulaşmak zorunda olduğu seçmenleri gösteriyor.
Demokratların önündeki sorun da çok farklı değil. Trump'a karşı oy veren seçmenlerin ne kadarını kendi siyasi programları etrafında tutabilecekleri, önümüzdeki iki yıldaki performanslarına bağlı olacak.
2024'te Trump'a oy verenlerin hepsi aynı nedenlerle Cumhuriyetçilere yönelmemişti. Enflasyondan yakınanlar, göç politikasının değişmesini isteyenler, kültürel konularda Demokratlardan uzaklaşanlar ve Trump'a kişisel bağlılık duyanlar aynı sandıkta buluşmuştu. İki yıl sonra bu seçmenlerin bir bölümü Demokrat adaylara oy verdi, bir bölümü Cumhuriyetçilere desteğini sürdürdü.
Trump'ın 2024'te bir araya getirdiği seçmenleri 2026'da harekete geçirememesi, Cumhuriyetçi Parti'nin önündeki temel siyasi mesele. Demokratlar ise Trump'a tepki duyan seçmenleri kazanmış olmanın ötesine geçmek zorunda. İki parti de 2028'e bu seçimde ortaya çıkan seçmen davranışlarının etkisi altında hazırlanacak.