3 Kasım ara seçimleri öncesinde anketler ve seçim tahminleri, Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi'ndeki çoğunluğu kaybedeceklerini gösteriyor. Senato'daki çoğunlukları da ciddi biçimde tehdit altında. İki yıl önce Trump'ı Beyaz Saray'a taşıyan siyasi üstünlük büyük ölçüde aşınmış durumda. Peki, bu değişim nasıl gerçekleşti?

Donald Trump, 2024 seçimlerinde ekonomik hoşnutsuzluğu kültürel çatışmalarla birleştirerek geniş bir seçmen koalisyonu kurdu. İki yıl sonra hayat pahalılığı ve İran Savaşı bu koalisyonu aşındırırken Demokratlar, Trump'ın belirlediği gündemin dışına çıkmanın yollarını aradı. New York'ta Zohran Mamdani'nin başarısı, bu değişimin en dikkat çekici örneklerinden biri oldu.

Trump'ı kazandıran koalisyon

Donald Trump, 2024 başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti'nin geleneksel seçmenlerinin yanına, Biden dönemindeki enflasyondan ve hayat pahalılığından bunalan geniş bir kesimi ekledi. İşçi sınıfından, Latin seçmenlerden ve genç erkeklerden önceki seçimlere göre daha fazla destek aldı.

Bu seçmenlerin beklentileri farklı farklıydı. Kimileri göçmen karşıtlığı, kimileri geleneksel değerlerin korunmasını, kimileri de gıda, konut ve enerji fiyatlarının düşmesini istiyordu. Trump, ekonomik sorunların sorumluluğunu Washington'daki siyasi elitlere, göçmenlik politikalarına ve küreselleşmeye yükleyerek bu talepleri bir araya getirdi.

Demokratlar ise kampanya boyunca büyük ölçüde Trump'ın belirlediği gündemle uğraştı. Göçmenlik politikalarına, kültürel söylemlerine ve demokrasiye yönelik tehditlerine karşı çıktı. Trump'ın ekonomik vaatlerinden çok, Trump'ın kendisini tartıştı.

İki yıl sonra ekonomik hoşnutsuzluk Trump'ın karşısına çıktı. Demokratlar da bu arada farklı seçmen gruplarına ulaşmak için yeni bir siyaset geliştirmeye başlamıştı.

Ekonomik hoşnutsuzluk yön değiştirdi

Trump'ın 2024'te kullandığı en güçlü seçim malzemelerinden biri hayat pahalılığıydı. Biden yönetimini fiyatları kontrol edememekle suçladı; gıda, enerji ve konut giderlerini düşürme sözü verdi.

İkinci başkanlık döneminde Amerikalıların ekonomik sıkıntıları devam etti. Gümrük tarifeleri ithal ürünlerin maliyetini artırdı. İran Savaşı'nın enerji fiyatlarına etkisi de hane bütçeleri üzerindeki baskıyı ağırlaştırdı.

Reuters/Ipsos'un Eylül 2026 araştırmasında Cumhuriyetçilerin Trump'ın hayat pahalılığıyla mücadelesine verdiği onay, yılın başındaki yüzde 70 düzeyinden yüzde 44'e geriledi. Ekonomik yönetiminden memnun olmayan Cumhuriyetçilerin bir bölümü Trump'ı desteklemeyi sürdürse de 2024'te ekonomik beklentilerle ona yönelen seçmenler arasında hoşnutsuzluk büyüdü.

Trump'ın seçim kampanyasındaki önemli vaatlerinden biri de Amerika'yı yeni savaşlara sokmamaktı. Washington'ın dış müdahalelerini eleştirmiş, uluslararası çatışmaları müzakereyle çözeceğini söylemişti. İran Savaşı'yla birlikte Trump artık dış müdahaleleri eleştiren siyasetçi değil, kendi yönetiminin askeri kararlarını savunan başkandı.

Demokratlar savaşın maliyetini hayat pahalılığıyla ilişkilendirdi. Cumhuriyetçi adayları yalnızca Trump'ın dış politikasını değil, bu politikanın Amerikan ailelerine ekonomik etkilerini de savunmaya zorladı.

Mamdani'nin değiştirdiği tartışma

Trump'ın gerilemesini yalnızca kendi yönetiminin sorunlarıyla açıklamak, muhalefetin siyasetini gözden kaçırır. Demokratlar içindeki arayışın en dikkat çekici örneği, Zohran Mamdani'nin New York belediye başkanlığı kampanyasıydı.

Mamdani, kampanyasını Trump'ın kişiliği üzerine kurmadı. New York'ta yaşamanın neden bu kadar pahalı olduğunu anlattı. Kiraların dondurulmasını, ücretsiz otobüsleri ve çocuk bakımının yaygınlaştırılmasını savundu.

Rakipleri onun sosyalist kimliğini, Müslüman oluşunu ve siyasi görüşlerini tartışmaya açtı. Mamdani ise kira, ulaşım ve çocuk bakımı konularından uzaklaşmadı. Gönüllüler kapı kapı dolaşırken sosyal medyada aynı somut vaatler tekrarlandı. Kampanyanın gündemi, rakiplerinin suçlamaları olmadı, New Yorkluların geçim sorunları etrafında şekillendi.

Mamdani'nin başarısında önemli olan, ekonomik talepleri farklı kimliklerden seçmenlerin ortak meselesi haline getirmesiydi. Kültürel kimliğini gizlemedi; fakat seçmenlerin ekonomik sorunlarına çözüm öneren bir siyaset yürüttü.

İki farklı popülizm

Trump ile Mamdani arasındaki fark, birinin kültürel, diğerinin ekonomik sorunlarla ilgilenmesi olarak görülmemeli. Trump da 2024'te güçlü bir ekonomik kampanya yürüttü. Mamdani'nin siyasetinde de kimlik, göçmenlik ve kültürel çoğulculuk önemliydi.

Fark, ekonomik sorunların nedenlerini ve sorumlularını nasıl tanımladıklarında ortaya çıkıyordu.

Trump, Amerikan çalışanlarının sıkıntılarını göçmenlik, küreselleşme ve Washington elitleriyle ilişkilendirirken Mamdani yüksek kiraları büyük mülk sahipleriyle, geçim sıkıntısını gelir eşitsizliğiyle açıkladı.Laclau’nun popülizm kuramıyla bakıldığında, Trump da Mamdani de farklı kesimlerin sorunlarını ortak bir siyasi mücadelede birleştiriyor. Ancak sorunların kaynağını farklı yerlerde arıyorlar.

Mamdani'nin New York'ta yaptığı, ekonomik hoşnutsuzluğu göçmenlere veya kültürel farklılıklara yöneltmek yerine konut piyasası, gelir dağılımı ve kamusal hizmetler üzerinden siyasallaştırmaktı.

Demokratların farklı yolları

Mamdani'nin başarısı Demokrat Parti siyasetinin tümünü belirlemedi. 2026 Kongre seçimlerinde Demokrat adaylar, Mamdani’den farklı yollar izledi. Her biri kendi eyaletindeki seçmenlerin sorunlarına ve beklentilerine göre bir kampanya yürüttü.

Texas'ta James Talarico, Hristiyan inancını ekonomik adalet ve eşitsizlik eleştirisiyle ilişkilendirdi. Cumhuriyetçilerin uzun süredir güçlü olduğu dinsel söylem alanında başka bir yorum geliştirdi. Hristiyanlığın yoksullara karşı sorumluluk, dayanışma ve adalet ilkelerini vurgulayarak muhafazakâr seçmenlerle ortak bir dil kurmaya çalıştı.

Talarico'nun yaklaşımı Mamdani'ninkinden farklıydı. Mamdani ekonomik talepleri farklı kimliklerden seçmenlerin ortak meselesi haline getirirken Talarico, dini değerlerin hangi ekonomik politikaları gerektirdiğini tartışmaya açtı. Kültürel çatışmadan kaçınmak yerine onun içeriğini değiştirmeye çalıştı.

Alaska'da Mary Peltola balıkçılığı ve yerel geçim kaynaklarını, Michigan'da Abdul El-Sayed kamusal sağlık ve ekonomik adaleti, North Carolina'da Roy Cooper ise sağlık hizmetlerini ve ekonomik güvenliği öne çıkardı.

Bu adaylar aynı ideolojik çizgileri vardı. Her biri kendi bölgesindeki seçmenlerin sorunlarını, o seçmenlerle ilişki kurabilecekleri bir siyasi dille ele aldı. Cumhuriyetçilerin kültürel suçlamalarına yanıt yetiştirmek yerine kendi gündemlerini korumaya çalıştılar.

Siyasi üstünlük nasıl değişti?

Reuters/Ipsos'un 2 Kasım 2026 araştırmasında Trump'ın başkanlık onayı yüzde 32'ye gerilemişti. İkinci döneminin başında bu oran yüzde 47'ydi.

Aynı araştırmada seçmenlerin yüzde 78'i hayat pahalılığını oy tercihi açısından çok önemli veya en önemli sorun olarak görüyordu. Hayat pahalılığını hangi partinin daha iyi yöneteceği sorusunda Demokratlar yüzde 43, Cumhuriyetçiler yüzde 32 destek aldı. Kongre seçim tercihlerinde de Demokratlar sekiz puan öndeydi.

2024'te Trump, rakiplerini göçmenlik, ulusal kimlik ve kültürel çatışmalar üzerinden savunmaya zorluyordu. 2026'da ise Cumhuriyetçi adaylar, hayat pahalılığı, gümrük tarifeleri ve İran Savaşı'nın yarattığı sorunlar karşısında Trump'ın politikalarını savunmak zorunda kaldı.

Bu değişimde Demokratların payı yalnızca Trump'a yönelik hoşnutsuzluğu dile getirmekten ibaret değildi. Mamdani ve Talarico gibi adaylar, ekonomik sorunların nedenlerini farklı biçimlerde tanımlayarak seçmenlere yeni siyasi seçenekler sundu. Üstelik bunu aynı ideolojik programı veya aynı kültürel dili kullanmadan yaptılar.

Trump, 2024'te ekonomik hoşnutsuzluğu kendi siyasi mücadelesinin parçası haline getirerek kazandı. İki yıl sonra aynı hoşnutsuzluk onun yönetimine yöneldi. Mamdani New York'ta, Talarico Texas'ta ve diğer Demokrat adaylar kendi eyaletlerinde farklı toplumsal kesimleri ekonomik talepler etrafında birleştirmeye çalıştı. Trump'ın siyasi üstünlüğündeki aşınmaya, kendi yönetiminin kararlarıyla birlikte muhalefetin geliştirdiği bu yeni siyaset de eşlik etti.