Bazen hayata bırakabileceğimiz en büyük iz, küçük bir incelik olabilir. Çünkü sadece kendi sınırlarımızdan ibaret olmayan bir yolcuğun içindeyiz. Birbirimizin farkında olarak ya da olmayarak etkilediğimiz alan, hepimizin ortak yaşam alanı…Belki de bu yüzden adaletsizliğe itiraz etmek, susmanın kolay olduğu yerde konuşmayı seçmek, herkesin kafasını çevirdiği yere bakmak, emeğe saygı duymak, tahammülsüzlüğe karşı dinlemeyi seçmek, canlı yaşamını korumak, hele mesele çocuklarsa onlara dair her şeyde sorumluluk üstlenmek çok daha değerli hale geliyor.

Bu kadar kötülüğün içinde evet bu duyguyla yol yürümek kolay değil ama zor da değil. Kirli pencereyi silmek, kırık pencereyi tamir etmek ve pencere yeri açılabilecek her yerde yeni manzaralar keşfetmek… Artık bu boyuta geldi zihnim. Odağımı değiştirmek bana iyi geldi. Çünkü gerçekten bazı insanlar sadece kavgadan, kötülükten ve hayatı cehenneme çevirmekten besleniyor. Başarılan işleri onure etmek zor geliyor.

Hafta sonu Ankara’da çocuklara kitaplarımı imzaladım. Öncesinde ise tüm bunların mimarı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ziyaret ettim. Bu topraklardaki büyük izleri ve incelikli halleri… Hani başta dedim ya, sadece kendi sınırlarımızdan ibaret olmadığımız bir yolculuğun içindeyiz diye… İşte Atatürk’e, çocukluk hayallerinin peşinden giden ve çok şükür ki hayallerini gerçekleştiren o küçük kız çocuğu çok şey borçlu. Birazda bu sebeple çocukların hayatını güzelleştiren her işin parçası olmak hem benim hem de deri sanatçısı arkadaşım Esra Alıcı için çok kıymetli bir sorumluluk…İki kız çocuğundan ayakları üzerinde duran iki kadına dönüşmek ve bugün de yine başka çocukların mutlu yetişkinliğe doğru yolculuklarına eşlik etmek… İşte hem bizim hikayemiz hem de birazdan aşağıda bahsedeceğim tüm hikayeler, 103 yıllık Cumhuriyetimiz sayesindedir.

Hepimiz biliyoruz ki ortak geleceğe karşı sorumlu olmak gerekir. Yazarlar, sanatçılar, aydınlar da bu sürecin en önemli parçası. Sizlere yeni kitapları ve çok değerli yazarlar tanıtmak bu yolculuktaki en güzel manzaralara gibi…

Öncelik elbette ki kadınların…Kadınların yazdığı, ürettiği, cesaretle paylaştığı ve ben de varım dediği her hikayeye bayılıyorum. Hem adaşım hem meslektaşım sevgili Nuray Karadeniz’in, “Ma: Anadolu’nun Ana Tanrıçaları” adlı kitabı insanlığın en eski izlerine yani kadının, doğanın ve yaşamın kutsallığına uzanıyor. Kadim dillerde kadın anlamına geliyormuş ma kelimesi. Anadolu’nun topraklarında doğan inançların ve kültürel belleğin izlerini arkeolojik bulgular, mitolojik anlatılar ve tarihsel değerlendirmeler eşliğinde ele alıyor; anadolunun en güçlü beş tanrıça kültünü kapsamlı şekilde hem destansı hem bilimsel bir anlatıyla sunuyor yazarımız. İlgi çekici bir kitap.

Bir diğer yazarımız ise Kerem Nadir Özcan “Bal Peteği” isimli ilk öykü kitabında yazının başında bahsettiğim gibi yolun sonuna değil yolculuğa vurgu yapıyor. Bal Peteği metaforu için şunları söylüyor: Hayat, boş gözlerden oluşan bir petektir. Her göz ayrı bir yalnızlık, ayrı bir kırgınlık, ayrı bir kayıp barındırır ama arılar çoktan gitmiştir.

Kitaptaki 35 öykü, insandan insana köprü kuruyor. Her öyküde kendimize ait bir ize rastlamak bence mümkün. Dili hem şiirsel hem ustura gibi keskin ayrıca. Bu da hayatın ta kendisi değil mi? Aynı zamanda sinemacı gözü ve senarist kalemiyle de yazarımız, modern insanın anlam arayışında onu anlamaya çalışıyor. Çağımızın en derin yalnızlığına pencere açıyor bir anlamda, ilgi çekici diğer kitap önerim.

“Bugünler Yaşanacak” ” isimli ilk romanıyla direkt okurda merak uyandıran bir diğer isim ise Eser Tura. Sadece insanların kişisel tarihinde ve duygularında değil bir ülkenin toplumsal belleğinde de büyük yaralar açan deprem gerçeğinden yola çıkaran bizi 17 Ağustos 1999 depremine götüren roman, Ali’nin hikayesinden bir kuşağın ortak sancılarına, kayıplarına, masumiyetine, hayata tutunma çabasına dikkat çekiyor. Zaman atlamalarıyla da anlatımın güçlendiği roman 12 gün üzerinden bir anlamda Türkiye panoraması diyebiliriz. Değişik bir kurgu ve bu yüzden ilgi çekici.

Ve son yazarımız Reşat Aslan…Daha önce 3 cilt halindeki Büyük Aşkım romanını yazmış. Emeğin, sabrın ve inancın izlerini taşıyan gerçek bir hayat anlatısı diye tanıttığı kitabının ardından yeni romanı “Aşksız Kalmak” okurlarla buluştu. Aşka dair anlatısıyla dikkat çeken yazarımız yeni kitabında okurlarına şu satırlarla sesleniyor: “En büyük kalabalıkların içinde bile insanı yapayalnız bırakan o hissi hiç yaşadınız mı? Hayatın karanlık dehlizlerinden aydınlıklara çıkmaya çalışırken yanınızda herkesin var olduğunu sanmak, aslında hiç kimsenin olmaması acı bir gerçektir.” 3 cilt büyük bir aşkı anlattıktan sonra aşksız kalmayı anlatan yazarın kitabı da ilgi çekenler listesinde.

Yazma sürecinin nasıl sancılı olduğun hepimiz iyi biliyoruz. Bu yüzden ortaya cesaretle bir eser çıkaranlara saygı duyuyorum. Geçici aleme incelikli bir hareketle eser bırakmak, o emek çok değerli. Bu arada, “Ma: Anadolu’nun Ana Tanrıçaları “ ve “Bugünler Yaşanacak” isimli kitaplar Amorf Kitap; “Bal Peteği” isimli öykü kitabı Eksik Harf Yayınları; “Aşksız Kalmak” isimli roman ise Eldra Yayınları etiketiyle okuruyla buluştu.

Tüm yazar arkadaşlarımın yolu açık, okuru bol olsun. Sonuç olarak, önce kendimize sonra ortak hikayemize incelikli davranalım. Belki de bu tüketim çağında bize nefes alacak yeni bir pencere açacak olan en büyük miras gerçekten de incelikli olmaktır, ne dersiniz?

Sevgiler herkese…