Kalem, aklın dilidir, diye bir söz var zihnimde. Kime ait bilmiyorum ama yazının ruhun karanlığına en iyi gelen araçlardan biri olduğunu anlatıyor gibi...
Yazı, bir anlamda anlatana sorumluluk yükleyen bir süreç. Kalemi tutanın vicdanına ve hayata karşı durduğu yere de işaret eder. Gerçeği eğip bükene o kalemden hayır gelmeyeceğini de vurgular.
O yüzden marifet, gördüğünü aktarmak değil sorgulayıp, araştırıp hakikatin peşine düşmektir. Gazeteci meslek büyüklerimden rahmetli Tanju Cılızoğlu’nun verdiği öğüdünü hiç unutmam: ”Gazetecilik, aklın yürümediği sürece ayaklarının yürütemeyeceği bir meslektir, kızım.”
Bu sözün geçer akçe olduğu bir anlayışla mesleğime sımsıkı sarılırken ve doğru sorular sormanın önemini her gün daha iyi kavrarken sözü, meslektaşlarıma bırakmak istiyorum.
Çünkü basın meslek örgütleri olarak 24 Ekim Cumartesi günü ülkenin birçok ilinde eş zamanlı olarak “Sansüre hayır! Habere özgürlük!” başlıklı kitlesel basın açıklaması düzenledik.
İzmir Gazeteciler Cemiyeti (İGC) Başkanı Dilek Gappi, basın meslek örgütlerinin ortak deklarasyon metnini İzmir’deki basın açıklamasında okudu. Deklarasyonun bir bölümünü aşağıya bırakıyorum. Umarım ve dilerim ki, gerçek haberciliğin tutsak edildiği bir iklimde kimsenin güvende olmadığını ve tüm bu yaşanan felaketlerin neden-sonuç ilişkisini hep birlikte kurabiliriz.
İşte metinden bir bölüm;
"Türkiye’de gazetecilik, iktidarların, siyasilerin ya da sermayenin değil halkın yanında olmaktır. Bizler, halkın haber alma hakkını savunan, gerçeğin peşinde koşan gazetecileri temsil eden basın meslek örgütleri olarak ilan ediyoruz: Artık yeter. Nefes alamıyoruz. Gazeteciliğin suç, haberin tehdit, gerçeğin sakıncalı sayıldığı; yalnızca gazetecilerin değil, itiraz eden herkesin sansürle, baskıyla ve cezalandırmayla karşı karşıya bırakıldığı günlerdeyiz.
Televizyon kanallarına kayyım atanan, haber siteleri erişime engellenen, habercileri tutuklanan, sosyal medya hesapları kapatılan, gazetecilerin adeta bir köle düzeninde çalıştırılıp sosyal haklarının tırpanlandığı bir ülkede basın özgürlüğünden söz edilemez.
Hemen her gün bir basın kuruluşunun ya da habercinin hedef haline getirildiği, yaptığı ya da yapmadığı haber nedeniyle gazetecilerin tutuklandığı, sosyal medya hesaplarının kapatıldığı, gazetecinin açlıkla boğuştuğu bir ülkede demokrasiden de söz edilemez. Artık gazetecilere, medya kuruluşlarına yaşatılanlarla dünya basın tarihine kömür karasıyla geçen bir ülke olduk. Gazetecilik halktan yanadır. İşçilerin hakkı gasp edilirken, emekçilerin direnişi bastırılırken, kadınlar şiddete uğrarken, gençler geleceksizliğe mahkûm edilirken, yoksulluk büyürken ve kamu kaynakları sermayeye aktarılırken bunları görünür kılmak gazeteciliğin kamusal sorumluluğudur. Gazeteci, halkın bilmesi gerekeni açığa çıkarmakla yükümlüdür; iktidarın bilinmesini istemediğini gizlemekle değil.
Gazetecilik siyasi iradelerin, sermayenin sesi olamaz! İktidarın ya da siyasi erkin çıkarlarını halkın çıkarları gibi sunan, patronların ekonomik gücünü gerçeğin önüne koyan, siyasi iktidara yakın olmayı mesleki güvencenin teminatı sayan anlayış gazetecilik değildir.
Bugün bedel ödeyen gazeteciler; iktidarların hoşuna gitmeyen sorular sordukları, kamu kaynaklarının nasıl harcandığını araştırdıkları, yolsuzluk iddialarını haberleştirdikleri, işçilerin direnişini, kadınların hak arayışını, tüm dezavantajlı kesimlerin ve ezilenlerin sesini duyurdukları için hedef alınıyor. Kimi gözaltına alınıyor, kimi tutuklanıyor, kimi ev hapsine mahkûm ediliyor; Kimi de sansürün ve baskının yarattığı güvencesizlik nedeniyle kendi kendini susturmaya zorlanıyor.
Bu nedenle gazetecilere yönelen baskı, aynı zamanda toplumun gerçeğe ulaşma hakkına yönelmiş bir saldırıdır. Unutulmamalıdır ki; gazetecinin kalemi kırılırsa toplum da karanlığa mahkum edilir. İstenen de budur. Gazeteci yazmasın, toplum gerçekleri öğrenmesin. Düşünceler, gerçekler susturulamazsa düşünenler yok ediliyor, gazeteciler bezdiriliyor. Sansür, otosansür, kapatmalar, tutuklamalar sadece gazetecilerin sorunu değildir. Bu toplumun en temel demokratik haklarına vurulan bir darbedir. 'Gazetecilik suç değildir' diye haykıran onlarca meslektaşımızın mesajı iktidaradır ama aynı zamanda yurttaşlarımızın da duyması gerekir. Susturulan sizin hakkınızdır. Sadece gazeteciler değil siz de susturuluyorsunuz!"
Saygı ve sevgiyle…