“Seninkiler bahçeye yuva yapmış. Belki 10’u birden küçücük bir plastiği yuvaya sokmaya çalışıyor,” dedi babam gülerek…
“Elleme baba, bir bildikleri mutlaka vardır!” diye güldüm ben de bilmiş bir tavırla…
Babamın seninkiler dediği karıncalar, benim çocukluk arkadaşlarım sayılır. Onları izlerken hayalimde kırmızı koltukları, dantelli örtüleri, sobasının üzerinde mandalina kabukları kuruyan sıcacık bir yuva canlanır. Hayalimde oturmayan tek bir şey var? Sobanın dumanı nereden çıkacak? Biliyor musunuz hayli zaman o bacayı aradım karınca yuvaları çevresinde? Boşuna sırrımı paylaşmadım sizinle, kafası çok değişik çalışan bir çocuktum derken…
Çocukluk hayalleri, merakları insanı hiç terk etmiyor sanki ya da ben çok hayal kuran biriyim diye bana öyle geliyor.
Bugün sizi bir karıncanın, bir kaplumbağanın ve deri sanatının peşinden sürüklemek istiyorum. Çünkü bu üçü bana aynı şeyi hatırlatıyor: Güzel olan hiçbir şey aceleye gelmiyor.
Çok çalışmanın kutsandığı, çok çalışana daha çok iş yüklenildiği ve durmanın da tembellik sayıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Ajandamız doluysa önemli, üretken hissediyoruz. Oysa bazen karınca gibi çalışmak bazen de kaplumbağa gibi yavaşlamak gerekiyor. Mesele hız değil. Ne zaman ileri ya da geri adım atacağımızı ne zaman durup nefes alacağımızı bilmek.
Deri sanatı bunun sahadaki karşılığı gibi geliyor. Çünkü deri de her sanatta olduğu gibi üzerinde çalıştıkça size kendini açan, sabır isteyen bir alan. Her desen bir iz, her dokunuş bir karar. Acele ettiğimizde hata yapabilir, dikkatimizi kaybettiğimizde bütün emeğimize zarar verebiliriz. Deriyi tanımak, dokusunu anlamak, onunla bir dil kurmak ve sınırlarına saygı duymak gerekiyor.
Emek, sabır ve zaman…Kendimizle, başkalarıyla ve zamanla böyle bir ilişki kurmaya ihtiyacımız yok mu?
İlk çocuk masal kitabım “Tatil Yoksa Balık Kraker De Yok” tam da bu düşüncelerden doğdu. Kitabın kahramanı Karınca Zıp Zıp, çok çalışmanın kutsandığı dünyaya itiraz ediyor; çalışmak kadar dinlenmenin de bir hak olduğunu savunuyor. Ormanda başlattığı dönüşümle bize üretmenin değerini hatırlatırken dinlenmenin de hayatın ayrılmaz bir parçası olduğunu söylüyor.
Şimdiyse Karınca Zıp Zıp, kitap sayfalarından çıkıp deriye işlenmeye hazırlanıyor! Yazarı olarak gözlerim doluyor.
Üniversiteden arkadaşım, Doku Deri Sanat Atölyesi’nin kurucusu ve deri işleme sanatçısı Esra Alıcı’yla büyük bir emekle ortaya çıkan bu iki hikayeyi buluşturmaya karar verdik. Esra; hayallerinin peşinden giderken çalışmanın, sabretmenin, tökezleyip yeniden başlamanın ne demek olduğunu deneyimleyenlerden. Bu yüzden deriyle kurduğu bağda yalnızca el becerisini değil kendi yolculuğunun izlerini de görüyoruz.
Bir çocuk düşünün: Önce Karınca Zıp Zıp’ın masalını dinliyor, sonra kahramanını kendi elleriyle deriye işliyor. Okuduğu bir karakter, dokunduğu bir malzemeyle somutlaşıyor. Bunun güzelliğini siz de hayal ediyorsunuz.
Sabırla yaptığı her hareket bir masal karakterine değer katıyor. Belki de o gün, yalnızca deri işlemeyi değil bir işe emek vermenin ve kendi izini bırakmanın önemini de öğrenecek.
İşte tam da bu nedenle bu buluşma benim için sıradan bir atölye etkinliği ve imza değil. Çocukluğumdan beri hayalimde yaşattığım karınca yuvasıyla, yılların emeğini ve sabrın izlerini üstünde taşıyan geleneksel deri sanatı aynı yerde buluşuyor. Bir yanda dinlenme hakkını savunan bir karınca, diğer yanda zamana ihtiyaç duyan bir malzeme… İkisi de bize hayatın kendi ritmi olduğunu hatırlatıyor.
31 Ekim Cumartesi ve 1 Kasım Pazar günleri, Cumhuriyetimizin 103. yıl dönümü vesilesiyle Ankara’daki Doku Deri Sanat Atölyesi’nde çocuklarla buluşacağız. Ben, kitabımı imzalarken deri sanatçısı Esra’da çocuklarla birlikte Karınca Zıp Zıp’ı deriye işleyecek. Bu güzel yolculukta emeği olan Amorf Kitap’a ve değerli yayın yönetmenim Çiğdem Aldatmaz’a da gönülden teşekkür ediyorum.
Üstelik kitabımız gelirleri, 6 Sıfır 2 Çocuk Hakları ve Afet Mücadele Derneği aracılığıyla 6 Şubat depreminin ardından bölgede yapımı sürdürülen okullara ve çocukların eğitimine katkı sağlayacak. Böylece bir çocukluk hayali masal; kitaptan deriye, deriden başka çocukların hayatına uzanacak.
Ankara’ya yolunuz düşerse bekleriz. Orada yaşayan sevdiklerinizi de davet ederseniz çok seviniriz. Tanışalım, kitaplarımızı imzalayalım, sohbet edelim ve birlikte üretmenin sevincini yaşayalım. Çünkü çocuklar evlerine yalnızca bir kitap ve kendi elleriyle yaptıkları bir eser götürmeyecekler. Bir şeyi güzelleştirmek için zamana ihtiyaç olduğunu, emeğin iz bıraktığını ve dinlenmenin de üretmek kadar değerli olduğunu öğrenecekler. Hayata bu bakış açısıyla kök salacaklar.
Tarihi Ankara Evleri ,Hamamönü Sanat Sokağı’ndaki Doku Deri Sanat'a yolunuz düşerse mutlu oluruz.