Duygu aşaması, düşünce aşaması, yazıp yazıp silme aşaması…Duygu olarak çok zorlandığımda yazılarda o his sizlere de geçiyordur.
Aylar önce kaleme aldığım “Sessizlik Öldürür” başlıklı yazımda böyleydi. Orada, “Varlıkları gibi yoklukları da büyük bir yer kaplar” diye bir ifadem var, gidenlere... İşte yokluğun, hayatın geri kalanını kapladığı o histe nefes almak zor.
Kamuoyunda avukat, emekli öğretmen, hak savunucusu olarak tanınan Ali Aydın tüm kimliklerinin ötesinde benim için en başta Ali amcaydı. Eşi ve çocukları kıymetlim…
Çocukluğumdan beri hayatımdaydı ama aramızdan ayrılış şekli onun bendeki Ali amca izini yok etti. Katledilişinden bir süre önce yine bir hak arayışı mitinginde elinde tuttuğu pankartla gelip yüreğimin orta yerinde kalıverdi.
Onunla ilgili anılarımda, ki bir yılbaşı akşamı getirdiği şarap yahut birlikte hamsi yememiz, avukatlık staj zamanları, kırmızı küçük arabası, kafam kadar büyük kitapları, küçük çocuklara aldığı çikolataları pikniklerde dağıtış hali gibi nicesi olsa da nedense pankartlı hali hep gözümün önünde.
Ne mi yazıyor o pankartta?
“Avukat güvende değilse yurttaş tehlikededir.”
Bugün o pankartı tutan Avukat-Eğitimci Ali Aydın yok. Ama taşıdığı pankarttaki o cümlenin ağırlığı hepimizin omuzunda…
Ömrünü başkalarının hakkını, özgürlüğünü ve adalet arayışını savunmaya adamış; eğitimci kimliğiyle de nice çocuğun ilk öğretmeni olmuş Ali Aydın’a bu kalleşliği yapan sistemde elbette güvende değiliz.
Bu yüzden onun öldürülmesi yalnızca bir insanın kaybı değildir. Bir babanın, eşin, dedenin, kardeşin, dostun, abinin, amcanın, meslektaşın kaybı da değildir. Haksızlık karşısında yükselen bir sesin, adaleti herkes için savunan bir iradenin de hedef alınmasıdır.
İşte bu nedenle cinayetinin bütün yönleriyle aydınlatılması çok daha önemlidir.
2 Eylül’de ilk duruşma görüldü. Sanığın tutukluluğunun devamına, Türkiye Barolar Birliği ve İzmir Barosu’nun davaya katılmasına karar verildi. Duruşma 20 Kasım’a ertelendi ama elbette ki adalet arayışı ertelenmedi.
Şimdi yapılması gereken bellidir: Cinayetin ardındaki neden, varsa azmettirenler ve bütün bağlantılar ortaya çıkarılmalıdır. Çünkü gerçeğin karanlıkta bırakılması, yalnızca bir ailenin acısını büyütmez. Hak savunucularının susturulabileceğine dair tehlikeli bir inancı da büyütür.
Ülkenin, aydın, demokrat ve hak savunucusu halkı buna izin vermeyecek. Biz, Ali Aydın’ı yalnızca kaybımız olarak değil mücadelesiyle de hatırlayacağız.
Öfkemizi, özlemimizi, adalet mücadelemizi diri tutacağız. Hukuktan başka sarılacak hiçbir şeyi olmayan her dürüst yurttaş gibi başka yolumuz da yok.
Hak savunucularını susturduklarını düşünerek dünyayı daha sessiz, daha korkak, daha adaletsiz bir yer yapacağını sanan karanlığa şunu söyleyeceğiz: Ali Aydın’ın sesini susturamazsınız. Çünkü o ses artık yalnızca ona ait değil. Hepimizindir.
Mücadelesi büyüyerek daha çok insana yayılıyor. Avukat da yurttaş da kendini güvende hissedene dek bu adalet mücadelesi devam edecek.
Davayı sahiplenen her biri çok değerli meslektaşlarına saygı ve teşekkürle…
Derin bir yas ve özlemle…