Saat 02.30…

Apartmanın bahçesindeki son gece, son sohbet, son çekirdek, ince belli bardaktaki son çay…

İki apartmanın komşuları ve çocukları bahçede keyifli sohbette…Kahkahalar, sokağa taşıyor.

O gecenin sonunda yan apartmandaki arkadaşım Sevgi’nin evinde kalmaktan son anda vazgeçiyorum. Çünkü annemin evde yalnız kalmasını istemiyorum.

“Saat zaten 3’e geliyor. Yarın kalayım. Çünkü babamla kardeşim şehir dışından dönüyor” dediğimi hatırlıyorum. Sevgi, hiçbir şey söylemeden yüzünü asıp gitmişti.

Ertesi gece olmadı çünkü 03.02’de tarihe Marmara Depremi olarak geçen 17 Ağustos 1999 depremi yaşanmıştı. Deprem anında uyanıktım. Her saniyesini ruhuma kazıdığı ve içinde kaybolduğum kara delik zaman…

Sevgi’nin ve diğer komşularımızın yaşadığı 5 katlı apartmanın son 2 katı bizim iki katlı apartmanın üstüne yıkılmıştı. Sevgi dahil o gece bahçede bulunanlardan 7’si göçüp bitti bu diyardan…

Bir şehrin ölümünü gördüm ben. Üstelik bağıra çağıra, çığlık çığlığa…Bir annenin mutfaktan gelen sesi, bir babanın omzundaki güven hissi, çocukların dondurma ve uçurtma heyecanı artık gitmişti. Elleriyle toprağı kazıp, kolonu sırtlanmaya çalışan acılı insanlara tanıklık ettim.

Çok sonraları düşündüğümde şu sonuca vardım: Deprem bana ölümü öğretmedi, onu zaten biliyordum. Deprem bana yalnızlığı, hiçliği, çaresizliği öğretti. Halkın çabası ve dayanışması da olmazsa tamamen aklın yitirildiği zamanlar… Bu benim için büyük bir kırılmaydı. Bir başka eşiğe geçmiştin.

“Depremle yaşamayı öğrenebildin mi?” diye soruyorsanız da cevabım şudur: Bilmiyorum. Bazı deneyimlerden insana sadece korku mu kalıyor sizce de?

Benzer bir acıyı 6 Şubat 2023’te yaşadık. Yine 17 Ağustos’ta olduğu gibi tüm acımasız gerçeklere, ihmallere, adaletsizliğe, pişkinliğe, kötülüğe, yokluğa, yoksunluğa hep birlikte tanık olduk.

6 Sıfır 2 Çocuk Hakları ve Afet Mücadele Derneği’de işte böyle zamanların, kederin, hüznün, vedanın ve de öfkenin içinden geçerek doğdu, Hatay’dan hayatımıza...Her doğum gibi hediyesini de müjdesini de getirdi bu ülkenin kadim topraklarına…

Büyük bir acının içinde kavrulan Derneğin Kurucu Başkanı Mümtaz Gövce, sadece depremzede çocukların değil tüm çocukların eğitim, sağlık, barınma ve temel yaşam haklarını savunmak için çok kıymetli bir adım attı. Birbirinden kıymetli gönüllü ordusuyla eğitimde fırsat eşitliğini savundu. Deprem bölgesinde inşaatı devam eden okullara ve her şehirden çocuğa elini uzattı.

Dernekle çok güzel bir proje de hayata geçirdik bu arada. Henüz yeni emekleyen bir bebek gibi projemiz…Sizlerin de desteğiyle inanıyorum ki adım atmaya da başlayacak. Onun detaylarını başka bir hafta paylaşacağım. Çünkü bu yazının konusu en sade tabirle iyi insanların varlığına güç katmak. Ne onlara ne de onlardan destek bekleyen çocuklara yalnız olmadıklarını hissettirmek.

Farklı illere de yayılan dayanışma, birlik ve iyilik ağına gönüllü katkılar koyabilir ve bu güzel ailenin bir parçası olabilirsiniz siz de. Çünkü deprem gerçeği, en mutlak gerçeğimiz olarak karşımızda dururken kenarda durmak hiçbirimizin hayatını, özellikle de çocukların hayatını, daha iyi yapmıyor.

Dernekle ilgili tüm bilgilere, proje ve etkinliklerine, üyelik işlemlerine www.6sifir2.org isimli internet adresinden ulaşabilirsiniz.

İzmir İl Temsilciliği’de birkaç ay önce faaliyete geçti, bu arada. Hatta işe koyulur koyulmaz yaptıkları çalışmalardan biri de BEGOS Teknik Koleji’nin pırıl pırıl öğrencileriyle güzel bir projeye imza atmak olmuş. Okulun değerli yönetimi ve kıymetli öğretmenleriyle birlikte çocuklar, deprem bölgesinde dernek tarafından inşası süren anaokullarının güneş panellerini yapacaklar. Hepsini gönülden tebrik ediyorum.

Tabii depremin her yurttaşın sorgulaması gereken bir başka yüzü de var. Çünkü iyi insanlar, yaraları sarmaya çalışıyor diye suçlar ve suçlular unutulmaz.

Hepimiz iyi biliyoruz ki, bazı ölümler göz göre göre gelir. Bir bina depremden değil açgözlülükten, denetimsizlikten yıkılır.

Bir çocuk fay hattından değil ihmallerden ölür. Fıtrat meselesi değildir kader hiç değildir.

Bir insan doğal yoldan değil ihmalden ölmüşse mezarlar susmaz. Bir mezarı dahi olmayanlar hele hiç susmaz. Hayatta kalanın acısı hafiflemez.

Mezarlıklar, bir gece şehirlerden daha hızlı büyümüşse suçlusu büyüktür. Bir devletin gerçek gücü de en savunmasızı nasıl koruduğu ile ölçülür.

Umutla, iyi niyetle dayanışma çabası içinde olanlar ise adalet kararlılığıyla güçlenir.

Bu yüzden yaşadığımız büyük toplumsal acılarla ilgili hukuk mücadelelerini hep birlikte takip edelim. İnatçı olmak, gerçeğin peşini bırakmamak, sormak, sorgulamak insana dair güzel erdemlerdir.

Bazı insanlar sağlam ve güvenli evlerde yaşarken bazı çocukların, isimleri bile olmayan mezarlarda yatıyor olması gerçek bir trajedidir.

Defalarca sınandığımız acılardan önce önlemler alınmıyor oluşu bir düzen sorunudur.