Kendime ait bir yön…
Kendime ait bir yol…
Kendime ait hayaller…
Kendime ait bir gökyüzü…
Özgürlük böyle bir şey olsa gerek diye düşünürken binlerce kilometre kanat çırparak sürekli göç halinde olan yaban kazları geçti gökyüzümden.
Aklımın alamayacağı bir düzen ve sistem içinde sürü halinde gelip manzarasında kaybolduğum göle kondular.
Birbirlerine o kadar çok benziyorlardı ki, “Ben olsam sürü liderini kesin karıştırırdım” diye geçirdim içimden. Liderini kaybeden bir yaban kazının o panik halini imgeledim, kanat çırparken göle düşüşünü, kalbinin atışını, gözlerinin doluşunu ve sürünün kaybolmasıyla yapayalnız kalışını düşündüm. Sonra kendi kendime güldüm ve insan olarak yeterince tökezlediğin yolculuğuma bir yaban kazı olarak devam etmeyi niye hayal ettiğime gerçekten de anlam veremedim. Ama aklıma da takılmadı değil hani!...
Belki de doğanın bir işaretiydi ve bana bir şeyler anlatmak istiyordu.
İşte hikayemiz tam da burada başlıyor.
Biraz araştırmaya koyulunca V şeklinde uçuşun, yaban kazlarının yaşamındaki önemini anladım. O temel bilgi şuydu: Tek başına güçlü olmak yetmez; birlikte güçlü olmak gerekir.
Özgürlük denilen şey bütünden ayrı düşünülemezdi.
Meğer gökyüzünde süzülenlerin hikayesi gerçekten görmek ve anlamak isteyene hayata dair ne çok şey öğretiyordu.
Bir kere sürünün tek bir lideri yoktu. Hiçbiri kendini sürünün sahibi sanmıyordu. V uçuştaki her yaban kazı, diğerinin değerini de önemini de biliyordu.
En öndeki ve hemen yanı başındakiler, rüzgârın en sert yüzüne göğüs geriyordu. Arkadakiler onun açtığı koridordan geçerek güç kazanıyorlardı. Rüzgar yumuşuyor, uçuş kolaylaşıyordu. Yorulduğunda bir başkası öne geçerken bir arkadaş kaybının bütün sürüyü riske atacağını doğa onlara öğretmişti. Daha doğrusu onlar, doğadan öğrendikleri bu değerli bilgiye sahip çıkmışlardı.
O kadar organize bir güzellik ki hiçbiri diğerinin kanadını kırarak yükselmeye çalışmıyordu.
Bir yaban kazı sürüsü kadar olamayan insanlık tarihi çoğu zaman doğanın bu basit bilgeliğinin de gerisinde kalıyor değil mi?
Birbirinin kanadını kırarak yükselmeye çalışanları düşünelim.
Çok uzağa da gitmeye gerek yok aslında. Ülkenin giderek sertleşen iklimi içinde son birkaç yılda yaşadığımız olaylara bakınca ne demek istediğimi anlayacağınızı biliyorum.
Onlar hepimizin yaşamını trajediye dönüştürmüyor mu sizce de?
Çünkü demokratik bir ülke, aslında gökyüzündeki V formasyonunun yeryüzündeki karşılığıdır.
Kimsenin vazgeçilmez olmadığı, kimsenin dokunulmaz olmadığı, görevin makamdan değil sorumluluktan doğduğu bir düzendir bu.
En öndeki yorulduğunda yerini diğerlerine bırakabiliyorsa demokrasi vardır.
Arkadaki sesini yükseltebiliyorsa demokrasi vardır.
Haklı olan korkmadan konuşabiliyorsa demokrasi vardır.
Fakat gücün, haklılığın önüne geçtiği yerde çürüme herkese mutlaka sıçrar ve kötülük önce sahibini çürütür.
Attığı her adımda yalnız karşısındakini değil yürüdüğü yolu da zehirler.
Yaban kazları gibi V şeklinde uçmayı öğrenmiş insanlara yönelik her kötülüğün halkın vicdanını yaralaması da bundandır.
Çünkü dayanışma, bir milletin geleceğini taşıyan görünmez V kanatlarıdır.
Yaban kazları milyonlarca yıldır aynı gerçeği biliyor: Gökyüzüne en yükseğe çıkanlar, kanatlarını en hızlı ve sert çırpanlar değil; birbirini düşürmeden birlikte uçabilenlerdir.
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey tam da budur, ne dersiniz?
Birbirimizin kanadını kırmak yerine birbirimizin rüzgârını yumuşatmak…
Öfkeyi değil sakinliği; hırsı değil azmi seçmek…
Çünkü haklıların güçlendiği, dayanışmanın büyüdüğü ve kimilerinin V şeklinde uçmayı yeniden hatırladığı kimilerinin ise yeni öğrendiği zamanlardayız.
Umut var, inat var, inanç ve kararlılık var.
Gökyüzüne bakın.
Yaban kazlarının sesini, kanat çırpışlarını ve rüzgarı mutlaka hissedeceksiniz.