İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Avrupa, tek bir yemin etrafında birleşmişti: “Bir daha asla.” Kıtayı yıkıma, insanlığı felakete sürükleyen aşırı sağ zihniyet, Nazizm ve faşizm kurulan demokratik barajlar ve kurumsal sistemlerle tarihin karanlık sayfalarına gömülmüştü. Ancak dün Almanya’nın Saksonya-Anhalt eyaletinden gelen son seçim sonuçları, o sağlam sanılan barajlarda devasa çatlaklar oluştuğunu ve 80 yıllık hafızanın giderek silikleştiğini gösteriyor.

Almanya için Alternatif (AfD) partisinin oylarını yüzde20,8’den yüzde44,5’e çıkararak kazandığı bu zafer, basit bir yerel seçim başarısı değildir. 2002’den bu yana eyaleti yöneten merkez sağ CDU’nun oylarının yarı yarıya eriyerek yüzde18,5’e gerilemesi, geleneksel siyasetin toplum nezdindeki itibar kaybını gözler önüne seriyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk kez aşırı sağcı bir yapının bir eyalette hükümet kurma iddiasını bu kadar güçlü bir yetkiyle ilan etmesi, tüm Avrupa için doğrudan bir alarm zilleridir.

Bu bölge eski Doğu Almanya topraklarıdır… Doğu Almanya’yı anlamak için galiba işsizlik rakamlarından biraz daha fazlasına bakmak gerekiyor. AfD buralardaki insanlara çok basit ve güçlü karşılık bulan bir mesaj veriyor. “Sizi dikkate alan yok. Siz burada esas değilsiniz. Berlin’deki elitlerin önceliği değilsiniz”. Saksonyalılar ise “Biz bu ülkenin asıl sahibiyiz” diyorlar. Bu mesele ekonomik eşitsizlik, mülksüzleşme, işsizlik, sosyal hakların gerilemesi meselelerinin önüne geçmiş.

Meraklısı için AfD lideri Weidel'dan seçim vaatleri... 1- Euro ve Schengen'den çıkılacak. 2- Ukrayna politikaları yüzünden ekonomimiz mahvoldu, Rusya ile derhal barış yapılacak ve yaptırımların kaldırılacak. 3-Suriyelinin tamamı ülkelerine geri gönderilecek.

Görünmez “Güvenlik Duvarı” ve Sandığın Sesi… AfD Eş Başkanı Alice Weidel’ın“hükümet kurmak için açık bir yetki aldık” açıklaması, parlamenter dengelerle sınırlandırılmaya çalışılacaktır. AfD’nin 39 sandalyede kalarak mutlak çoğunluk olan 42 sandalyeye ulaşamamış olması, diğer partilerin aralarında birleşip onları iktidardan uzak tutma ihtimalini masada tutuyor. Ancak burada asıl sorulması gereken soru şu: Müttefik bloklarla aşırı sağı iktidardan uzak tutmak, bu fikrin toplumun neredeyse yarısı tarafından benimsendiği gerçeğini değiştirir mi?

Alman siyasetinde “Brandmauer” (güvenlik duvarı) olarak adlandırılan, aşırı sağla ittifak yapmama ilkesi, kurulacak zoraki koalisyonlarla geçici olarak çalışabilir. Ancak seçmenin yüzde44,5'inin iradesini sistemin dışına itmek, toplumsal kutuplaşmayı ve “mağduriyet” söylemini daha da besleyecektir.

Avrupa İçin Ne Anlama Geliyor?... Saksonya-Anhalt’taki bu tablo, münferit bir olay değil; İtalya’dan Hollanda’ya, Fransa’dan İsveç’e uzanan geniş bir dalganın Almanya’daki en sert yankısı. Ekonomik belirsizlikler, göç politikalarına duyulan tepki ve ana akım partilerin kitlelerden uzaklaşması, faşizmin tarihsel araçlarını modern siyaset sahasına yeniden sürmektedir.

Faşizm bir gecede gelmez

Tarih bize faşizmin bir gecede gelmediğini öğretti. Sandık sandık, adım adım gelir. Çoğu zaman da demokrasinin kendi mekanizmalarını kullanarak güç kazanır.

Saksonya-Anhalt sonuçları, Avrupa demokrasilerine yalnızca bir seçim tablosu sunmuyor; aynı zamanda ciddi bir uyarı yapıyor: Toplumun kaygılarını, ekonomik sıkıntılarını, gelecek korkusunu ve kendisini unutulmuş hisseden kesimlerini görmezden gelirseniz, o boşluğu başkaları doldurur.

Burada mesele yalnızca aşırı sağın yükselişi değil. Asıl mesele, merkez siyasetin neden milyonlarca insanın umuduna artık yeterince karşılık veremediğidir.

“Bir daha asla” demek elbette önemlidir. Ama tarih, yalnızca sloganlarla korunmaz. Demokrasi; adalet, refah, özgürlük ve temsil duygusunu toplumun geniş kesimlerine gerçekten ulaştırabildiği ölçüde yaşayabilir.

Şimdi Avrupa'nın önünde basit ama hayati bir tercih var: Ya merkez siyaset toplumun gerçek sorunlarına adil ve inandırıcı çözümler üretecek ya da “bir daha asla” sözü, tarihin tozlu raflarında unutulmuş bir temenniden ibaret kalacak.