Dün belki de en çok okunan haber buydu: “Şeker oyunu ifşa oldu!” … Başka bir başlık da, “Kırmızı ve beyaz etten sonra sıra şeker üreticilerinde” şeklindeydi.
Adalet Bakanı Akın Gürlekdün yaptığı açıklamada “Halk sağlığını tehdit eden obeziteye sebep olan nişasta bazlı şeker üretip farklı adlarla iç piyasaya sunan firmalar hakkında soruşturma başlatıldı” dedi. Kayıtdışı dışı ya da kota fazlası fruktozun iç piyasaya sürülmesi yasak. Ancak farklı yollarla yüksek miktarda piyasaya sunulan bu ürünler halk sağlığını tehdit ediyor. Bu şekilde çalıştıkları tespit edilen 8 ildeki 25 şirkette arama ve el koyma işlemi yapıldı. Çağrı yoluyla ifadeye çağrılan 47 kişinin ifade işlemleri başladı.
Türkiye Gıda ve Şeker Sanayi İşçileri (Şeker-İş) Sendikası Genel Başkanı İsa Gök de, insan sağlığını tehdit eden, çocukların geleceğini riske atan, güvenilir gıda anlayışını zedeleyen ve gıda sahteciliğine zemin oluşturabilecek her türlü uygulamanın karşısında duracaklarını belirterek, “Şeker Soruşturması”yla konunun üzerine kararlılıkla gidilmesinden memnuniyet duyduklarını bildirdi.

Yüksek yoğunluklu tatlandırıcılar, enzimatik süreçlerle üretilen veya yapısı modifiye edilen glukoz-fruktoz şurupları, yüksek fruktozlu mısır şurubu, glukoz şurupları, nişasta bazlı şekerler gibi yapay tatlandırıcılara karşı mücadele yürüttüklerine dikkati çeken Gök, şunları kaydetti:“Gündemdeki 'Şeker Soruşturması'nı yalnızca ekonomik veya ticari bir soruşturma olarak görmüyoruz. Şeker piyasasında kota sisteminin, piyasa düzeninin, haksız rekabetin, tüketici haklarının, gıda güvenilirliğinin ve halk sağlığının bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Özellikle ürünlerin gerçek niteliğinin farklı gösterilerek piyasaya sunulup sunulmadığına ilişkin iddiaların tüm yönleriyle araştırılması, varsa usulsüzlüklerin ortaya çıkarılması ve tüketicinin yanıltılmasının önüne geçilmesi büyük önem taşımaktadır.”
Yıllardır NBŞ karşıtı yazılar yazmış biri olarak açıkçası ben de çok sevinçliyim.

Toplumda NBŞ- Nişasta Bazlı Şeker denildiğinde genellikle tamamen yasaklanmış bir gıda maddesi akla gelir ancak hukuki durum bundan biraz daha farklıdır. Nişasta bazlı şeker Türkiye’de tamamen yasaklanmış bir ürün değildir; bunun yerine Şeker Kanunu uyarınca son derece sıkı bir kota rejimine tabidir. Toplam ülke kotasının sadece yüzde iki buçuğu kadar üretilmesine izin verilen bu maddeler, Türk Gıda Kodeksi kuralları gereği gıda etiketlerinde glukoz şurubu, fruktoz şurubu veya mısır şurubu şeklinde açıkça belirtilmek zorundadır. Dolayısıyla yasak olan şey ürünün kendisinden ziyade, belirlenen yasal kotaların aşılması, içeriğin etikette gizlenmesi ve tüketicinin ne yediği konusunda yanıltılmasıdır.
Peki, devletin bu madde üzerine bu denli sıkı kotalar koymasının ve sağlık yetkililerinin uyarılar yapmasının arkasında ne yatıyor? Bu sorunun cevabı, kimyasal yapıda ve vücudumuzun bu şekeri işleme biçiminde gizlidir. Günlük hayatta kullandığımız geleneksel pancar şekeri yani sakkaroz, glukoz ve fruktozun birbirine bağlı olduğu dengeli bir moleküler yapıya sahiptir. Oysa mısır nişastasından kimyasal ve endüstriyel süreçlerle elde edilen Nişasta Bazlı Şeker içerisinde bu iki şeker molekülü serbest, yani bağ kurmamış halde bulunur. Vücuda girdiğinde emilimi son derece hızlı olan serbest fruktoz, doğrudan karaciğere yüklenir. Karaciğer, kapasitesini aşan bu aşırı fruktoz yükünü hızla yağa dönüştürür. Bu durum zamanla ciddi karaciğer yağlanmasına, insülin direncine, tip 2 diyabete, obeziteye ve hatta damar sertliğine zemin hazırlar. Üstelik bu tür şuruplar vücudun tokluk hormonu olan leptini baskılamadığı için beynimize “doydum” sinyali gitmez ve kişi tükettikçe daha fazla yeme isteği duyar.
Sağlık üzerindeki bu ağır risklere rağmen endüstriyel gıda üreticileri için Nişasta Bazlı Şeker adeta vazgeçilmez bir hammaddedir. Pancar şekerine kıyasla kat kat ucuz olması, sıvı formda bulunduğu için üretim hatlarında kolay işlenmesi, ürünlerin raf ömrünü uzatması ve tatlılık oranını yapay şekilde artırması, sanayicilerin bu maddeye yönelmesindeki başlıca etkenlerdir. İşte tam da bu ekonomik cazip ortam, usulsüz kâr hırsını ve yasadışı yolları beraberinde getirmektedir.
Tam da bu noktada, İstanbul merkezli sekiz ilde yürütülen ve yirmi beşten fazla şirketi kapsayan son operasyonun önemi ortaya çıkıyor. Bu soruşturma sadece sıradan bir mali denetim veya basit bir gıda teftişi değildir. Yürütülen operasyon, gıda sektörünün arkasında dönen devasa usulsüzlük çarkını ifşa etmiştir. Şirketlerin, yasal olarak kendilerine tanınan üretim kotalarını katbe kat aşarak piyasaya kaçak yollardan nişasta bazlı şeker sürdükleri, resmi belgede sahtecilik yaptıkları ve bu maddeleri faturalara maltodekstrin, nişasta veya saf glukoz gibi farklı adlarla işleyerek hem vergiden kaçındıkları hem de kotaları deldikleri tespit edilmiştir.

Bu operasyon; hazır gıdadan bisküviye, gazlı içeceklerden soslara kadar günlük hayatımızda tükettiğimiz pek çok ürünün içine neyin, ne miktarda sokulduğunu denetlemek adına hayati bir eşiktir. Yasal kotaları hiçe sayarak halk sağlığını hiçe sayan ve haksız kazanç elde eden yapılarla mücadele etmek, sadece vergi adaletini sağlamakla kalmaz; aynı zamanda kurallara uyan dürüst üreticiyi korur ve tabağımıza neyin girdiğini bilme hakkımızı güvence altına alır. Tüketici sağlığını tüccar insafına bırakmamak adına atılan bu kararlı adım, son yıllarda gıda güvenliğini sağlamak için gerçekleştirilen en kritik ve cesur hamlelerden biridir.