20 Şubat 1888'de, 35 yaşındaki Hollandalı ressam kasvetli gökyüzüyle ünlü Kuzey'i terk ederek Bouches-du-Rhône bölgesindeki Arles kentinde geldi. Burada gece gündüz göz kamaştıran bir ışık keşfetti. Eylül 1888'de kız kardeşi Willemien'e şöyle yazmıştı: "Bana çoğu zaman gece, gündüzden daha zengin renklerle doluymuş; en yoğun mor, mavi ve yeşil tonlarıyla bezenmiş gibi geliyor. Dikkatli bakarsanız bazı yıldızların limon sarısı, diğerlerinin ise pembe, yeşil ya da unutma beni çiçeği mavisi ışıklar saçtığını görürsünüz."
O andan itibaren zihninde yıldızlı gökyüzünü resmetme fikri kök saldı. Bu hem teknik hem de estetik bir meydan okumaydı: "Açıkça görülüyor ki yıldızlı bir gökyüzü resmetmek için siyah üzerine beyaz noktalar koymak kesinlikle yeterli değil..."
Tarih boyunca farklı sanat biçimlerinin evren bilimleriyle kurduğu yakın bağlara her zaman hayran kalmış biri olarak, Van Gogh'un Provence'ta yaptığı altı gece tablosunun sanat tarihinin en çok tartışılan konularından biri olduğunu söyleyebilirim.
Geçenlerde okuduğum bir makale; astronomi biliminin, Van Gogh'un kapsamlı mektuplarının incelenmesi ve görsel analiz yöntemlerinin bir araya getirilmesiyle yeni bilgilerin ortaya çıkarıldığını gösteriyordu. Örneğin astronomik rekonstrüksiyon (yeniden yapılandırma) yazılımları, Van Gogh'un tablolarını yaptığı düşünülen anlardaki gökyüzünün gerçek durumunu görselleştirmemize ve bunu sanatsal tasvirleriyle karşılaştırmamıza olanak tanıyor.
Dostlarımla birlikte Van Gogh'un şövalesini kurduğu yerleri iki gün boyunca gezdiğimizde adeta bir sürprizden diğerine sürükleniriz. Rhône Nehri kıyısındaki o nokta da bunlardan biridir. Rhône Üzerinde Yıldızlı Gece tablosunu yarattığı nokta…
Siz de tuvallerine yansıyan gökyüzü kesitlerinin her zaman şaşırtıcı bir "konum gerçekçiliğine" sahip olduğunu fark edebilirsiniz. Elbette Van Gogh'un resimlerindeki yıldızlar; biçim ve renk dengesi kaygısıyla gerçeğe kıyasla oldukça abartılı bir parlaklığa sahiptir.
1888 Eylül'ünde Arles'ta yaptığı Kafe Terası ve Rhône Üzerinde Yıldızlı Gece tablolarında, bilinen takımyıldızları oldukça sadık bir şekilde tuvale aktarmıştır: Birincisinde Kova, ikincisinde ise Büyük Ayı takımyıldızı açıkça görülebilir.
Her şeyden önemlisi, Van Gogh mektuplarında hiç bahsetmese de gökyüzünde gerçekten gördükleri ile aşağıda resmettiği yeryüzü manzaraları arasında şaşırtıcı kurgular yaptığı bugün ortaya çıkıyor.
Rhône Nehri Üzerinde Yıldızlı Gece tablosunu resmetmek için şövalesini Arles'ta tam olarak nereye kurduğunu biliyoruz. Yüzünü Rhône Nehri'ne dönüp tuvalini kıyıya paralel yerleştirerek kuzey yönünde gördüğü Büyük Ayı takımyıldızını sadakatle tuvaline yansıtmıştı. Aynı şekilde güneydoğu yönünde gördüğü karasal manzarayı da (köprü, kilise kuleleri ve nehir üzerindeki sokak lambalarının yansımaları) olduğu gibi çizmişti. Ardından bu iki farklı bakış açısını birleştirerek çarpıcı bir kompozisyon oluşturdu.
Rhône Üzerinde Yıldızlı Gece (1888), Vincent Van Gogh. Musée d'Orsay, Paris.
8 Mayıs 1889'da Saint-Rémy-de-Provence'taki akıl hastanesine yatırıldığı andan itibaren ressamın hayal gücü yavaş yavaş öne çıkmaya başladı. Bu dönemden sonraki gece resimleri; hassas astronomik gözlemlerin hayal gücüyle (yıldızların devasa boyutları, gökyüzündeki girdaplar ve kıvrımlar) ve memleketine duyduğu özlemi yansıtan hafıza unsurlarıyla harmanlanmasıyla ortaya çıktı.
Ancak tüm bunların ötesinde —ki onun yaklaşımını anlamak için bu nokta temeldir— gökyüzünün sonsuzluğuna duyduğu manevi bir özlem de söz konusuydu. Mektubunda şöyle yazıyordu: "Dine —belki de bu kelimeyi kullanmalıyım— korkunç bir ihtiyaç duyuyorum; bu yüzden geceleri dışarı çıkıp yıldızları resmediyorum."
1889'da Saint-Paul de Mausole Manastırı'nda (Saint-Rémy-de-Provence) yaptığı ünlü Yıldızlı Gece tablosunda gökyüzünü, Alpilles tepelerini ve küçük köyü resmettiği açıların hepsi birbirinden farklıdır.
Yıldızlı Gece (1889), Vincent Van Gogh. Modern Sanat Müzesi (MoMA), New York.
Van Gogh, kaldığı akıl hastanesinin doğuya bakan küçük, demir parmaklıklı penceresinden görebildiği gök cisimlerinin (hilal şeklindeki ay, şafak vaktindeki Venüs ve Koç takımyıldızı) konumlarını çok kesin bir tarih ve saatte tuvale işlemişti: 25 Mayıs 1889, saat 04:40.
Ancak odasından bakıldığında, resmin alt kısmında yer alan Alpilles Dağları da köy de görünmüyordu. Ressamın, odasından çıkma izni aldıktan sonra hastanenin bahçesine inmek için Haziran ayını beklediği anlaşılıyor. Alpilles tepelerini farklı bir açıdan gözlemlemiş ve dağ profilini son derece doğru bir şekilde aktarmıştır. Çizdiği köy ise bambaşka bir yönde kalmaktadır. Resmettiği köyün, Saint-Rémy ile özlemini çekmeye başladığı memleketi Brabant'taki köylerin bir harmanı olduğu söylenebilir.
Yıldızlı Gece, böylece gözlemlenen gerçeklerle sonradan kurgulanan unsurları bir araya getirerek hafızanın ve hayal gücünün gerçeklikle iç içe geçtiği sanatsal bir yaklaşımı doğrular.
Şubat 1890'da Van Gogh, şiddetli krizler ve derin depresyon nöbetleriyle geçen zorlu bir dönem yaşadı. Ancak bahar aylarında zihni yeniden berraklaştı ve resim yapmaya devam etti.
Selvili ve Yıldızlı Yol (1890), Vincent Van Gogh. Kröller-Müller Müzesi, Otterlo (Hollanda).
Van Gogh'un Nisan 1890'da Provence'tan Auvers-sur-Oise'a geçmeden hemen önce tamamladığı Selvi ve Yıldızlı Yol tablosu, Yıldızlı Gece ile benzer bir mantık taşır. Tablo; hilal ve iki parlak yıldızla aydınlanmış bir gökyüzünün altında, heybetli bir selvi ağacının çevrelediği kıvrımlı bir yolu tasvir eder. Daha az bilinen bu eserde kurgusal kompozisyon zirveye ulaşmıştır.
Nitekim astronomik analizler, sahnenin 20 Nisan 1890 gün batımında gözlemlenen nadir bir gök olayına çok hassas bir şekilde karşılık geldiğini gösterir: Merkür (resmin en solundaki küçük sarı yıldız), Venüs (selvinin solundaki devasa gök cismi) ve hilal halindeki ayın aynı hizada bulunması. Van Gogh mektuplarında bu olaydan bahsetmese de muhtemelen bir gazete haberinden öğrenmiş ve olaya bizzat tanıklık etmiştir.
Yine de ressam mektuplarının hiçbirinde bu kompozisyon tekniklerini detaylandırmaz. Kardeşine yalnızca şunları yazar: "Bilesin ki şu anda karmaşık bir hesaplama sürecinin ortasındayım; bu da tuvallerin hızlıca oluşturulmasını ama öncesinde titizlikle planlanmasını gerektiriyor. Dolayısıyla insanlar 'çok hızlı yapılmış' dediğinde, 'çok hızlı baktınız' diye yanıt verebilirsin."
Van Gogh'un gece manzaralarının sırrını çözebilmek için evrenin ve insan ruhunun derinliklerini kavrayabilen astronomların, şairlerin ve tarihçilerin bakış açılarını bir araya getirmek gerekiyor.
Yazıyı onun o meşhur sözüyle bitirelim: "Bana çoğu zaman gece, gündüzden daha zengin renklerle doluymuş gibi geliyor."
İşte Vincent van Gogh'un gözünden yıldızlı gökyüzü...