Dünyanın derdi bitmiyor ama sözlüğüne yeni kelimeler eklenmeye devam ediyor. Üstelik bu kez mesele yalnızca yeni bir sözcüğün doğuşu değil, nasıl bir dünyada yaşadığımızın da küçük bir işareti. Dictionary.com, 2026 yılının kelimesi olarak maxxing sözcüğünü seçmiş. İngilizcede “maksimuma çıkarma” anlamına gelen maximizing kelimesinden türeyen bu ifade, bir şeyi mümkün olan en üst düzeye taşımak, ondan olabilecek en yüksek verimi almak anlamına geliyor.
İlk bakışta bunda şaşılacak ne var, diyebilirsiniz. İnsanlık öteden beri daha iyi yaşamanın, daha çok öğrenmenin, daha başarılı olmanın yollarını arıyor. Ancak maxxing sözcüğünün bugünkü dijital kültürde kazandığı anlam, sıradan bir gelişme arzusunun biraz ötesine geçiyor. Çünkü artık yalnızca daha iyi olmak istemiyoruz; hayatımızın neredeyse her alanında ölçülebilir biçimde daha iyi olmak, başkalarından daha ileriye gitmek ve kendimizin sürekli güncellenen bir sürümüne dönüşmek istiyoruz.
Sözlükteki açıklamaya göre sözcük, internet kültüründe farklı alanlara yayılan yeni ifadelerle karşımıza çıkıyor. Daha etkili egzersiz yapmayı anlatan gymmaxxing, uyku alışkanlıklarını en iyi düzeye taşımayı amaçlayan sleepmaxxing, yapay zekâ kullanımını ve harcanan işlem kaynaklarını artırmaya yönelik tokenmaxxing… Her şeyin bir maxxing biçimi var. Demek ki insan artık yalnızca spor yapmıyor, spor performansını maksimuma çıkarmaya çalışıyor; yalnızca uyumuyor, uykusunu optimize ediyor; yalnızca çalışmıyor, yapay zekâdan mümkün olan en yüksek verimi almanın peşinde koşuyor.
Peki, bütün bunların sonunda ne oluyor? Daha sağlıklı, daha mutlu, daha bilgili ve daha huzurlu insanlar mı ortaya çıkıyor, yoksa hayatını sürekli iyileştirmeye çalışırken yaşamayı unutan bir insan tipi mi doğuyor?
Çağımızın en büyük çelişkilerinden biri, hayatı kolaylaştırmak için geliştirdiğimiz araçların hayatı giderek daha fazla bir performans sınavına dönüştürmesi. Teknoloji bize zaman kazandırıyor ama kazandığımız zamanı da daha fazla iş yapmak için kullanıyoruz. Sağlıklı yaşamak için spor yapıyoruz ama bir süre sonra sporun kendisi yeni bir başarı yarışına dönüşüyor. İyi uyumak istiyoruz ama uykumuzun kalitesini ölçen cihazların verilerine bakarak uyuyup uyuyamadığımızı sorguluyoruz. Dinlenmenin bile bir hedefi, bir ölçütü, bir başarı göstergesi var artık.
Bir zamanlar insanın kendisini dinlemesi önerilirdi; şimdi kendisini izlemesi, ölçmesi, analiz etmesi ve geliştirmesi isteniyor. Kaç adım attık, kaç saat uyuduk, kaç kalori yaktık, kaç kitap okuduk, ne kadar çalıştık, ne kadar ürettik? Hayatın kendisi bir gösterge paneline dönüşüyor. Üstelik bu panelde her zaman iyileştirilecek bir şey bulunuyor. Bir hedefe ulaştığımızda yenisi beliriyor, bir eksiğimizi giderdiğimizde başka bir eksiğimiz keşfediliyor. Yarışın bitiş çizgisi sürekli ileri taşınıyor.
Burada asıl mesele elbette daha iyi olmayı istemek değil. Daha sağlıklı yaşamak, kendimizi geliştirmek, zamanımızı daha verimli kullanmak kötü şeyler değil. Sorun, insanın kendisini sürekli optimize edilmesi gereken bir projeye dönüştürmesi. Kendimizle barışmak yerine kendimizi düzeltmeye, olduğumuz hâlimizi kabul etmek yerine sürekli daha iyi bir versiyonumuzu üretmeye çalışıyoruz. Bir noktadan sonra insanın kendisi bile kendisine yetmiyor.
Bu eğilimin arkasında yalnızca sosyal medya modaları da yok. Rekabetçi çalışma hayatı, başarıyı kişisel performansa indirgeyen anlayış ve teknolojinin her şeyi ölçülebilir kılma iddiası da bu kültürü besliyor. Bireye sürekli daha fazlasını yapması söyleniyor; daha hızlı çalışması, daha çok üretmesi, daha genç görünmesi, daha sağlıklı olması, daha fazla kazanması… Başarısızlık ise çoğu zaman sistemin koşullarıyla değil, kişinin kendisini yeterince geliştirememesiyle açıklanıyor. Böylece toplumsal sorunlar bile bireysel performans eksikliği gibi sunulabiliyor.
Oysa herkesin daha fazla çalışarak daha iyi yaşayamadığı, herkesin daha fazla çaba göstererek eşit fırsatlara ulaşamadığı bir dünyada yaşıyoruz. Gelir adaletsizliğini, güvencesiz çalışmayı, barınma krizini ya da insanların nitelikli sağlık hizmetlerine erişememesini birkaç kişisel gelişim yöntemiyle çözemeyiz. Bazen sorun, insanın yeterince iyi olmaması değil, içinde yaşadığı düzenin insanlardan sürekli daha fazlasını isterken onlara daha azını sunmasıdır.
Yapay zekâ çağında tokenmaxxinggibi ifadelerin ortaya çıkması da bu açıdan anlamlı. Teknolojinin sunduğu olanaklardan daha fazla yararlanmak elbette mümkün ve kimi zaman gerekli. Ancak yapay zekâyı daha çok kullanmanın, daha çok çıktı üretmenin ya da daha fazla işi daha kısa sürede tamamlamanın kendiliğinden ilerleme anlamına geldiğini düşünmek yanıltıcı. Üretilen şeyin ne kadar anlamlı olduğu, neye hizmet ettiği ve insanın hayatına ne kattığı sorularını sormadığımızda, verimlilik kendi başına bir amaç hâline geliyor. Bir başka deyişle, daha fazlasını yapabiliyoruz ama yaptıklarımızın gerçekten değerli olup olmadığını konuşmayı ihmal ediyoruz.
Belki de yılın kelimesi bize tam burada bir ayna tutuyor. Maxxing, yalnızca internet kullanıcılarının türettiği eğlenceli bir sözcük değil; çağımızın bitmeyen yükselme arzusunu, kendini aşma baskısını ve hiçbir şeyin yeterli görülmediği bir kültürü de anlatıyor.
Oysa hayatın ölçülemeyen tarafları var. Dostlarla uzayan bir akşam yemeğinin kaç dakikasının verimli geçtiğini hesaplayamazsınız. Bir kitabın hangi cümlesinin hayatınızda neyi değiştireceğini önceden bilemezsiniz. Bir ağacın altında amaçsızca oturmanın, pazarda üreticiyle sohbet etmenin, bir yemeğin kokusuyla çocukluğunuza dönmenin verimlilik tablosunda karşılığı olmayabilir. Ama hayat dediğimiz şey, biraz da bu hesaba kitaba gelmeyen anlardan oluşuyor.
Belki de asıl ihtiyacımız, her şeyi maksimuma çıkarmak değil, neyin gerçekten önemli olduğuna karar verebilmek. Daha çok tüketmek yerine daha iyi yaşamak, daha hızlı olmak yerine gerektiğinde yavaşlamak, daha fazla üretmek yerine ürettiğimizin anlamını sorgulamak… Bunlar kulağa eski moda gelebilir. Oysa insanın kendi zamanını ve hayatının yönünü belirleyebilmesi, her dönemde özgürlük meselesidir.
Dictionary.com yılın kelimesini seçmiş. Benim aklıma ise başka bir soru geliyor: Her şeyin maksimumunu aradığımız bu dünyada, insanlığın hangi değerlerini minimuma indirdiğimizi hiç düşündük mü?
Çünkü hayat bir performans raporu değil. İnsan da sürekli güncellenmesi gereken bir yazılım değil. Bazen daha fazlasına ulaşmanın en iyi yolu, daha fazlasını istemekten vazgeçip elimizdekinin kıymetini bilmektir.
Öyleyse Yavaş-la!