İoanna Kuçuradi’yi İzmir’de son kez dinlediğimde, bunun hafızamda böyle bir yere yerleşeceğini bilmiyordum. Gazetecilik hayatım boyunca şunu öğrendim: Bir haberde görünen, çoğu zaman gerçeğin tamamı değildir. Olay yerine gittiğinizde elinizde birkaç bilgi, birkaç isim ve birbirinden farklı anlatımlar vardır. Asıl iş, bunların arasından gerçeği ayıklamaktır. Bunun için aynı olayı farklı insanlardan dinlemek, konuşmayanın neden sustuğunu anlamaya çalışmak, resmî açıklamayla yaşanan arasındaki mesafeyi görmek gerekir.

Gazetecilik yalnızca doğru bilgiyi bulmak değil, o bilgiyi insanı incitmeden ve gerçeği çarpıtmadan aktarma sorumluluğudur.

Kuçuradi’nin felsefesiyle gazetecilik deneyimimin kesiştiği yer tam da burada. Onun temel sorularından biri, insanı hangi ölçüyle değerlendirdiğimizdi. Bir kişiyi sahip olduğu makam, güç, servet, kimlik veya toplumdaki konumuyla değil, insan olma değerini göz ardı etmeden değerlendirmek gerektiğini savunuyordu. Bu yaklaşım, gazetecilikte yıllardır karşılaştığım bir gerçeği de açıklıyor: Bir insanın yaptığı bir davranışı eleştirmek başka, o insanı bütünüyle değersizleştirmek başka.

Gazeteci elbette sorgular, eleştirir, yanlışın ve hukuksuzluğun üzerine gider. Fakat hakikatin peşinden giderken kullandığı dil, aradığı hakikat kadar önemlidir. Çünkü haberin konusu olan kişi, haber bittikten sonra da hayatına devam eder. Manşet unutulabilir; ama bir insanın üzerine yapıştırılan etiket yıllarca kalabilir.

Bugün bu sorumluluk daha da ağır. Haber hızlandı, bilgi çoğaldı, fakat düşünmek için ayrılan zaman azaldı. Bir görüntü, bir cümle veya birkaç sosyal medya paylaşımı üzerinden insanlar hakkında hüküm verilebiliyor. Kuçuradi’nin düşüncesi böyle bir ortamda bize acele hüküm yerine değerlendirmeyi, önyargı yerine anlamayı ve her şeyden önce insanın değerini hatırlatıyor.

Onun “değer” kavramına verdiği önem de burada anlam kazanıyor. Bir şeyi değerli bulmakla onun değerini kavramak aynı şey değil. İnsan haklarının temelinde, insanın değerinin herhangi bir makamdan, çoğunluğun onayından veya siyasi koşullardan bağımsız olduğu düşüncesi bulunuyor. Kuçuradi’nin felsefesi bu temel düşünceyi Türkiye’de etik ve insan hakları tartışmalarının merkezine taşıyan güçlü bir damardı.

Bu nedenle onun Türkiye düşünce hayatındaki yerini yalnızca kitapları, akademik çalışmaları, yetiştirdiği öğrenciler veya üstlendiği görevlerle anlatmak yetersiz kalır. Kuçuradi, felsefeyi hayatın içine taşıdı; insan haklarını yalnızca hukuk metinlerinin konusu olmaktan çıkarıp insanın değeriyle ilişkilendirdi. Bize aynı zamanda düşünmenin bir bilgi edinme biçiminden daha fazlası, bir sorumluluk olduğunu gösterdi.

Büyük düşünürlerin kalıcılığı biraz da bıraktıkları sorularla ilgilidir. Kuçuradi’nin ardından da şu sorular yaşamaya devam edecek: İnsan nedir? İnsan hakları ne anlama gelir? Adalet nasıl düşünülmelidir? Özgürlük nedir? Bir davranışı değerlendirirken hangi ölçülere başvurmalıyız? Ve bütün bunların merkezindeki soru: İnsanın değeri nedir?

Gazetecilikte yıllar boyunca insanların hikâyelerini dinlerken öğrendiğim şeyle Kuçuradi’nin felsefesinin burada buluştuğunu düşünüyorum. Haber, yalnızca olay değildir; o olayın içinde yaşayan insandır. Gerçeği aramak yalnızca bilgi toplamak değildir; o bilgiyi hangi ölçüyle değerlendirdiğinizdir. İyi gazetecilik de iyi düşünce gibi, kolay hüküm vermekten önce anlamaya çalışmayı gerektirir.

Belki de Kuçuradi’nin bıraktığı en önemli miras budur. Bize yalnızca eserler ve kurumlar değil, insan hakkında düşünürken kullanabileceğimiz bir ölçü bıraktı. Bazı insanların ardından kalan boşluk bir makam boşluğu değildir; bir düşünce boşluğudur. Böyle bir boşluk başka bir isimle doldurulamaz. Ancak o düşüncenin gerektirdiği sorumluluğu taşıyarak anlamlandırılabilir.

Ben İoanna Kuçuradi’yi İzmir’deki o söyleşideki haliyle hatırlayacağım… İnsan haklarını anlatan, kavramların içini titizlikle dolduran ve insanı düşüncesinin merkezinde tutan bir filozof olarak. Gazetecilik hayatım boyunca karşılaştığım onca insan hikâyesini düşündüğümde, onun düşüncesinden geriye bende kalan en güçlü cümle de belki şudur:

Gerçeği ararken insanı gözden kaçırmamak. Uğurlar olsun değerli hocam. Bıraktığınız düşünce, sorularınız ve insanın değerine ilişkin ısrarınız, sizden sonra da yolumuzu aydınlatmaya devam edecek.