Bir zamanlar yılın kelimesi seçildiğinde aklımıza demokrasi, özgürlük, barış, umut ya da insanlığın ortak meselelerine ilişkin sözcükler gelirdi. Şimdilerde ise sözlükler, sosyal medyanın hızla ürettiği yeni kavramların peşinde koşuyor; insanlığın ruh halini anlamak için artık meydanlara, kitaplara, manifestolara bakmak yetmiyor, TikTok'a, Instagram'a ve gençlerin dijital dünyada kurduğu dile de kulak vermek gerekiyor. İngiliz sözlük yayıncısı Collins'in 2026 yılının kelimesi olarak seçtiği “mogging” tam da bu dünyanın içinden çıkıp geldi.
Collins'e göre mogging, birini ya da bir şeyi görünüş, özgüven, statü veya performans bakımından gölgede bırakmak, ondan daha üstün görünmek anlamına geliyor. Bir başka deyişle, karşılaştırmanın kazananı olmak, başkasını kendi ışığınızın altında biraz daha sönük bırakmak… Üstelik kelimenin kullanımındaki artışın yüzde 210'a ulaşması, bunun yalnızca birkaç gencin eğlencesi olmadığını, yeni kuşakların dilinde giderek daha geniş bir yer tuttuğunu gösteriyor.
Mogging'in hikâyesi de hayli ilginç. Yaklaşık 2016'larda vücut geliştirme çevrelerinde kullanılan, “grubun alfa erkeği” anlamındaki AMOG kısaltmasından türediği düşünülen sözcük, zamanla internet kültürünün içine yerleşmiş. Başlangıçta fiziksel üstünlük, kas, boy, görünüş ve erkekler arasındaki güç hiyerarşisiyle ilişkili olan kavram, bugün çok daha geniş bir alanda kullanılıyor; bir genç spor performansıyla rakibini mogging edebiliyor, bir otomobil diğerini tasarımıyla gölgede bırakabiliyor, hatta arkadaşınızın yaptığı ekmek sizin saatlerce uğraştığınız ekmeği mogging edebiliyor. Gençlerin bu sözcüğü çoğu zaman alaycı ve şakacı biçimde kullanması da işin cabası.
Ama işte tam burada durup düşünmek gerekiyor: Birini gölgede bırakmak neden bu kadar önemli hale geldi?
Modern dünyanın en büyük yarışlarından biri, başkalarından daha iyi görünme yarışı.
Daha güzel olmak, daha fit olmak, daha genç görünmek, daha çok para kazanmak, daha pahalı otomobile binmek, daha egzotik tatiller yapmak, daha çok takipçiye sahip olmak…
İnsan artık yalnızca kendisi olmakla yetinmiyor; başkalarının gözünde kendisinden daha üstün bir versiyonunu yaratmaya çalışıyor. Sosyal medya bu yarışı öylesine büyüttü ki hayatımız giderek bir karşılaştırma ekranına dönüştü. Başkasının mutluluğu bizim mutsuzluğumuz, başkasının başarısı bizim başarısızlığımız, başkasının güzelliği kendi eksikliğimiz gibi algılanabiliyor.
Mogging, işte bu ruh halinin yeni sözcüğü olabilir. Belki de kelimenin bu kadar hızlı yayılmasının nedeni, çağımızın görünürlük ve üstünlük arzusunu tek bir sözcükte birleştirmesidir. Eskiden mahallede, okulda, işyerinde yaşanan küçük rekabetler vardı; bugün bütün dünya aynı sahnede, aynı kameranın karşısında, aynı beğeni düğmesinin peşinde. Üstelik bu sahnede kaybetmek yalnızca kaybetmek değil, başkasının yanında daha az değerli görünmek anlamına geliyor.
Oysa mogging'in geçmişindeki erkek egemen internet kültürü, fiziksel üstünlük ve alfa erkeklik iddiası da bu kavramın masum bir şakadan ibaret olmadığını hatırlatıyor. Gençlerin onu bugün ironik biçimde kullanması elbette sözcüğün anlamını dönüştürüyor, ancak bir başkasını aşağıda konumlandırarak kendini yukarıda hissetme düşüncesi hâlâ bu kelimenin merkezinde duruyor.
Biraz da birbirimizi gölgede bırakmayalım!
İşin doğrusu, ben bu kelimeyi duyunca yalnızca gençlerin internet jargonunu değil, toplumun giderek derinleşen bir hastalığını düşünüyorum… Başkasının ışığını söndürmeden kendi ışığımızın parlayamayacağına inanmak.
Oysa bir zeytin ağacının gölgesinde oturmuşsanız bilirsiniz; gölge her zaman karanlık demek değildir. Bazen insanı güneşten korur, bazen toprağın bereketini çoğaltır, bazen de yan yana büyüyen ağaçların birbirine hayat verdiğini gösterir.
Ege'nin eski köylerinde, bir komşunun bağının üzümü bol olduğunda öteki bağın sahibinin üzülmesi değil, birlikte sevinmeleri beklenirdi.
Sofra kültürü de biraz böyleydi; herkesin tabağındaki güzellik, ortak bir zenginlik sayılırdı.
Bugün ise sofralarımızda bile yarışıyoruz. Daha pahalı restoran, daha gösterişli tabak, daha çok fotoğraf, daha çok etkileşim… Oysa gastronominin gerçek zenginliği bir başkasının tabağını gölgede bırakmak değil, aynı sofrada farklı lezzetlerin birbirini tamamlamasıdır.
Collins'in yılın kelimesi seçimi, bir bakıma 2026'nın aynası. Herkesin bir başkasını geride bırakmaya, daha çok görünmeye, daha fazla beğenilmeye çalıştığı bir çağda yaşıyoruz. Üstelik bu yarışın bitiş çizgisi yok; çünkü her zaman daha güzel, daha zengin, daha güçlü, daha popüler biri çıkabiliyor karşımıza.
Belki de asıl mesele, bu sözcüğü hayatımızın yeni bir başarı ölçütü haline getirmemek. Başkasını gölgede bırakmak yerine birlikte aydınlanmayı, başkasının başarısını kendi yenilgimiz saymamayı, farklılıkları bir üstünlük sıralamasına dönüştürmemeyi öğrenmek gerekiyor.
Şimdi mogging zamanı diyorlar. Ben ise biraz da birbirimizi gölgede bırakmadan yaşayabilmenin zamanı olduğunu düşünüyorum. Çünkü hayat, en parlak görünenin kazandığı bir yarış değil; birlikte ışık verebildiğimiz ölçüde anlam kazanan bir yolculuk.
Ve galiba insanlığın ihtiyacı olan yeni kelime, mogging değil, dayanışma.