" Osmanlı’nın son döneminden bu yana Türkiye’de iki temel siyasal çizgi/ekol vardır.

Bunlardan birincisi devletçi, merkeziyetçi ve tepeden inmeci çizgidir.

İkincisi de toplumun taleplerini, sivil alanı ve yerelliği savunan, bireysel inisiyatifi öne çıkaran Teşebbüs-i şahsî ve Adem-i Merkeziyet çizgisidir.”

Bu sözler, günümüzde TBMM Başkanı sıfatını taşıyan Numan Kurtuluş’un Türk siyasal yaşamının sosyolojik ve tarihsel köklerini analiz ederken çeşitli yerlerde ve yakın tarihte yaptığı konuşmalarının özetidir. 1902’de Paris’te toplanan Jön Türkler kongresinde iki grubun savları karşıya gelmiştir. Ahmet Rıza önderliğindeki birinci grup, daha sonra İttihat Terakki, Prens Sabahattin önderliğindeki ikinci grup da Hürriyet İtilaf fırkaları (Partileri) olarak Osmanlı Siyaset sahnesinde varlıklarını sürdüreceklerdir. Aralarındaki çatışma toplumun katmanlarına yayılmıştır. İttihat Terakki, devletçi, çağdaş, milliyetçi özellikleriyle öne çıkarken Hürriyet ve İtilafçılar İslâmcı ve liberal anlayışın simgesi olmuştur. Aralarındaki ayrım o kadar keskindir ki Birinci Dünya Savaşı sırasında iktidarda bulunan İttihat Terakki’nin liderleri yurt dışına kaçınca durum değişmemiştir. İktidarın yanlışlarına ortak olmamış İttihat ve Terakki örgütü ve tabanı Mustafa Kemal Paşa’nın etrafında toplanmış ve ulusal kurtuluş savaşına destek olmuştur. Hürriyet ve İtilafçılarla yandaşları ise İzmir ve Egeyi işgal eden Yunan Ordusu ile iş birliği yapmaktan çekinmemişlerdir. Ankara’ya karşı “Din elden gidiyor” diye ortaya çıkan isyancıların arkasında hep Hürriyet ve İtilaf yandaşları vardır!

Dünyada ilk kez başarıya ulaşan antiemperyalist mücadele ve başındaki Mustafa Kemal mazlum uluslara umut olurken Hürriyet ve İtilafçılar onun kurduğu Cumhuriyete karşı çıkmışlardır. Misak-ı Millî sınırları üstünde yeni bir ulus oluşturma çabalarına karşı en büyük engel Hürriyet ve İtilaf anlayışını sürdürenler olmuştur. Bu arada İttihat ve Terakki’nin son yöneticilerinin tasfiyesi de onların kinini engelleyememiştir. Buna karşın Türkiye Cumhuriyeti dünyadaki devletler arasında bağımsız ve saygın yerini almıştır. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi, logosundaki gibi Cumhuriyetçi, Halkçı, Devletçi, Lâik, Devrimci ve Milliyetçi nitelikleri ile Kemalist ideolojinin temsilcisi olmuştur. Yapılan çağdaş reform ve devrimler karşısında Hürriyet ve İtilaf ruhunu ve anlatışını buldu. Cumhuriyet karşıtları da tarikat ve cemaat yöntemleriyle yeraltına çekildiler!

Atatürk’ün sağlığında çok istediği ancak yaklaşan İkinci Dünya Savaşı tehlikesi nedeniyle geçilemeyen çok partili yaşam ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü tarafından gerçekleştirildi. CHP kadrolarından gelen kişilerin kurduğu Demokrat Parti kısa sürede Hürriyet ve İtilaf ideolojisi tarafından işgal edildi. Atatürk karşıtları burada toplandılar. 14 Mayıs 1950 günü yargı denetiminde yapılan lekesiz seçimler sonucu CHP iktidarı bıraktı ve kazanan Demokrat Partiye teslim etti.

14 Mayıs 1950 gününden bu yana geçen yetmiş altı yılda CHP hiçbir zaman tek başına iktidar olamadı. DP iktidarda bulunduğu on yılda çağdaş demokrasi yerine muhalefete karşı baskı rejimi kurdu. CHP’nin mallarını elinden aldı. TBMM’de salt DP milletvekillerinden oluşan “Tahkikat komisyonu” kurdu. CHP kapatılmak üzereyken Türk Ordusu emir-komuta zinciri dışında 27 Mayıs 1960 devrimini gerçekleştirdi. 27 Mayıs ülkemize dünya ölçeğinde mükemmel bir Anayasa kazandırdı. Anayasa Mahkemesi, Cumhuriyet Senatosu, Basın İlan Kurumu, Yüksek Hakimler Kurulu gibi yeni kurumlar ve özerk üniversite, yargıç güvencesi, yansız radyo (daha sonra TRT), seçimlerde partisiz İçişleri, Adalet ve Ulaştırma Bakanlıkları uygulamalarını gerçekleştirdi.

1965 yılında tek başına iktidara gelen Adalet Partisi, Demokrat Parti daha doğrusu Hürriyet ve İtilaf’ın devamıydı. 12 Mart 1971 Muhtırası ve 12 Eylül 1980 darbesi NATO generallerinin eseriydi ve sola karşıydı. 12 Mart’ta 27 Mayıs’ın getirdiği hak ve özgürlükler budandı, 12 Eylül 1980’de de yok edildi! Aydınlanmaya dönük her hareket CHP tarafından desteklenirken Hürriyet ve İtilaf ruhu ve anlayışıyla kösteklendi!

!2 Eylül 1980’den sonra yapılan ilk seçimde Özal liderliğinde Anavatan Partisi iktidar oldu. Milton Fredman adındaki iktisatçının ABD, İngiltere ve AB ülkelerinde başlattığı Neoliberalizm uygulamalarından sonra sıra Türkiye’ye gelmişti. Cumhuriyet döneminin bütün kazanımları birer birer yok edildi. İğneden ipliğe her yer ve her şey satılmaya başlandı. Dünyanın baş belası neoliberalizm ülkemiz üzerinde at oynatıyordu. Merkez sağ partilerin çöküntüsü üzerine siyasal İslâmcı akım güçlendi ve 3 Kasım 2002’de Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidara geldi. AKP kendi ifadelerine göre BOP projesinin parçasıydı. BOP ise Kuzey Afrika’dan başlayan Özbekistan toprakları üzerinde devam eden petrol ve su kaynaklarına egemen bir İsrail devletiyle onu koruyan bir Kürdistan oluşturma amacındaydı.

Türkiye’nin çağdaşlaşma ve aydınlanma atılımlarını sahip çıkan, yeterince olmasa bile caydırıcı niteliğinde kurum ve kuruluşları vardı. Ordumuz bu konularda ödün vermeyen bir nitelik taşıyordu. Yargımız ise Atatürkçü bir görünümdeydi. Medya homojen olmasa bile çağdaş ve ilerici nitelikliydi. Ama en önemlisi Cumhuriyetimizi kuran CHP idi. Büyük Atatürk’e karşı Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasını kuran kadrolar tasfiye edilmişti. Atatürk aramızdan ayrılınca İkinci Cumhurbaşkanı İnönü onlar için “Birinci helalleşme dönemini” başlatmıştı. Onların çabalarıyla Köy Enstitüleri kapatılmış, karşı devrimlere yol verilmişti. Ama CHP özüne dönme kadrolarını yitirmemişti. AKP’nin tek başına iktidara gelmesinden sonra tek caydırıcı güç ve tutulacak dal Cumhuriyeti kuran CHP idi.

Bu gerçekleri çok iyi değerlendiren BOP danışman kadroları ve ideologları harekete geçtiler. Caydırıcı güçler önce tasfiye sonra da yok edilmeliydi. ABD bu iş için Fethullah Gülen hareketini oluşturdu. Orduya, yargıya, okullara, medyaya ve partilere sızma hareketi başlattı ve başarılı oldu. 15 Temmuz’da yaptığı onursuz darbe girişimi direkten döndü. Çünkü Ergenekon davası ile tüm Atatürkçü kadroları tasfiye etmişti. Ama hala orduda olan Kemalistler bu alçak girişimi önlediler. Medya çok daha kolay ele geçirilmişti. İhanet en çok Fetöcü hâkim ve savcılar arasından çıktı. “Türk Milleti Adına” değil Fetö adına karar veren bu onursuzlar binlerce Atatürkçü’yü yaşamdan koparttılar. Hukuku paspas yaparak, kan ve gözyaşı hatta ölümle baş başa bıraktılar. Sıra CHP’ne gelmişti. CHP bu konuda dirençliydi. Temellerinde Mustafa Kemal’in harcı vardı.

SONUÇ

Bu genel bilgileri neden yazdım? Hem yakın geçmişten habersiz genç kuşaklar için; hem de iki önemli eseri tanıtmak için. Değerli bilim insanı, 23 ve 24 CHP Milletvekili Nur Serter son yıllarda bütün çabasıyla çok önemli bilgileri tarihin külleri arasından çıkartmaya çalışıyor. Kırmızı Kedi Yayınlarından çıkan “Işığı Kim Söndürdü” adlı kitabı politikayla ilgili herkes okumalıdır. Gerçek Atatürkçüler gerçekleri ancak bu eseri ve “Birinci Barış Dönemini” bu kitabı okuyunca tanıyabilirler!

Yine aynı yayınevinden yayınlanan son kitabı “CHP’de Maskeli Yıllar” ise içinde yaşadığımız ama belleğimizden çabuk çıkardığımız gerçekleri birer birer sıralıyor. Prens Sabahattin ve takipçileri, 1902 Paris Jön Türk kongresinden bu yana, devrimciliğe, çağdaşlaşmaya karşı çıkan “Teşebbüsü Şahsi” ve “Ademi Merkeziyet” fikirlerini emperyalizmin neoliberal görüşleri ile paçallıyarak topluma sunuyor! Ama daha önemlisi BOP ile Kuzey Afrika’dan Özbekistan’a uzanan topraklar üzerinde “Ilımlı İslâm” ideolojiyi egemen kılmak. Büyük İsrail ve onu koruyacak Kürdistan’ı gerçekleştirmek. Bunun tek çaresi ülkemizdeki en büyük caydırıcı gücü yani CHP’sini öz kimliğinden uzaklaştırmak. Sayın Serter kitabında 2019 yılındaki yönetim değişikliğinden sonra olanları belgeleriyle kanıtlıyor. Kemalist CHP’nin ideolojik savrulmasını belgeleriyle kanıtlıyor. Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun danışmanlarını birer birer tanıtıyor. İçlerinde bırakın solcuyu bir tek CHP’li yok. Bazıları yurt dışında kaçak, bazıları hüküm giymiş! Büyük çoğunluğu “Yetmez ama evetçi.”

Nur Serter Kemalist bir Milletvekili olarak CHP’deki yeni kimliğe nasıl karşı çıktığını belgeleriyle kanıtlıyor. Kitabı ayrıntılarıyla anlatmak yerine özellikle eski/yeni CHP’lilerin, Yeni Partili’lerin, gençlerin dikkatine sunuyorum. Ülkece çok önemli bir dönüm noktasındayız. Bilmem farkında mısınız?