Okurlarımın dikkatini çekmiştir sanırım. Tam otuz dokuz gündür yazım çıkmadı Egede Son Söz’de. Sağlık nedenlerim buna izin vermedi! Ankara Başkent Hastanesinde, tıp dünyasında ülkemizin onuru Prof. Mehmet Haberal ile değerli doktor ve hemşirelerin eksiksiz bakımı altında bir aya yakın kaldım. Önce yoğun bakım bölümünde sonra da serviste beni iyileştirmek için çırpınan personele ne kadar teşekkür etsem azdır. Taburcu olunca yaşamımın ikinci baharı, dünya güzeli Foça’ya döndüm. 3 Kasım 2026 günü de seksen altı yaşıma ilk adımımı attım. Kalemimden bir dörtlüğün dizeleri döküldü:

Bugün üç Kasım iki bin yirmi altı / Yıllar yılların altında kaldı / İnsafsız zaman hırsız gibidir / Serab-ı ömrümü elimden aldı

Hastayken günübirlik yaşamın anlamsızlığını düşündüm. Yemyeşil bir bahçede kuş seslerini dinlemek, daldan atlayan serçeleri izlemek, dostlarla mütevazi bir çilingir sofrasında dedikodu etmek, yan masaları rahatsız etmeden hüzzam makamında bir şarkıyı mırıldanmak:

Böyle mi esecekti / Son günümde bu rüzgâr / Bütün kuşlar vefasız / Mevsim artık sonbahar

Birbirini çiğneyerek geçen günler ve hayhuy arasında vaka-i adiye sandığımız sağlıklı yaşamın ne kadar değerli olduğunu anladım. Elbette bilinçli bir yurttaş olarak ülkenin içinde bulunduğu karabasan üzerinde çözümler üretmeye çalışacağız. Elbette dünyanın gidişini izleyecek ve yorumlayacağız. Ama bunlar baharı müjdeleyen ve Boğazda çiçek açan erguvanlara hayranlıkla bakmamıza engel değil ki… Bazen karıncaların su içtiği bazen de kocaman dalgalarla kıyıyı topa tutan denizi hayranlıkla izlemeye engel değil ki… Hastane yatağında ve geçmek bilmeyen günlerde aklıma bunlar düştü! Şair Muhibbi (Kanuni Sultan Süleyman) ne kadar haklıymış:

Halk içinde nesne yok devlet gibi / Olmaya devlet bir nefes sıhhat gibi

Bu arada aklıma olumsuz bir örnek geldi: Hapishaneler! Hastanelerle hapishanelerin ortak yanları vardır. Her ikisinde de günler geçmez, geceler uzundur. Her ikisinde de sabahın köründe ve akşam olmadan gelir buz gibi yemekler. İkisinde de ziyaret saatleri vardır. Ama en önemlisi yaşamın güzelliklerini nasıl ıskaladığımızın bilincine vardığımız ve keşkelerin çok yinelendiği mekânlardır buralar. Genellikle solcular arasında iki tez vardır. Birinciler hapishanelerin bir okul olduğunu söylerler. Karşı görüştekilerle de enayilik olduğunu! Doğrusu her ikisinde de bir süre kalmanın insana yararlı olduğudur. Taburcu olanlar dışarıya sağlıklarını korumak için çıkarlar. Hapishaneden tahliye olanlarınsa bazıları törpülenerek bazıları da bilenerek çıkarlar! Her ikisinde de politikacıların bir süre kalmasında yarar vardır diye düşünürüm. Ülkeyi ve insanları tanımanın yollarından biridir hapishanelerle hastaneler! Ancak ister hasta yatağında ister ranzalı koğuşta olsun hasta ve hükümlülerin dışarıya farklı baktıkları, doğal güzelliklerin ve gerçek dostluğun değerini anladıkları da bir gerçektir. Bunun en somut örneği büyük ozan Nazım hikmetin Bugün Pazar şiiridir:

Bugün Pazar / Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar / Ve ben ömrümde ilk defa / Gökyüzünün bu kadar benden uzak / Bu kadar mavi / Bu kadar geniş olduğuna şaşarak / Kımıldamadan durdum / Dayadım sırtımı duvara / Bu anda ne kavga ne hürriyet ne karım / Toprak, güneş ve ben / Bahtiyarım.

Ülkemizin çok kötü koşullar içinde olduğu, yaşamın ateşten bir gömleğe büründüğü günlerde okurlarıma ve tüm yurttaşlara sağlık, adalet, hukuk ve özgürlüğün öne çıktığı bir Türkiye diliyorum.