Arkadaş gruplarıma gönderdiğim bazı köşe yazıları, “inanma, yapay zekâ yazmış” denilerek geri dönüyor.
Anlamaya çalışıyorum, yavaş yavaş kavrıyorum, kısa kısa cümleler anlamsız şekilde paragraf haline geldiyse ben de “bu YZ işi” diyebiliyorum. Gerçek şu, günümüzde bir metnin insan mı yoksa yapay zekâ (YZ) tarafından mı yazıldığını anlamak oldukça zorlaşıyor. Bu zorluktan yararlanan bazı tespit yazılımları kesin çözümler vaat etse de güvenilirlikleri son derece düşük kalıyor. Avrupa Birliği'nin YZ Yasası (AI Act) içeriklerde şeffaflık hedeflese de kullanıcıların büyük bir kısmı YZ çıktılarını varsayılan olarak doğru kabul ediyor.
Özetle YZ üretimi metinler; ne tam doğru ne yanlış, ne özgün ne de tamamen sahte olan “gerçek ötesi” bir alan yaratıyor. Üretici şirketler ise sorumluluk almak yerine “Hatalar içerebilir” şeklinde muğlak uyarılarla yetiniyor.
Geçen İzmir’de basılmış bir kitap gösterdi arkadaşım, uzun uzun anlattı ve “kesinlikle YZ sahteciliği” dedi. Gerçekten de yayıncılık dünyası ciddi bir doğrulama kriziyle karşı karşıya kalıyor.Yapay zekâ modelleri başlangıçta telifli metinlerle eğitiliyor, bu durum “adil kullanım” kılıfıyla geçiştiriliyormuş. Büyük bilimsel yayıncılar YZ kullanımını bir “meslektaş desteği” gibi görüp yalnızca teşekkür bölümünde belirtilmesini yeterli bulurken, edebiyat alanında insan unsuru temel kriter olmaya devam ediyor. Bence olmalı da…
Dün bir Fransız gazetesinde okudum, Akutagawa Ödüllü RieKudan'ın romanının yüzde 5'inde YZ kullandığını açıklaması tartışma yaratıyor; Jamir Nazir ise YZ suçlaması nedeniyle geri çekilen ödülünü uzun bir hukuk mücadelesi ve taslak belgeleriyle Temmuz 2026'da geri almıştı.
İnsanlar ve YZ birbirlerinin dilini taklit ettikçe üsluba dayalı tespitler imkânsızlaşıyor. İnsanlar YZ üslubuna uyum sağlarken, YZ da kullanıcı geri bildirimleriyle hizalanıyor.
Tespitteki Yetersizlikler ve “Şüphe Endüstrisi”
Tespitteki belirsizlik, yapay metinlerin yarattığı kafa karışıklığından kâr sağlayan bir “şüphe endüstrisi” doğuruyor. Pangram ve Justdone gibi yazılımlar yüzde99'a varan doğruluk oranları iddia etse de sundukları yüzdeler şeffaflık taşımıyor ve sık sık yanlış sonuçlar üretiyor.WSJ yazarı James Taranto, aynı metnin Pangram üzerinde günün farklı saatlerinde farklı puanlar aldığını ortaya koymuştu geçen ay. Yazar Thierry Crouzet'nin henüz yayınlanmamış İnsan Deneyimi adlı taslağı yüzde61 oranında YZ üretimi olarak etiketlenince Avrupa yayın dünyası karışmıştı.
Haksız suçlamalardan ve davalardan çekinen Austin, Yale, Berkeley ve MIT gibi üniversiteler YZ tespit araçlarının kullanımını tamamen yasakladı. Bakalım ne olacak?
Bu araçlar tespit yapmanın yanı sıra metinleri “insanlaştırma” hizmeti de sunarak etik sorumluluktan kaçmayı teşvik ediyor. LinkedIn gibi platformlar ise metinlerin altına “YZ saçmalığı” benzeri etiketler ekleyerek kafa karışıklığını daha da artırıyor.
Dilbilimsel Faktörler ve Yasal Düzenlemeler
Dilbilimsel çalışmalar (Przystalski, Terčon&Dobrovoljc, Herbold), YZ metinlerinin belirgin özelliklerini şöyle sıralıyor:Sözdizimsel monotonluk ve tahmin edilebilirlik, nadir kelimelerin ve sıfat/zarfların azlığı, aşırı isimleştirme kullanımı ve kişisel olmayan üslup
Bu karmaşayı çözmenin tek yolu, içeriği üreten şirketlere etiketleme zorunluluğu getirmekten geçiyor. AB YZ Yasası bu tür düzenlemeleri zorunlu kılsa da metinlerin meta verilerinin silinebilmesi, bu verilerin halka kapalı olması ve arama motorlarındaki YZ özetlerinin muaf tutulması sorunun devam edeceğini gösteriyor.
Sorumluluk üstlenen bir muhatabın olmadığı yapay metinler etiğin ve yorumun dışında kalıyor. Nitekim Friedrich Schlegel'in 1797'de ifade ettiği ilke geçerliliğini koruyor: “Sahte metinleri yorumlamak faydasızdır.”
Buna rağmen şüpheyi ortadan kaldırmak zor olduğu için toplumsal kabullenme artıyor ve kullanıcıların büyük çoğunluğu YZ çıktılarını doğrudan doğru kabul etmeye devam ediyor.