“Burada, MÖ 600 yılı dolaylarında Anadolu’daki Ion kenti Phokaia’dan (bugünkü Foça) gelen denizciler karaya çıktı. Marsilya’yı kurdular; uygarlık buradan Batı’ya yayıldı…”
Bu sözlerle ifade ediliyor bronz levhada Marsilya’nın kuruluş hikayesi…

Levha, Marsilya’nın Vieux-Port (Eski Liman) bölgesini çevreleyenQuai de la Fraternité sahil yoluüzerindeki bir yaya zemine yerleştirilmiş.
Marsilya’nın İzmir için ifade ettiği bu tarihsel anlama şimdilik burada bir nokta koyalım ve kentin dünya tarihindeki öneminden biraz bahsedelim.
Malum yukarıdaki girişten de anlayacağınız üzere, Marsilya’nın Avrupa’daki diğer kentlerin aksine Roma uygarlığının bir mirası olmadığını baştan belirtmek gerek.
Bu bakımdan, Antik Yunan döneminin bir ticaret kolonisi olarak kurulan Marsilya, dünyanın geri kalanıyla kurduğu güçlü bağlantılar sayesinde sadece Akdeniz ticaretinin kalbi olmakla kalmadı, aynı zamanda Akdeniz dünyasının tüm kimliklerini ve renklerini buluşturan bir çekim noktası haline geldi.
Kuşkusuz bunda Saint Simon tarikatı ve takipçilerinin, Marsilya için belirledikleri tarihsel rol büyük önem taşımakta. Ancak bu rolü anlamak için öncelikle kurucu Henri de Saint Simon’a parantez açmakta yarar var. Henri de Saint Simon (1760-1825), üretici sınıflara (işçiler, teknisyenler, mühendisler, sanayiciler) verdiği önemin yanı sıra, bilime ve liyakata dayalı toplumsal ilerlemeyi savunan bir düşünce akımı kurucusu, bu yönüyle erken dönem sanayi toplumunun önemli teorisyenlerinden birisi oldu.
Bu düşünce mirasını kentsel kalkınma ekseninde değerlendiren Saint Simoncular’a göre Marsilya, Fransa’nın Akdeniz’e açılan bir limanı olmaktan çok daha fazlasını ifade etmekteydi. Bu akımın önemli figürler arasında yer alan Michel Chevalier, 1832 yılında bu bakış açısını geliştirerek “Le Globe” gazetesinde Système de la Méditerranée (Akdeniz Sistemi) adıyla bir metin yayınladı ve epey ses getirdi.
Chevalier’e göre, Marsilya merkez olmak üzere, Le Havre–Paris–Lyon–Marsilyahattında kurulacak olan büyük bir ulaşım ağı, yalnızca ticareti büyütmekle kalmayacak aynı zamanda Akdeniz’in iki yakasını birleştirerek bölgeye barış ve refah getirecekti. Yani Marsilya bu şemada, Mısır ve Levant’la sahip olduğu tarihsel ilişkiler sayesinde Avrupa ve Doğu arasında köprü vazifesi gören bir dünya kenti olarak düşünülmüştü.
Sonuçta Chevalier’in görüşlerini takip eden diğer Simoncular kente akın ederek Akdeniz Sistemi’nde öngörülen projeleri tek tek hayata geçirdiler vegünümüz Marsilya’sının temellerini attılar. Böylece Marsilya’nın limanı, demiryolu ağı, depoları, deniz taşımacılığı ve sanayisi birbirini besleyen bir bütün haline geldi. Bu gelişmeler kentin uluslararası ticaretini arttırarak hızla bir dünya kentine dönüşmesini sağladı.
Marsilya’nın Birleşmesi Hikayesi
Öte yandan Marsilya, tarihte özgür liman kenti kimliğini koruma pahasınaasi bir şehir gibi hareket ederek imparatorluğa uzun bir süre boyunca direndi. Ancak Kral XIV Louis, 1660 yılında bizzat kendisi ordularıyla girerek kenti teslim aldı ve kentin yerel yönetimini lağvederek direnişe son verdi. Hemen orada talimat vererek inşa ettirdiği iki kaleden, Saint-Nicolas’ın giriş kapısına ise şu satırları yazdırdı:
“…Sadık Marsilya, bazılarının suç sayılacak hareketlerine kapılıp özgürlük tutkusuyla şehri ve krallığı tehlikeye atmasın diye, XIV. Louis halkın ve soyluların güvenliği için bu kaleyi yaptırdı”
Tüm bu olanlara rağmen,Marsilyayine de krallık vergisi muafiyeti ve Levant’la ticaret tekeli gibi bazı ekonomik imtiyazlarını sürdürdü ve bu sayede kabuğunu değiştirmeden güçlü bir dünya kenti olmaya devam etti…
1960’lı yılların ortalarına kadar Marsilya, etrafındaki diğer komünlerle (belediyeler) ile beraber idari açıdan gevşek bir kentsel toplulukprofili çizmekteydi.
Ancak bu yıllardan itibaren Marsilya, kenti etrafındaki diğer komünlerle birleştirerek metropol bölgeye dönüştürmek yönündekitüm ısrarlı girişimlere karşı ciddi tepki gösterdi.
Bu yıllarda, ulusal planlama otoritesi DATAR tarafından Paris’in aşırı merkeziyetçiliğini dengelemek amacıyla düşünülen Marsilya metropol bölgesiplanı, dönemin belediye başkanı Gaston Defferre’nin sert muhalefetiyle karşılaştı.
Öyle ki, Deferre sonrası Marsilya yerel yönetimi aynı şekilde 1990’lı yılların ortalarına kadar bu sert muhalefet tarzını devam ettirdi ve diğer komünlerleyatay ilişki kurmayı sürdürdü. Buna paralel olarak,Marsilya 2004 yılındaAix-en-Provence ve Aubagne yerel yönetimleri ile birlikte ulaştırma ve ekonomik kalkınma politikalarını koordine etmek amacıyla bir "metropol sözleşmesi" imzaladı. Ancak bu girişim başarısızlıkla sonuçlandı.
Takvimler 2010’u gösterirken Aubagne halkı “Büyük Marsilya” projesine referandumda ret oyu vererek bu ortak direnci bir adım ileri taşıdı. Ne var ki başta Marsilya olmak üzere söz konusu komünler (belediyeler),ulaşım ve ekonomik kalkınma gibi alanlardaki kronik sorunlarınartması karşısında acı gerçekle yüzleşti.
Bu tarihe kadar başkent Paris ve diğer belediyeler arasındaki gönüllü müzakerelerin kilitlenmesi üzerine, 2014 yılında Jean-Marc Ayrault başbakanlığındaki merkezi hükümet sürece doğrudan müdahale etti ve Marsilya bölgesinin kronik ulaştırma, barınma ve sosyoekonomik tıkanıklıklarını aşmak üzere zorunlu bir metropolbölge oluşturulacağını duyurdu.
Sonuç olarak, Marsilya’nın birleşmeye karşıuzun ve sessiz direnişi Cumhurbaşkanı Emanuel Macron’un Eylül 2021'de açıkladığı "Marseille en Grand" inisiyatifi ile son bulurken, Fransız devleti, kentin ulaşım altyapısı için taahhüt ettiği 1 milyar avroluk kaynağı, metropolün yönetim yapısının sadeleştirilmesi ve ara kademelerin kaldırılması şartına bağladı.
Gelinen noktada 91 ilçe belediyesiyle ve banliyöleriyle toplam 3972 km2lik bir idari alanı kapsayan Marsilya, New York ve Berlin’in üç, Londra’nın ise iki katı büyüklüğünde…
Kültürel Yatırımlar ve Sinema
Hatırlarsanız, “İzmir Akdeniz’in Solan Kenti Mi?” başlıklı yazımda Marseille en Grand planından bahsetmiştim. Buna birazdan döneceğim; ancak önce Marsilya’nın mekânsal dönüşümündeki bir başka etkene, “2013 Avrupa Kültür Başkenti” unvanına değinmek gerekiyor.
Bu tarihten itibaren, kültür alanında yapılan çalışmalar ve hayata geçirilen projeler Marsilya’nın Akdeniz coğrafyasında çekim merkezi olma niteliğini bambaşka bir boyuta taşıdı.
Hele ki Marsilya’nın farklı dönemlerde Kuzey Afrikalılara, Yahudilere, Ermenilere, Türklere ve İtalyanlara ev sahipliği yaptığı düşünüldüğünde, bir göç kenti olarak taşıdığı kozmopolit kimliğin bu kültürel çekim gücünde ne kadar önemli bir payı olduğu daha iyi anlaşılır.
Nitekim, bu arka planın üzerine inşa edilen ve kentin uluslararası imajını yeniden üreten Avrupa Kültür Başkenti hazırlık sürecinde, Marsilya’ya toplam 660 milyon euroyatırım yapıldı.
2008-2014 yıllarını kapsayan ve liman bölgesindeki yenilemeyle büyüklüğü900 milyon avroyubulan söz konusukamu/özel yatırımları, kentin kültür ekosistemine can veren ve dinamizm katan pek çok tesisi, binayı ve projeyi kamusal yaşama kazandırdı.
Bunlar arasında MuCEM, yani Avrupa ve Akdeniz Medeniyetleri Müzesi, ayrı bir yere sahip. Devlet ve yerel yönetimin yaklaşık 160 milyon avroluk yatırımıyla Eski Liman’ın girişinde hayata geçirilen müze, 2025 yılında yaklaşık 1,4 milyon ziyaretçi ağırladı ve Marsilya’nın yeni simgelerinden birine dönüştü.

Marsilya’nın kültürel dönüşümü MuCEM’le sınırlı kalmadı. Eski bir tütün fabrikası olan Friche la Belle de Mai çağdaş sanat alanı olarak geliştirilirken Marsilya Tarih Müzesi, Longchamp Sarayı ve Château Borély yenilendi. 2022’de ise deniz altındaki tarih öncesi Cosquer Mağarası’nın kopyasını barındıran Cosquer Méditerranée, kentin yeni cazibe merkezlerinden biri olarak kapılarını açtı.
Şimdi Macron’un “Marseille en Grand” planınından bahsedebiliriz…
Planın temel amaçlarından birisi, Marsilya’yı görsel-işitsel üretimin merkezi ve Akdeniz havzasının sinema üssü yapmak.
Bu çerçevede kentin kuzey aksında yeni film çekim platolarının kurulması, Frische la Belle DE Mai içerisindeki dijital prodüksiyon ve kurgu stüdyolarının modernizasyonu, CinéFabrique Ulusal Sinema Okulu Marsilya yerleşkesinin faaliyete geçirilmesi gibi projeler başarılı bir şekilde hayata geçiriliyor.
Gelinen noktada 4000 m2lil lojistik film üssü CinéMaBase faaliyete geçerken,11 hektarlık bir alanda bulunan Saint-Louis Şeker Fabrikası’nın “Studios de la Méditerranée" projesi kapsamında büyük bir film stüdyo kompleksine dönüştürülmesi süreci hala devam ediyor. Bunlar içerisinde CinéFabrique Ulusal Sinema Okulu Marsilya yerleşkesi ise öğrencilere 3 yıllık ücretsiz eğitim vermeye başladı.
İzmir İçin Çıkarılacak Dersler
18. yüzyılın son çeyreğinde İzmir, Osmanlı İmparatorluğu’nun en önemli liman kentlerinden biri olarakFransa’ya ihracatın kimi yıllarda %40’ını tek başına sırtlarken, Marsilya da bu ticaretin başlıca limanlarından biriydi.
İki kent arasında böylesine derin bir tarihi ilişki mevcutken, Marsilya’nın kültür alanındaki atılımlarına bakarak İzmir açısından bugün çıkarılacak dersler olduğunu düşünüyorum.
Gelinen noktada İzmir, kültür politikasını etkinlik düzenleme meselesi olmaktan çıkarıp, kentin ekonomik dönüşümünün ve uluslararası konumlanmasının bir parçası haline getirmek zorunda.
İzmir iş dünyasına burada önemli bir görev düşüyor, zira sadecekültürel faaliyetlere sponsorluk yapmak yerinekentin kültürel varlıklarına yatırım yapan bir iş dünyası anlayışı kentin uluslararası imajına önemli bir katkı yapabilir. Haksızlık etmeyelim, bu konuda İzmir olarak iyi örneklerimiz elbet var ama yeterliliği tartışılır.
Hele ki, MuCEM örneğine bakıldığında, İzmir’de uluslararası çekim yaratacak bir kültürel landmark/simge eksikliği olduğunu fark etmemek mümkün değil.Dolayısıyla şunun altını özellikle çizmek gerekiyor:
Mesele İzmir’de kültüre fazla para harcayın meselesi değil… Mesele kentin kültürel varlıklarını aynı zamanda ekonomik altyapı olarak gören bir anlayışı geliştirmekte…
Yani bir liman nasıl altyapıysa, iyi tasarlanmış bir müze de altyapı yatırımı olarak görülmeli…
Aynı şekilde bir otoyol nasıl erişim sağlıyorsa, iyi bir müzenin de kente uluslararası erişim sağlayacağını bilmek gerek.
Bu ve benzeri pek çok örneği görmek mümkün. Ancak İzmir’in daha fazla kaybedecek vakti yok.
Belki de bu nedenle İzmir'in ihtiyacı tek tek kültür yatırımlarından ziyade; limanından tarihi mirasına, yaratıcı endüstrilerinden turizmine kadar sahip olduğu bütün değerleri aynı Akdeniz vizyonu içerisinde buluşturacak daha büyük bir kent tahayyülüdür.
Ezcümle “Akdeniz Metropolü İzmir” vizyonu, bu hususta iyi bir başlangıç olabilir, tıpkı zamanında Chevalier’in Marsilya için yaptığı gibi…
Kim bilir…