Lipecvatu/ Ihlamur ağaçları çiçek açıyor

Sve je istoko i lani, hej/ Her şey geçen yılki gibi, hey

Samosrcemoje i srcetvoje/ Sadece kalbim ve senin kalbin

U ljubaviviše ne stoje/ Artık birbirlerine aşık değiller

Bostanlı’da nemli ve serin bir yaz akşamı…

Bir iş dönüşü yürüdüğüm sokaklarda aniden burnumun ucunda hissettim ıhlamur ağaçlarının o muhteşem kokusunu…

Ama öylesine muhteşem ki, bir sokaktan başka bir sokağa yürüdükçe yalnızca burnumun değil zihnimin de aldığı o tarifsiz hazla gözlerimi kapadım ve doğrusu, şaşkınlığımı gizleyemeden olduğum yerde kalakaldım:

İşte o anda ıhlamurlar, başka ağaçların kokularına karışarak adeta birbiriyle raks ediyor ve ortaya çıkan kokuların her bir farklı notaya dönüşerek sanki burnumda kelimelerle kifayetsiz bir şölene dönüşüyordu…

Kapalı gözlerimle adeta Chopin’in hiç bestelenmeyen bir noktürnünü dinliyor gibiydim…

Gözlerimi açana kadar kısa bir süreliğine düşündüm. Bostanlı, Balkan göçmenlerinin yoğun yaşadığı bir semtti, üstelik bu semtin kurulmasında büyük emekleri vardı.

Osmanlı Devleti 1878 Berlin Anlaşması ile Bosna-Hersek’i Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na terk ederken, Bosnalı Müslümanlar yurtlarını geride bırakarak buraya yerleşmeye başlamış ve adını bostan tarlalarından alan bu bölgede uzun yıllar tarımla uğraşmışlardı…Böylece Bostanlı semtinin kuruluş hikayesi başlamıştı.

İşte o anda gözlerimi açarak birden kendime şu soruyu sordum:

Ihlamur ağacı, acaba Balkan göçmenlerinin kültüründe önemli bir yere sahip olabilir miydi?

Aklımdaki soruyla hemen eve döndüm. Ancak bilgisayarı açmamla birlikte karşıma çıkan bir tesadüf şaşkınlığımı daha da arttırdı.

Çünkü o an Balkan müzikleri eşliğinde internette gezinirken, arka fonda çalan bir şarkının sözleri buna sebep oldu.

İşte o şarkı, Bostanlı sokaklarında beni büyüleyen o kokunun izine götüren, Goran Bregovic’in de kurucusu olduğu, Yugoslav Rock müziğinin efsane grubu Bjelo Dugme’nin arka fonda çalan meşhur “Lipe Cvatu” şarkısı idi…

LipeCvatu… Yani “Ihlamurlar Çiçek Açıyor”…

6T-1

1984 yılında yayımlanan bu şarkı, Yugoslavya’nın dağılmasının ardından, bir zamanlar aynı ülkenin çatısı altında yaşayan milyonlarca insanın ortak belleğinde kendine yer edinmişti. Özlem yüklü sözleri ve bir o kadar coşkulu melodisiyle, yalnızca geçmişte kalan bir aşkın değil, artık var olmayan bir ülkenin de hatıralarını taşıyor; kuşakların belleğinde yaşamaya devam ediyordu…

****

Araştırmaya devam ederken mutluluğum giderek arttı…

Öncelikle ıhlamurun Balkan kültüründe sadece kutsal bir botanik varlığı değil, aynı zamanda dini ve siyasi kimlikler açısından da kolektif bir hafızayı temsil ettiğini çok geçmeden öğrendim.

Bosnalı tarihçi Muhamed Hadžijahić’in ıhlamur hakkında birçok hikâyeyi derleyen çalışması benim açımdan son derece ufuk açıcı oldu.

1980 tarihli bu çalışmada Hadžijahić, 1700’lü yılların başında Müslüman ve Hıristiyanların aynı ıhlamur ağacının altında toplandığını, çeşitli ritüel ve adaklar gerçekleştirdiğini aktarmakta.

Hadžijahić aynı şekilde, 1897’de öğretmen İbrahim Sarajlić’in Sarajevo Ulusal Müzesi’nde de sergilenen anlatısına göre, Müslümanların o dönem bayram namazı sonrası 500 yıllık bir ıhlamur ağacını ziyaret ettiğini, çünkü ağaca yapılan ziyaretin Hac ziyareti kadar kutsal olduğunu belirtiyor. Sarajlić aynı şekilde ıhlamur ağacının bulunduğu mahallenin o dönem “ıhlamur mahallesi” olduğunu belirtmiş, ancak mahallenin bugün nerede olduğu bilinmiyor…

Öte yandan, bu kültürel derinliği daha eski bir geçmişe götürmek mümkün…

Nitekim, Balkan halk kültüründe ıhlamur ağacı aslında yüzyıllar boyu bir köy meydanı, bir meclis veya toplanma yeri olarak mekânsal işlevi görmüş.

Bunun tarihsel kökleri ise daha eskilerde, Germen kavimlerinde yatıyor. Örneğin, Ortaçağ Germen hukukunda Gerichtslinde, anıtsal ıhlamur ağaçları altında halk mahkemelerinin yapıldığı “mahkeme ıhlamuru” demek. Germen/İskandinav mitolojisinde barış, adalet ve bereketin koruyucusu tanrıça Freya ise ıhlamur ağacı ile özdeşleştirilmiş.

Biz en iyisi tekrar Balkanlar’a tarihsel bir yolculuk yapalım…

Bu defa Osmanlı dönemindeyiz.

Bilindiği üzere, Osmanlı Devleti sınırları kuruluşundan itibaren önce Anadolu’da, ardından Balkanlar coğrafyasına doğru genişleyerek İstanbul’un fethiyle bir imparatorluğu dönüştü. Bu büyümeyle birlikte Osmanlı sadece Balkanlar coğrafyasında yaşayan halklar üzerinde siyasal bir egemenlik kurmadı, aynı zamanda bölge halkının kültür ve geleneklerinden de etkilendi.

Dolayısıyla İslam kültür ve geleneğinde özel bir yeri bulunmayan, ancak Osmanlı camilerinde sık görülen ıhlamur ağaçlarını bu tarihsel etkileşimin bir ürünü olarak açıklamak mümkün olabilir miydi?

İşte bu noktada Boşnak araştırmacı Elvir Duranović'in “Kult Lipe” (Ihlamur Kültü) başlıklı çalışmasının bana yardımcı olduğunu söyleyebilirim. Söz konusu araştırmada Duranović, eski Slav topluluklarında yerleşim merkezlerine ve ibadethane yakınlarınaıhlamur ağacı dikme alışkanlığı olduğunu belirtiyor.

Dolayısıyla İslamiyet öncesi Slav kültüründe kutsallık atfedilen ıhlamur dikme geleneği, Bosna'nın Müslümanlaşmasının ardından da önemini kaybetmemiş; aksine camilerin ve diğer dinî yapıların çevresinde varlığını sürdürerek yerel İslam kültürünün kendine özgü unsurlarından biri hâline gelmiş görünüyor.

Bu konuyu, ilgilisi ve meraklısı tarihçilerin takdirine bırakıyorum…

****

Şurası bir gerçek ki…

Ihlamur ağacının Balkan coğrafyasında yaratmış olduğu kültürel süreklilik günümüzde de devam ediyor.

Örneğin, Hırvatistan Zagreb’teki ıhlamur ağaçları kent kimliğinin önemli bir simgesi haline gelmiş durumda…

Slovenya Najevska kentindeki büyük ıhlamur ağacı ise 700 yıllık devasa geçmişiyle, 90'lı yıllardan itibaren siyasetçilerin haziran ayındaki geleneksel buluşma noktası olarak biliniyor.

Buna ek olarak Hırvatistan’ın bir dönem (1994-2022) bir dönem alt para birimine bizdeki kuruşa denk gelen “lipa” adını verdiğini de ayrıca belirtelim.

Bosna-Hersek Mostar şehrindeki Nesuh Ağa Vučjaković Camii’ne ise bugün halk arasında hala “ıhlamur altındaki camii” olarak anılmaya devam ediyor.

X

Saydıklarıma daha pek çok örnek eklemek mümkün…

Sonuç olarak ıhlamur örneğinde görüyoruz ki, bir koku bulunduğu coğrafyanın sınırlarını aşıp, yalnızca farklı dinleri ve kimlikleri bir araya getirmekle kalmıyor, aynı zamanda tıpkı bir nakış gibi halk şiirlerine ve şarkılarına işlenerek “kolektif bir kültürü” inşa edebiliyor.

Ben de bu vesileyle şair Bahattin Karakoç’un “Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman” başlığıylailk defa okuduğum ve çok beğendiğim şiirinden bir bölümüsizlerle paylaşarak yazıyı bitireyim:

“…Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü
Kar yağmış dağlara, bozulmamış ütüsü
Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü
Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana
Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana

-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.”