Geçtiğimiz ay sahaflık yapan bir arkadaşımdan aldığım kitap vesilesiyle Peter F. Drucker'la tanıştım…
Kitabın adı Kapitalist Ötesi Toplum, yayın tarihi 1993.
Drucker'ın temel tespiti şu: 1750-1900 arasında dünyanın çeşitli yerlerinde kapitalist ekonomiler görülürken; ancak 1900'lerden itibaren kapitalizm tek bir sisteme dönüşerek yeryüzünün hâkim yapısı haline geldi. Bu yüzden onu büyük harfle yazıyor: 'K'apitalizm.
Henüz ilk sayfalarda klasik bir kapitalizm eleştirisi okuyacağınızı sanıyorsunuz, ancak bunun bir yanılsama olduğunu baştan söyleyelim. Nitekim ilerleyen sayfalarda Drucker'ın asıl derdinin kapitalizm değil, bilgi ve bilginin tarihsel evrimi olduğu açıkça fark ediliyor.
Bu bakımdan Drucker konuya Platon ile başlıyor….
Drucker’in anlatımıyla, Platon ve diğer klasik düşünürlere göre bilgiyi aktarabilme sanatı ancak mantık, dilbilgisi ve retorik eğitimiyle mümkündü. Ortaçağ'ın trivium olarak bilinen eğitim sistemi bu mirası devraldı; ama Drucker'a göre bu masum bir müfredat tercihi değildi. Çünkü trivium, bilgiyi bilinçli olarak işlevsellikten uzak tutuyordu. Zira işlevsellik kazanan bilgi mevcut anlamdan bir sapma sayılıyor, "beceriye" dönüşüyordu. Antik Yunanca'da bunun adı techne'ydi.
Ortaçağ'da techne, kabaca zanaatkârlığın karşılığı olarak yüzyıllarca iki ilkeyle beraber yürüdü: gizlilik ve anonimlik. Yani yüzyıllarca ustanın bilgisi ustanın elinde kalmaya devam etti.
Ancak 1700'lerden itibaren manzara değişti. Ustaların sır gibi sakladığı teknik bilgiler yazıya geçirildi, sistematikleşti, en nihayetinde ansiklopediler aracılığıyla tüm dünyaya yayıldı. Böylece techne, zamanın ruhu olan bilim ve akılla (logos) buluşarak teknolojiye dönüştü.
Druckertam da bu noktada Sanayi Devrimi'ni başlatan şeyin, buhar makinesinden önce, bilginin hayatın her alanına uyarlanabileceğine dair zihniyet değişimi olduğunu vurguluyor.
Bu arada kendisinin Hegel, Marx ve Weber'i hiç sevmediğini de söyleyelim. Zira onları "Büyük Basitleştiriciler" olarak görüyor ve sanayi toplumunun maddi koşullarını anlamamakla suçluyor. Hatta kırsal yaşam tarzından örnekler vererek sanayileşmenin insan hayatı üzerinde olumlu/iyileştirici bir etkisi olduğunu iddia ediyor.
Buna paralel olarak, sınıf siyasetini de reddeden Drucker, özetlekapitalist sistemin geleneksel sermaye ve mülkiyet ekseninden çıkarak bilginin temel üretim faktörü olduğu "bilgi toplumuna" evrileceğini savunalı ve kapitalizm üzerine kafa yoralı tam 33 yıl olmuş.
Şu anki manzaraya bakıldığında haksız sayılmaz, lakin aşağıda birazdan değineceğimiz bazı farklarla…
****************
Bir diğer kitap ise Jeremy Rifkin’in 2011 yılında yayınladığı“Üçüncü Endüstri Devrimi”kitabı.
Rifkin, eski Almanya Şansölye’si Angela Merkel’in danışmanı olarak biliniyor. Fakat ben kendisini üniversite yıllarımdan, yani Ankara SBF’de ekonomi politiğin duayen ismi rahmetlihocam İşaya Üşür sayesinde önceden biliyorum.
Rifkin aynı zamanda “Avrupa Rüyası” kitabının da yazarı… Kısaca Avrupa’nın 1990’lı yıllardan itibaren hızlı bir yükselişe geçtiğini, ekonomik ve siyasi bütünleşmesini tamamlayan bir Avrupa Birliği’nin ise 1930’lardan itibaren dünya toplumuna bir model olarak sunulan Amerikan Rüyası’nın geride bırakacağını iddia etti Rifkin.
Gelinen noktada bu argümanın iflas ettiği tartışılmaz bir gerçek. Hele ki, Brexit süreci, Avrupa’da aşırı sağın yükselişi ve Avrupa’da ekonomik durgunluk gibi olaylar göz önünde bulundurulduğunda,Rifkin’in Avrupa Rüyası tam manasıyla kaçan bir trenin hüzünlü masalını anlatıyor.
Ancak Rifkin’in yine de “iflah olmaz bir iyimser” olduğunu peşinen söyleyelim. Nedeni basit: Üçüncü Endüstri Devrimi eserinde kapitalizmin şekil değiştirdiğini, iş birliği ve ağlar aracılığıyla yeniden örgütlendiğini belirten Rifkin, bu yeni duruma “Dağıtılmış Kapitalizm” adını veriyor. Bu kavramın merkezinde ise yeşil enerji bulunmakta. Yeşil enerjinin binalarda üretilip hidrojen gibi teknolojilerle depolanması, akıllı şebekelerle paylaşılması ve lojistiğin elektrikli araçlarla yapılması gibi adımlarla yeni bir küresel ekonomik paradigma oluşacağını savunan Rifkin, böylece geleneksel kapitalist sistemin sona ereceğini savunuyor.
Bu bakımdan, küreselleşmenin ölmediğini, aksine “kıtasallaşma” evresine girdiğini savunan Rifkin, ilk örneğini yine Avrupa’dan vererek şaşırtmıyor ancak Avrupa-Afrika enerji işbirliği örneği olarak sunduğu “Desertee” projesinin çoktan iflas ettiğini bir kenara not edelim.
Özetle Rifkin, 'dağıtılmış kapitalizm' ve yeşil ağlar üzerine iddialı bir gelecek tasviri çizerken; yeryüzünün üretim ve teknoloji eksenini doğuya kaydıran Çin'i denklemin dışına iterek, yine eksik bir rüyanın mimarı olarak kalıyor. Acı ama maalesef gerçek bu…
********
Kapitalizm nereye gidiyor izleğimizin son durağı ise Bill Gates.
Gates geçtiğimiz ay sonu kişisel web sitesinde “Türbülanslı Yapay Zeka Çağı” başlığıyla yeni bir blog yazısı yayınladı. Yazının başında yapay zekâ ekseninde kapitalizmin geleceğine dair çarpıcı uyarılarda bulunan Gates; bilgisayar ya da akıllı telefon gibi geçmiş döneme ait teknolojik devrimlerin uzun bir adaptasyon ve öğrenme süreciyle yayıldığını, buna karşılık yapay zekânın hiçbir fren tanımayan o baş döndürücü hızıyla aniden hayatımızın merkezine yerleşip tüm yaşam tarzımızı yeniden biçimlendirdiğini vurguluyor.
İnsanlık tarihinde bu kadar hızlı benimsenen başka bir teknolojik gelişme olmadığına dikkat çeken Gates, dünyadaki hükümetlerin YZ’nin potansiyeli ve gücü karşısında alternatif planları olmadığını ifade etmekte.
Fakat ona göre esas tehlike, YZ’nin hangi meslekleri ortadan kaldıracağı meselesi değil, bizzat insanın bilişsel kapasitesine ve toplumsal ilişkilere verebileceği potansiyel tahribat olarak karşımıza çıkıyor.
Bir başka deyişle YZ’nin sistem dışına itilen kitlelerin elinde hile, dezenformasyon, deepfake, siber saldırılar aracılığıyla son derece yıkıcı bir silaha dönüşme riski barındırdığını belirten Gates, özellikle genç nesillerin tehlike altında bulunduğunu vurguluyor.
Bu bağlamda Gates'in metne düştüğü iki şerh özellikle dikkat çekici: İlk olarak, çocukları dış dünyadan izole edip konfor alanına hapseden yapay zekânın, ağır bir bağımlılık sarmalına evrilme riski. Ardından gelen ikincisi ise; ufak çaplı hayat pratikleriyle sınanmadan büyüyen bu kuşakların, en ufak bir krizde panikleyerek bilişsel ve ruhsal dayanıklılıklarını tamamen yitirmesi tehlikesi.
Gates, kapitalizmin tarihsel gelişimini sağlayan yaratıcılık ve eleştirel aklın ortadan kalktığı bu manzarada, YZ teknolojisinin tüm karamsar tabloya rağmen belirli alanlarda insanlığa doğrudan faydalı olabileceğine inanıyor.
Bir başka deyişle, enerji, sağlık, tarım ve kamu sektörü alanında YZ destekli geliştirilecek ürün ve teknolojiler insanlığa doğrudan fayda sağlayabileceğini düşünen Gates, hükümetleri bu alanda acilen harekete geçmeye ve plan yapmaya davet ediyor. YZ’nin vergilendirilmesi ve küresel fon oluşturulması da ayrıca bu öneriler arasında.
Sözün özü; yapay zekâyla kapitalizm bambaşka bir evreye girmiş durumda. Üretim araçları algoritmalara teslim edildiğinden, mülkiyet kavgası anlamını yitiriyor. Büyük bir tarihsel eşikteyiz: Weber’in vaktiyle tasvir ettiği 'kapitalizmin ruhu', içinde bulunduğumuz dönemde insanı yutarak ruhsuz bir algoritmalar imparatorluğu halini alıyor.