“Çok uzun süre yollarda yürüdüm. Mutlu çingenelere bile rastladım” der GadjoDilo filminde, Tony Gatlif (1997)…
‘Çılgın Yabancı’ (GadjoDilo), ‘Sürgündekiler’ (Exils), ‘Aman Doktor’ (Djam) gibi filmleriyle tanınan Roman yönetmen TonyGatlif 77 yaşında hayatını kaybetti.
Çingenelere duyduğu aşktan öte, Tony Gatlıf’te bir coşku, bir nezaket, bir babacanlık, bir insani sıcaklık vardı ki bunlar onun damgasını taşıyordu. Sıcakkanlı yirmi kadar film ve müzik de tıpkı bir tay gibi hoplayıp zıplayan, iyiliksever bir adamın anısını bırakıyor geride.
Tony Gatlif’in sinemasını, onun adalet ve dayanışmayla örülü duruşundan bağımsız düşünmek imkânsız. Sulukule’deki Romanların direnişine omuz verdiği o günden beri, onun eserleri sadece birer film değil, ezilenlerin ve yerinden edilenlerin tepkisi oldu.
Vengo’nun finalinde KudsiErgüner’in neyinden dökülen feryat ile RemediosSilva Pisa’nın yaktığı o yakıcı ağıt, Gatlif sinemasının özünü özetler. Naci En Alamo şarkısındaki o köksüzlük ve kimliksizlik hissini anlatır şu ifadeler:
"Ne sığınacak bir yurdum var, ne toprağım, ne de ait olduğum bir memleket..."
"Bir toprağa bağlanamadım; ne doğduğum yer benim oldu, ne de sığındığım gök kubbe."
Bu dizeler, tam da Gatlif’in ve anlatmaya hayatını adadığı göçebe ruhların dünyadaki sessiz yürüyüşünü tarif ediyor.Naci en Alamo, sadece bir şarkı değil; Topraksızlığın, göçebeliğin ve aidiyet arayışının Flamenko tınılarıyla örülmüş derin bir manifestosudur.
Roman kültürünü sinemaya taşımasıyla tanınan TonyGatlif, başrollerinde AsiaArgento ve Birol Ünel ile neşe ve dramı harmanlayan bir hikâyeyede “Transilvanya” filmindeimza atmıştı…

Masalını bitirip aramızdan ayrılan bir hikâye anlatıcısıydı Tony Gatlif. Ötekileştirilmenin, dışlanmanın ve acının yükü nasıl hafifler ki? Şüphesiz bir Çingene feryadıyla, yanık bir türküyle, derinden gelen bir avazla… O, kendi kırgın yurtsuzluğunu, Hindistan’dan Avrupa’ya uzanan o bin yıllık kadim göçün hafızasıyla harmanladı. Sadece bununla da kalmadı; ezgileriyle yersiz yurtsuz kalmış tüm ruhların canına dokundu. Artık o uzun yolculuğunu nihayete erdirdi. Bize düşen ise arkasında bıraktığı o yankıların izini sürmek. Mutlu Çingenelerle karşılaşana dek bıkmadan, usanmadan yürümek…
Unutulur mu bu anısı: “Savaş gördüm, asmalıklarda insanların boğazlarının kesildiğini gördüm. Berbat bir şeydi bu, hala kabuslarıma giriyor. Orada insanlığın zerresine rastlamadım. Bu belki de bir yönetmen olarak da yaşamıma damgasını vurdu. Film yaparken ilk yapmanız gereken şey sıradan insanlar için filmler çekmektir. ‘Yıldız’ değiliz, öyle olmak hiç ilgimizi çekmiyor. Film yapmamızın tek nedeni, filmleri seven insanları sevmemiz. İnsanların filmlerimize gitmesinden ve bizi tanımalarından gurur duyuyoruz. Kendine ‘yıldız’ diyenler ahmaktır.”
Şu sözünü dostlarımla hep paylaşırım: “Ben Akdenizliyim. Bizler acılarımızı, öfkelerimizi ve sevinçlerimizi şarkı söyleyerek, dans ederek dışa vururuz. Sinemamda müzik, karakterlerimin hayatta kalma çığlığıdır.”
Filmlerinin güzelliği, cömertliği, neşesi, şiirselliği ve müziğe olan sevgisi sonsuza dek içimizde kalacak.