Gazeteci Murat Ağırel, Cumhuriyet Gazetesi’ndeki 22 Ağustos 2026 tarihli “Nişasta bazlı şurup: Soframıza akıtılan zehir” adlı yazısıyla konuyu gündeme getirmiş ve “ Önümde iki ayrı devlet raporu var. Biri Tarım ve Orman Bakanlığı Şeker Dairesi Başkanlığı’nın denetim raporu. Diğeri Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu’nun incelemesi. Mesele şu: Vatandaşa kayıt dışı kotanın da üzerinde tonlarca nişasta bazlı şurup içeren tatlılar, reçeller, ballar, lokum ve helvalar yedirmişler.” demiş. Halk sağlığı için yaşamsal bir konuyu dile getirdiği için Murat Ağırel’i kutluyorum.

Önce bir tespit yapalım. Günümüzde nişasta bazlı şekerin, pancardan üretilen şekerden daha ucuz olduğunu ve pancardan üretilen şekerin yetersizliğini diyenler var. Gazetelere yansıyan haberlere göre ortaya çıkan sorunda ,taraflar birbirlerini suçluyorlar ve kamu sektörü ise , özel sektör fabrikalarının zam yapmaları nedeniyle şekerde sorun yaşandığını iddia ediyor.

Bu kapsamda “Nişasta Bazlı Şeker Türkiye’nin Gündemine Nasıl Girdi?” ”sorusunun geçmişine bakmakta yarar var. Çünkü geçmişi bilmeden günümüzü ve geleceğimizi aydınlanmak olası değil.

Nişasta Bazlı Şeker Türkiye’nin Gündemine Nasıl Girdi?

Sorunun temelinde; emperyalizme bağlantılı olarak şeker üretimin özelleştirilmesi var.

Türkiye 2000’i yıllara değin şekerini şeker pancarından üretiyordu. Bu yıllardan itibaren,”şeker pancarından şeker üretimi pahalı,şeker fabrikaları zarar ediyor” denildi,gaflet uygusundaki politikacılar tarafından ABD’den ithal edilen Kemal Derviş aracılığıyla çıkarılan 15 yasanın birincisi olan “Şeker Yasası” ile özelleştirmeler başlayacak ve şekere kota getirilecekti.

Özelleştirme çalışmalarında Kemal Derviş’i iyi tanımak gerekiyor. Ecevit Hükümeti(*) tarafından 2001 yılında,Türkiye ekonomisini kurtarmak (!)amacıyla devlet bakanı yapıldı.15 günde 15 yasayla pancara ve tütüne kota konuldu,şeker ve tütün fabrikalarının satılması kolaylaştırıldı,ithalattaki sınırlama yabancı tekeller lehine kaldırıldı ve de kamu ihalelerine yabancıların girmesi sağlandı. Kemal Derviş;”Uluslararası Tahkim Yasası, Telekom Yasası,Şeker Yasası,Tütün Yasası,Tuz Yasası, Doğalgaz Piyasası Yasası,Merkez Bankası Yasası, Bankacılık Yasası,Sivil Havacılık Kanunu, Kamulaştırma Yasası, Bütçe Değişikliği Yasası, Görev zararları” ve bazı fonların tasfiyesini öngören yasa, “Ek Bütçe Yasası, İhale Yasası,Ekonomik ve Sosyal Konsey Yasası” gibi 15 yasayı hızla çıkarttı.

Şeker Yasası,Tütün Yasası ve Tuz Yasası gibi yasalar doğrudan tarım ve gıda ile ilgiliydi.

Ancak onlarla dolaylı bağlantılı üç yasanın içeriğine de değinmek gerekiyor. “Uluslararası Tahkim Yasası” ile yabancılık unsurunun bulunduğu kamu hizmetleriyle ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıkların uluslararası mahkemelerde taşınabilmesini sağlandı. Ulusal irade emperyalist merkezlere devredildi. İhale Yasası ile kamu ihalelerine yabancılar için konulan sınırlamalar kaldırıldı. Ardından defalarca değiştirilen ihale yasalarıyla devlet delik deşik edildi. İhaleye verilmeyen devlet işi bırakılmadı. Ekonomik ve Sosyal Konsey Yasası ile sendikaları denetleyecek merkez oluşturuldu. Kamunun, işçi, işveren örgütlerinin buluştuğu örgüte, Ekonomik ve Sosyal Konsey adı verildi.

Ancak yıllar sonra 2014 yılında yapmış olduğu bir söyleşide Kemal Derviş;“Bizi Özelleştirmeye Zorladılar” diye bir itirafda bulunuyor ve “…Daha sonra ABD’ye geldim ve Başkan Bush’un Hazine Bakanı beni çok soğuk karşıladı…Kendisi ‘krediye hiç gerek yok’ dedi. Eğer bilmiyorsanız ‘özelleştirme konusunda size yardımcı olayım.Ama özelleştirirken satacaksınız, piyasa ne verirse o fiyata satacaksınız. Biz bu kadar ucuza satmayız diye bir tutum içine girerseniz o zaman hiçbir şeyi başaramazsınız.” dediklerini anlatarak(Bakını:www.egitimajansi.com/haber/kemal-dervisten-itiraflar) aslında kendisine verilen uluslararası görevi örtmeye çalışıyordu.

Derviş’in bu işlevini yıllar sonra eski bakanlardan,üstelik sağ eğilimli Güneş Taner de doğrulayacaktır. Taner,Kemal Derviş hakkında şunları söylüyordu: “Özel bir görevi vardı. Yerli sermayeyi biçerek yabancılara kapıları sonuna kadar açtı. Bankalar ve sigorta şirketleri el değiştirdi”(Bakınız:www.ensonhaber.com/kemal-dervis ve catherina-40 milyar-dolari-ne yapti)

Şeker Kotası ile neler oldu?

Kemal Derviş Yasaları ile pancar yanında mısır gibi diğer bitkilerden elde edilen şeker benzeri maddelerin, kısaca Nişasta Bazlı Şeker(NBŞ) üretimine olanak sağlandı.Bunların toplam şeker üretimindeki payına “Kota” diyoruz.

Kota ,başlangıçta %10 idi.Beklentiler,yüksek olan bu oranın sağlığa zararlı olduğu için AB’de olduğu üzere azaltılması yönünde iken,hükümetin,8 Nisan 2013 tarihinde TBMM’ne sunduğu yasa tasarısı ile NBŞ kotası yüzde 10’dan yüzde 15’e çıkarıldı. Oysa AB ülkelerinde kota oranının % 0-4 oranında değiştiği biliniyordu.

Şekerin emperyalizme bağlantısı ne?

Yazının başında konunun ekonomi yönünün, emperyalizme bağlantılı olduğunu söylemiştim. Birincisi;özelikle ABD’nin elinde bulunan mısır stoklarının eritilmesi ile ilgili.

İkincisi; AB’nin Ortadoğu pazarları ile bağlantılı olması.Türkiye’de şeker pancarından elde edilen şeker üretimi azalınca ,bu pazarlar başta AB ülkelerine kalacaktı ve öyle oldu. Örneğin Fransa.Yıllık şeker tüketimi 2 milyon ton olan Fransa,çıkarına uygun olduğu için 4,5 milyon ton/yıl şeker üretmeyi sürdürmektedir.Hedef,Ortadoğu pazarları idi.

Nişasta Bazlı Şeker tüketimi sağlığımıza zarar veriyor.

Üçüncüsü ise daha korkunç idi.NBŞ tüketimin arttırılması ile ortaya çıkan hastalıklar. Bunu biraz açalım.

Türkiye’de NBŞ mısırdan üretiliyor. Mısır Şurubu,vücutta früktoza dönüşüyor.Fruktoz, insülün direncini olumsuz olarak tetikliyor. Şeker hastalığı ve şişmanlık başta olmak üzere kanserden kalp hastalıklarına ve karaciğer yetmezliğine kadar birçok kronik hastalıkları yol açıyor.

Türkiye’de NBŞ üretimi ,ağırlıklı olarak beş firmanın denetiminde(**).Mısır şurubunun fiyatı, şeker pancarı şekerine göre ton başına 250-300 dolar daha ucuz ve sıvı olarak pazarlanabilmekte. Bu nedenlerle, şekerlemeler, unlu mamuller, reçel, alkollü ve alkolsüz içecekler gibi şeker gıda sanayinde yaygın olarak kullanılıyor.

NBŞ’lerin tüketimi, AB’nde ve dünyada düşerken Türkiye’de yükseliyor. Türkiye’de kişi başına NBŞ tüketimi 6 kg. iken, AB’de bu miktar 1 kg. civarında.

Kısaca,şekerde de geçmişi bilmeksizin ve emperyalizmin payını görmeksizin sızlananlara ve de hala özelleştirmeyi savunanlara diyecek sözümüz yok.

(*)Bülent Ecevit,Türk solunun sosyal demokrasi sürümünde(versiyon)bir yıldız gibi parladı, bozuk düzeni değiştirecek “Karaoğlan” olarak ünlendi. Ancak zamanla, emperyal çelişkileri görmezlikten gelerek İsveç tipi bir sosyal demokrasiyi öne çıkarmaya başladı. Son başbakanlığı sırasında da , ekonomiyi ayağa kaldırmak için uluslararası finans kapitalizminin temsilcisi Kemal Derviş gibi birisini Türkiye’ye çağırdı. Derviş’in başta özelleştirme politikaları olmak üzere devletin emperyal kapitalist sistemle kayıtsız koşulsuz entegre olmasını sağladı. Giderayak, FETÖ’ya övgüler düzecek kadar mistikleşti, Mustafa Kemal(Atatürk)’in idam fetvasını onaylayan Vahdeddin’e bile “ Vatan haini diyemem” aşamasına geldi. O’nu seven kitleler, “devlet malını yemedi” diye anımsalar bile, tarihin yargısı devlet adamlarının getirdikleri yer ile değerlendirecektir.

(**)Bu şirketler; “Cargill(ABD),Amylum(Britanya ve ABD Ortaklığı),PNS(Cargill ve Ülker Ortaklığı),Tat Nişasta ve Sunar Mısır Entegre”’den oluşuyordu.