Kaş’tan Meis’e… Fethiye’den Rodos’a, Marmaris’ten Rodos ve Simi’ye…Bodrum’dan Rodos, İstanköy (Kos) ve Leros’a… Kuşadası’ndan Sisam (Samos) ve Patmos’a, Seferihisar’dan Sisam’a… Çeşme’den Sakız’a, Aliağa, Dikili, Ayvalık ve Akçay’dan Midilli’ye… Çanakkale’den Limni’ye…

Benim de defalarca kullandığım bu deniz yollarında bu yaz rekorlar kırıldı. Onbinlerce insanımız koştura koştura Ege’deki bu adalara gitti ve döndü…Ekim sonuna kadar da devam eder bu seyahatler.

Geçen Pazar öğle saatlerinde Girne açıklarında meydana gelen ve 30’a yakın insanımızı kaybettiğimiz katamaran faciasından sonra şimdi herkes çok da haklı olarak soruyor: Ege kıyılarından kalkan gemiler ne kadar güvenli?

Ege’de deniz ulaşımı artık turizmin yan hizmeti olmaktan çıktı. Başlı başına dev bir ulaşım sektörüne dönüştü. Her gün binlerce insan Çeşme’den Sakız’a, Kuşadası’ndan Sisam’a, Bodrum’dan Kos’a, Ayvalık’tan Midilli’ye gidiyor. Üstelik bu yalnızca temmuz-ağustos meselesi değil. Sezon uzuyor, sefer sayıları artıyor, gemiler daha sık çalışıyor.

Talep büyüyor. Peki denetim de aynı hızla büyüyor mu?

Girne açıklarında batan katamaranın 267 kişi taşıdığı, 8 kişinin yaşamını yitirdiği ve 18 kişinin kayıp olduğu bildirildi. Facianın nedenine ilişkin soruşturma sürüyor. Yolcuların geminin su aldığına ilişkin uyarıları dikkate alınmadığı ve can yelekleri konusunda sorun yaşandığı yönünde iddialar da basına yansıdı. Ama bunların hiçbirini soruşturma tamamlanmadan kesinleşmiş gerçek olarak kabul edemeyiz.

Bu iddiaların tamamının soruşturulması gerekiyor. Ve yalnızca geminin kaptanı ya da mürettebatı üzerinden değil. Çünkü deniz kazaları çoğu zaman tek bir kişinin hatasından ibaret değildir. Bazen kazanın arkasında bir ihmal zinciri vardır.

Şimdi gelelim bizim Ege’deki gemilerimize. Bir yolcu olarak bilet alırken ne biliyoruz? Geminin kaç yaşında olduğunu biliyor muyuz? Son kara sörveyinin ne zaman yapıldığını? Son havuz bakımının ne zaman yapıldığını? Motorlarının bakım kayıtlarını? Gövdesinde daha önce meydana gelmiş hasarları? Kaç kez arızalandığını? Hangi hava koşullarında sefer yapmasının uygun görüldüğünü? Geminin taşıma kapasitesini? Gemide kaç can salı bulunduğunu? Kaç can yeleği olduğunu? Mürettebatın acil durum eğitimini?

Bilmiyoruz!

Bize çoğu zaman yalnızca bir bilet satılıyor. Ve biz de o bileti, güvenlik konusunda verilmiş örtülü bir garanti olarak kabul ediyoruz.

Türkiye’de gemilerin teknik denetimi ve belgelendirilmesi için ciddi bir mevzuat var. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın Gemilerin Teknik Yönetmeliği; denize elverişlilik, yükleme sınırı, liman çıkış belgeleri ve çeşitli teknik şartları düzenliyor. Düzenli hatlarda çalışan gemiler için de hat izinleri söz konusu. Bakanlığın 2025 faaliyet raporuna göre Türkiye’den yurtdışındaki limanlara düzenli sefer yapmak üzere 40 firmanın 123 gemisine izin verilmiş durumda.

Yani sistem, kural, belge, denetim mekanizması var. Ama bir noktada durup şu soruyu sormamız gerekiyor: Belgesi olan her gemi gerçekten güvenli midir? Cevap elbette “evet” olmalı.

Ayvalık’ta her hafta sonu görülen Midilli yolcuları kuyruğu…

Ama Girne faciası bize bunun yeterli bir cevap olmadığını hatırlatıyor. Çünkü Reuters’ın aktardığına göre faciada batan geminin geçerli bir denize elverişlilik sertifikası bulunuyordu. İşte burada çok önemli bir ayrım ortaya çıkıyor. Sertifika sahibi olmak başka, güvenlik kültürüne sahip olmak başka.

Bir geminin sertifikası neyi garanti eder? Belirli teknik şartların sağlandığını, belirli kontrollerin yapıldığını, geminin belirli koşullarda sefere uygun bulunduğunu. Ama benim bir yolcu olarak bilmek istediğim önemli bir sorum var: “Ben bugün bu gemiye bindiğimde gerçekten güvende miyim?” Bunun cevabı yalnızca bir belge numarası olamaz. Çünkü gemi güvenliği bir kâğıt parçasından ibaret değildir. Kaptanın kararları, hava koşulları, yük ve yolcu dağılımı, acil durum prosedürleri, can kurtarma ekipmanları vardır. Ve en önemlisi insan faktörü vardır.

Gemi yaşına da özellikle takılmamak gerekiyor. Eski gemi otomatik olarak güvensiz değildir. Yeni gemi de otomatik olarak güvenli değildir. Kaptan dostlarımla iki gündür konuşuyorum, dedikleri ortak şey: Denizcilikte esas mesele yaş değil, bakım ve denetim geçmişidir.

Ama yolcunun geminin yaşını dahi bilmemesi de kabul edilebilir değildir. Deniz yolculuğunda yolcu çoğu zaman gemiye bakar, “güzelmiş” der ve biner. Oysa dışarıdan parlak görünen bir katamaranın içerideki teknik durumu hakkında hiçbir fikrimiz yoktur.

Bilmediğim için soruyorum: Ege’deki uluslararası hatlarda denetim kimin sorumluluğunda? Türk limanından çıkan bir gemi Yunan adasına gidiyorsa, hangi kurum hangi aşamada devreye giriyor? Türk bayraklı gemiyi kim denetliyor? Yabancı bayraklı gemiyi kim denetliyor? Yunanistan’daki liman otoriteleri denetimi nasıl yapıyor? Ve ben bir yolcu olarak bu bilgilere ulaşabiliyor muyum?

İki gündür araştırıyorum: Türkiye’nin uluslararası denizcilik denetimlerinde kötü bir yerde olduğunu söylemek de haksızlık olur. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın açıklamasına göre 2025 yılında Paris MoU ülkelerinde 215 Türk bayraklı gemi denetlendi; bunlardan 5’i tutuldu ve tutulma oranı yüzde 2,32 oldu. Bakanlık bu oranı Paris MoU genel ortalaması olan yüzde 4,03’ün altında olduğu için olumlu bir gösterge olarak değerlendiriyor.

İyi bir sonuç… Ama bu veri bizi rehavete sürüklememeli. Çünkü istatistikte iyi olmak, tek tek bütün gemilerin güvenli olduğu anlamına gelmez. Bir geminin tutulmamış olması, yolcunun başına hiçbir şey gelmeyeceğinin garantisi değildir. Denizcilikte güvenlik, “ortalama” üzerinden ölçülemez. Bir yolcu için risk ya vardır ya yoktur.

Bir başka sorun da şeffaflık. Ben yolcu olarak bindiğim geminin son denetim tarihini neden kolayca göremiyorum? Son teknik kontrolün sonucunu neden bilmeyeyim? Geminin hangi koşullarda sefer yapmasına izin verildiğini neden öğrenemeyeyim? Neden bilet satın aldığım internet sitesinde yalnızca “Bodrum-Kos, 09.00” yazıyor?

Neden yanında; Geminin adı: …, İnşa yılı: …, Kapasite: …Son güvenlik denetimi: …, Can kurtarma kapasitesi: …, İşletmeci: …gibi temel güvenlik bilgileri bulunmuyor?

Bunlar ticari sır değil. Bunlar yolcunun yaşam hakkıyla ilgili bilgiler.

Bir de can yeleği meselesi var. Denizcilik mevzuatı can kurtarma araçlarını düzenliyor. Ama yolcunun o can yeleğine ne kadar sürede ulaşabileceği başka bir mesele. Daha önemlisi, yolcu ne yapacağını biliyor mu? Bir acil durumda çocuklar, yaşlılar, engelliler için ne yapılacağını biliyor muyuz? Yoksa güvenlik anonsu, herkesin zaten bildiği varsayılarak birkaç saniyede geçiştiriliyor mu?

****

Ege’nin bir başka gerçeği de hava. Bizim kıyılarda yaşayanlar bilir. Sabah çarşaf gibi olan deniz öğleden sonra bambaşka bir hale gelebilir. Meltem, poyraz, lodos sertleşebilir. Dalga yükselebilir. Ani hava değişebilir. Ve hızlı katamaranlar, yapıları gereği dalga koşullarından farklı biçimlerde etkilenebilir. O halde çok açık bir soru: Sefer iptalinin ticari bir kayıp olarak mı, yoksa güvenlik kararının doğal sonucu olarak mı görüyoruz?

Çünkü bir geminin sefere çıkmaması şirket için para kaybı olabilir. Ama güvenlik açısından doğru karar olabilir. İşte burada kamu otoritesinin görevi başlıyor. Şirket “sefer yapalım” diyebilir. Kaptan “çıkalım” diyebilir. Turist bekliyor olabilir. Biletler satılmış olabilir. Ama nihai ölçüt bunların hiçbiri olmamalı. Deniz koşulları ve insan hayatı olmalı.

Benim önerim çok basit: Ege’deki uluslararası yolcu taşımacılığında “şeffaf gemi güvenliği” sistemi kurulmalı. Her yolcu, bilet aldığı gemi hakkında temel güvenlik bilgilerine internet üzerinden ulaşabilmeli.

Geminin yaşı, işletmecisi, kapasitesi, son denetim tarihi, son büyük bakım tarihi, geçerli sertifikaları, son denetimde tespit edilen kritik eksiklikler ve bunların giderilip giderilmediği herkesin görebileceği bir sistemde bulunmalı.

Hatta daha ileri gidelim: Gemiye QR kod koyalım. Yolcu terminalde gemiye binmeden telefonunu okutsun ve geminin güvenlik karnesini görsün.

Neden olmasın? Otomobil satın alırken ekspertiz raporu istiyoruz. Uçakta hangi şirketle uçtuğumuzu biliyoruz. Otelin yangın çıkışını görmek doğal kabul ediliyor. Ama denizin ortasında yüzlerce insanı taşıyan gemide güvenlik karnesini sormak neden garipsensin?

Ege’nin mavi yollarını kapatmayalım. Tam tersine daha çok kullanalım. Çeşme-Sakız, Kuşadası-Sisam, Bodrum-Kos, Ayvalık-Midilli hatları iki kıyının yeniden birbirine kavuşmasının en güzel simgelerinden biri. Ama bu romantizmin arkasına saklanmayalım.

Mavi deniz, mavi ekonomi, ada turizmi, Ege’nin iki yakası…Hepsi çok güzel. Fakat denizin ortasında romantizm yetmez. Çünkü bir gemiye bindiğimizde satın aldığımız şey yalnızca bir bilet değildir. Canımızı da emanet ediyoruz.