Geçen yıl Çeşme’de 1500 kadar, bu yıl ise elliyi aşkın orkinos balığı kıyıya vurdu. Bazısı ölü olarak, bazısı can çekişerek kıyılarımızda öldüler. Bunların tamamı, Çeşme’nin kuzey kıyılarında, yani orkinos çiftliklerinin akım yönündeki yerlerde gerçekleşti.

İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarım ve Hayvancılık Komisyonu, büyük duyarlılık gösterip alana gelmiş. Ve akıllara ziyan açıklamalar yapmışlar. Baştan yazıklar olsun deyip, nedenlerini açıklayalım.

Tarım ve Hayvancılık Komisyonu Başkanı Selçuk Karakülçe ve komisyon üyesi Erdal Karagöz’ün açıklamalarını EgedeSonsöz’de okuyunca, hem çok sinirlendim, çünkü sorunu doğrudan yaşayan kişileriz ve hem de bu zatların açıklamaları, yıllar önce Ildırı’da Orkinos çiftliği ile ilgili gerçekleştirilen, Halkın Katılımı Toplantısından, Çevre ve Şehircilik İl Müdür Yardımcısının tutumunu anımsadım.

O toplantıda Çevre Müdürlüğü temsilcisi de aynen Büyükşehir komisyonu başkanı gibi, kamu görevlisi olarak değil de adeta şirket temsilcisi gibi davranıyordu. Bunu kendisine o zaman dile getirmiştim. Senin görevin denizi korumak ve yasalara sahip çıkmak diye.

Büyükşehir Komisyonu yetkilileri, kafes balıkçılığı yüz akımız demiş ve bunu dünyaya en çok ihracat yapan ülkeler arasında olmamıza bağlamış. Ama bunun nedenini sorgulamamış. Neden bizde balık çiftliği bu kadar çok? Çünkü diğer birçok ülke denizlerini korumak için belirli standartlar koyuyor ve bunu denetliyor. Oysa bizde yasalar da çiftlik şirketleri lehine sürekli değiştirildiği halde onlara bile uyulmuyor. Bu da karlılığı artırıyor. Denizi kirletme pahasına.

Çiftliklerin kıyılara belli bir mesafede kurulması yasa gereği ve belli derinliklerde olması lazım. Ayrıca kafes ve balık sayısı da önemli. Ama bunların hiçbirine uyulmuyor, yeter ki şirket daha çok kazansın diye. Standartlara uymayan ve denetimden yoksun çiftlik balıkçılığı şirketelr için cazip hale geldi Türkiye’de. Ildırı ve Gerence Koylarına gidin, kıyıya ne kadar yakın ve ne kadar çok sayıda olduklarını göreceksiniz.

Bu ürünleri alan ülkeler için, bu ithalat, adeta kirlilik ihracı anlamına geliyor. Kendi denizleri kirlenmeden Türkiye’den balık almak daha cazip hale geliyor.

Niçin Çeşme’nin kuzey kıyılarında 1500 orkinos öldü? Bu normal mi? Burası orkinos balıklarının yaşadığı bir bölge mi? Orkinos balıkları derin suların balıkları değil mi?

Komisyon Başkanı, orkinoslarda rastlanan virüsün, insan sağlığına zararlı olmadığını da söylemiş. Bırakın onu halk sağlığı uzmanları söylesin. Şirket yöneticilerinden aldığınız bilgi ile kamuoyunu yanıltmayın.

Biz artık yıllardır tertemiz olan denizimize girmekte tereddüt ediyoruz. Çeşmelilerin böyle kaygısı yok demiş komisyon başkanı. Yoktur, çoğunun haberi bile yoktur ama nerede sorduğunuz da önemli.

Bizim bulunduğumuz bölgede sürekli kıyıya kirlilik vurur. Bunların fotoğraf ve videolarını da zaman zaman paylaşıyoruz. Geçenlerde yine denizin üzerinde bir kütlenin yüzdüğünü gördüm. Hemen Sahil güvenliği aradım ve sintine diye ihbarda bulundum. Biraz sonra Sahil Güvenlik yetkilisi bölgeye gelip bilgi verdi.

Büyükşehir Hayvancılık Komisyonu Başkanı ile Sahil Güvenlik yetkilisinin bana verdiği bu bilgiyi paylaşayım. “Bu kütle sintine değil. Orkinos kafesleri üzerinde biriken kirlilik. Bu kirlilik, her gün tonlarca yağlı balık yemi atıldığı ve balık dışkıları da çok yoğun olduğu için, kafesin üzerinde birikiyor. Sakin havada orada duruyor ama akım başlayınca kıyıya vuruyor. Kafeslerde standartların çok üzerinde balık var ve kuruldukları yerler hava akımı açısından doğru değil. Bütün kirliliği açık denize değil, kıyıya taşıyor dalgalar.”

Bölgede inceleme yapan Çevre Mühendisi hocamız Enver Yaser Küçükgil, bu konuda detaylı bilgileri kamuoyu ile paylaştı. Ona göre denizin dibinde biriken yüz binlerce ton balık dışkısı ve yem atıkları zamanla, deniz dibi ekolojisinde, canlı yaşamı sonlandırdı. Bugün bu çiftliklerden vaz geçilse bile denizin kendini yenilemesi onlarca yıl alır.

Komisyon başkanının diğer bir tespitini mantığa dayandırıyor. “İhraç edilen ürünü çiftlik sahipleri neden denize salsın ki, ekonomik açıdan bunun mantığı yok.” Böyle akıl yürütmek şirket sahiplerinin bile aklına gelmemiştir.

Biz bu bilgiyi çiftliklerde daha önce çalışmış olanlardan aldık ve zaten orkinos bölgesi olmayan bu kıyılarda binlerce balık ölümü, başka türlü nasıl açıklanabilir ki.

Orkinos almak için veya orkinosları küçükken yakalayıp buraya taşırken, bu virüs Uzak Doğu’dan gemilerle taşınıyormuş. Enver hocamızın açıklaması bu yönde. Yani burada balıklarda tespit edilen virüs Uzak Doğu kökenli imiş. Balık ihraç edip, virüs ithal ediyormuşuz yani.

Bu kafesler hem aşırı balık barındırmaları ve hem de buradaki deniz suyu ısı derecesi virüsün üreme koşullarını sağlıyormuş.

Hastalanan balıklar, anormal hareketler yapıyor. Sırtüstü yüzmeye çalışıyor veya dikine yüzüyor. Bazıları kıyıya gelip, kendini kayalara vurarak intihar ediyor. Çünkü virüs beyinlerini ile sinir sistemini doğrudan etkiliyormuş. Bu davranışları gösteren balıklar da normal koşullarda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından imha edilmesi gerekirken, denize salınıyor maalesef.

Komisyon Başkanının mantığı burada işlemiyor. Çünkü yılda sanırım iki defa Uzak Doğu’dan gemiler geliyor ve burada bu hayvanlar kesilip, paketlenip ihraç ediliyor. Yani her istediğin zaman hastalıklı balıkları satma imkanın yok. Diğer balıklara da virüs bulaşmasın diye, kolay çözüm, salıvermek.

Yüz akı kafes balıkçılığı hayranı komisyon başkanına bir şey daha hatırlatalım. Bir anda binlerce dev balık kesilip doğranıyor ya, onların paketlenmeyen kısımları ne oluyor bil bakalım. İster mantıken açıkla istersen bir ziyaret daha yap ama kesim zamanında.

Yazıklar olsun. Birileri daha kolay ve çok kazansın diye denizlerimizi feda edenlere.