Bugün Türkiye şehirlerinin yüzde kırkından fazlası, seçim sonuçlarına göre yönetilmiyor. Çünkü seçilmiş belediye başkanlarının bir kısmı cezaevinde, bir kısmı görevinden alınmış, bir kısmına kayyum atanmış ve bir bölümüne de CHP’den seçildiği halde AKP rozeti takılmış durumda. Yani ne ülkemiz siyaset tarihinde ne dünyanın herhangi bir ülkesinde bu türden olaylara rastlamak mümkün.

Rejimin CHP’li belediyelere yönelik yargı operasyonları, iki şekilde sonuçlanıyor. Ya kodes ya da AKP rozeti. Rozet takanlar savcılık soruşturmasından muaf tutulduğu gibi, bazı promosyonlara da sahip olabiliyor. Özlem Çerçioğlu’ndan Burcu Köksal’a o kadar çok örnek var ki.

Son bir yıldır CHP’den ayrılıp AKP rozeti takan belediye başkan sayısı bir hayli fazla. Bu olayın bir boyutu, temsil ve meşruiyet krizi ile ilgili. Yani kendisini seçen seçmenlerin, tercihlerinin tam tersi bir konum almaktır bu. Oyu CHP’li seçmenden alıp, AKP adına koltukta oturmak sadece siyasi meşruiyet açısından değil ahlaki açıdan da sorunlu. İrade yolsuzluğudur ortaya çıkan.

Bu aşamada parti değiştirmek neyle açıklanabilir? Ya açığı vardır ve AKP’ye geçerek aklanmak tercihidir ya da kendisine yönelen tehdidi karşılayacak bir kişilik yapısı yoktur. Her ikisi de siyasetçi kalibresi ile ilgili bir sonuçtur.

2024 yerel seçimleri öncesinde Özel ve İmamoğlu CHP’si adayları açıklayınca, şu yorumu yapmıştım: Gidenlere üzülmedim, gelenlere de sevinemedim. CHP yönetimi değişmiş ama aday belirleme yöntemi değişmemişti. Nepotizm, adamcılık, mezhepçilik ve bölgecilik eski CHP’de de esastı, Özel ve İmamoğlu CHP’sinde de.

Özellikle büyükşehirlerde, buna göre harita çıkarmak mümkün oluyor. Özgür Özel’in arkadaşları, İmamoğlu’nun adamları ve bir de TSE adayları. Veli Akbaba ve Erdoğan Toprak gibi baronlara bağlı elemanlar.

TSE olarak kısaltılan adaylar, Tunceli, Sivas ve Erzincanlılar anlamına geliyor. Ama Malatya unutulmuş. Ayrıca son dönemde Trabzonlu olmak da CHP’de siyaset yapanlar için bir avantaja dönüştü.

Bu dönem belediye başkan ve meclis üyesi belirleme yöntemi, Kılıçdaroğlu’nun değişmesine rağmen, aynı yöntemin sürdürülmesi anlamına geliyordu.

Tuncelili, Sivaslı, Erzincan ve Malatya kökenlilerin hem belediye başkan hem de belediye meclis üyeliğinde büyük bir ağırlığı vardır. Bu illerde doğanların ve Alevilerin aday olma hakları vardır tabi ki, onlara karşı ayrımcılık yapılmayacak. Ama Alevilik değil de Alevicilik, hastalıklı bir yapı ortaya çıkarıyor.

Alevicilik ve mezhepçilik liyakatın önüne geçiyor. Ön seçim yapılsa da bu sonuç değişmeyecektir. Çünkü mezhepçilik yapan ve cemaatleşen topluluklar toplu hareket etme kapasitesine sahipler.

Kılıçdaroğlu döneminde İzmir’de bir ön seçim yapıldı. Bu ön seçimde altı kişilik bir anahtar liste üyelere yayıldı. Bunlar bizim adaylarımız diye. Buradaki “biz” Aleviyi tarif etmek için kullanılıyor. Ve bu altı siyasetçi liyakatine bakmaksızın aday listesini bloke etmişti.

Nitekim toplu halde hareket etme kapasitesi ile sadece belediye başkan adaylığında değil, belediye meclislerinde ve parti ilçe örgütlerinde kimlik, ayrıcalık haline geliyor. Bu CHP’nin en önemli örgütsel ve kültürel hastalığı haline geldi. Meraklı olan merkez ilçelerdeki belediye meclis üyelikleri ve ilçe örgütlerine bir göz atsın.

Eskiden böyle değildi. Örneğin seksen darbesine kadar, partiler bütün adaylarını önseçim ile belirlerdi. O zaman göç ve cemaatçilik siyasete bu denli ağırlığını koymamıştı. Mahmut Türkmenoğlu, Tahtacı Alevisiydi. İzmir’de Alevi oranı yüzde beş bile değildi ama kendisi önseçimde liste başı olurdu. Kimse onun mezhep kimliğine bakmazdı, o da buna yaslanmazdı. Ortam da buna uygun değildi.

CHP içinde sol kanat temsilcilerinden Süleyman Genç, Karadeniz kökenli idi. Ama üyeler onun doğum yerine değil, siyasi duruşu ve karakterine göre tercih ederdi.

Efendim Tuzla Belediye Başkanı dede ailesindenmiş. Bana ne? Bunun siyaset ile ilgisi ne? O onun özel alanı. Ama ön seçime de girseydi kimse onunla yarışamazdı bence. Eğer liyakatli biri olsaydı bu kadar kolay AKP rozeti takar mıydı? Mahir Polat da Erzincanlı ve Alevi bir adaydı ama Erzincanlı ve Alevi olma dışında da vasıfları vardı. Nitekim kodese girdi ama AKP rozeti takmadı.

Hadi loto oynayalım. Sizce soruşturma geçiren CHP’li belediye başkanları Yeni Partiye mi geçecekler yoksa AKP’ye mi? Kaç tanesi bu yüzden CHP’de kalmayı tercih edecek?

Daha önemlisi, Yeni Parti bu hastalıklı siyaset yapısını CHP’den miras alıp sürdürecek mi?