Kiminle konuşsam mutsuz, halinden yakınıyor, ekonomik zorluklardan, yokluktan söz ediyor, özellikle gençler. Oysa düşünüyorum; 1970'lerde benim gençliğim nasıldı? O yıllarda Türkiye’de hepimiz yoksulduk. Hatta, dünyada hepimiz yoksulduk. Cep telefonları yoktu. Evdeki telefondan şehirlerarası veya milletler arası konuşmak başlı başına bir çileydi.
Santrali arar, karşı tarafın telefon numarasını verir, saatlerce evde, telefon başında bağlanmayı beklerdik. Bağlanınca karşı tarafa ses gitmez, biz de onu duyamaz, ahizeye bağırmak zorunda kalırdık. Ama sevdiğimizle konuşabildiğimiz için çok mutlu olurduk. Değerliydi o dakikalar. Şimdilerde cep telefonunda konuşurken bağıran kişiler o yıllara çağrışım yaparak bağırır. Sevdiğiyle konuşabildiğinin değerini anımsar mı?
Kahve Yoktu, Gaz Yoktu
Türk kahvesi dışında kahve yoktu mesela. Nescafe, filtre kahve gibi kahvelerle yurt dışına gidenler tanışırdı. Türkiye’de bulunmazdı. Kot pantolon da bulunmazdı mesela. Kısacası yokluk ülkemizin her yerindeydi. Şampuan yoktu, yeşil sabunla yıkanan saçları tarayıp açmak çok zor olurdu. İlk şampuan çıktığında ne kadar sevinmiştik. Benzin yoktu, yağ yoktu, gaz yoktu, kuyruklar vardı.
Market yoktu, köşe bakkal vardı. Birkaç çeşit sigara vardı, hepsi Türk yapımı. Yabancı sigaralar kaçak gelirdi. Karaborsa idi. Her gece sistemli elektrik kesilirdi. Örneğin, gece 20:00-22:00 arası. Bilirdik saatini, mum ve idare lambalarımız hazır beklerdik. Dersi mum ışığında çalışırdık. Gündüzleri de 6-8 saat gibi su ve elektrik kesintisi olurdu.
Bebek Bezi Yoktu
Otomatik çamaşır makinası, bulaşık makinası, bebek bezi yoktu. Bebeğin kakalı bezleri önce el ile sıyrılır, sonra bir kovada biriktirilir, yeterince birikince ocak üstünde kaynatılır, yıkanır, durulanır, asılır, ütülenirdi. Çok zor işti. Sebzeler toprağıyla gelirdi. Tavuk tüyleriyle. Ocak üstünde tüyleri yakılıp yolunurdu. Yollar azdı, dardı, araçlar yavaştı, bir yerden bir yere gitmek çok zaman alırdı.
Şimdi en yoksul kişi bile hazır bebek bezi kullanıp, çöpe atıyor. Ancak kimse şükretmiyor bu bolluğa, herkes şikâyetediyor, mutsuz, hep ekonomik kriz dillerde. Herkeste cep telefonu. AVM’ler… Hızlı hayat, benzin bol, elektrik bol, çamaşırı makine yıkıyor. Ama insanlar mutsuz, gözü doymuyor, elimizdekilere şükreden kaç kişi var?
Neden İnsanlar Bu Kadar Kötümser?
Bu hafta Nature dergisi bunu haber yapmış. İnsanlar olanaklara kavuştukça mutlu olması gerekirken neden daha kötümser oluyorlar diyor siyasi bilim insanı FlorenceGaub. İnsanların beklentilerine vurgu yapıyor. Basının kötümserliği körüklediğini söylüyor. Her ülkenin insanı kendi ülkesinin kötüye gittiğini sanıyor diyor.
“Özellikle Batı ülkeleri böyle” diyor. “Örneğin Endonezya daha iyimser” diye ekliyor. İyimser veya kötümser olmayı kategorilere ayırıyor: Kişisel iyimserlik, (Benim geleceğim veya yaşamım) sosyal iyimserlik (ülkemin geleceği) tarihi iyimserlik (gelecek geçmişten iyi olacak) İnsanların kendileriyle ilgili daha iyimser, ülke ve dünya ile ilgili daha kötümser olduğunu belirtiyor.
Tüm Yokluklara Karşın Mutluyduk
Biz 70lerde genç olanlar tüm yokluklara karşın mutluyduk, iyimserdik, çalışkandık, geleceğe sevgi ile bakıyorduk. Bebek bezi temizlemek, kaynatmak, ütülemek gözümüzde büyümüyordu. Şikâyet etmiyorduk bu işlerden. Latte gibi kahveler yoktu ama adaçayı ve ıhlamur da güzeldi, yeterliydi. Dostluklar güzeldi, komşuluk vardı.
Deniz Gezmiş’imiz ve arkadaşları vardı, Uğur Mumcu’muz… Vatan vardı, idealler vardı, eğitim çok daha ağırdı, ama şikâyetimiz yoktu. Cep telefonumuz yoktu ama yaşam cep telefonsuz daha zor değildi, yine arkadaşlarımızla buluşuyorduk. Tüm bu maddi varlıkların bize mutluluk kattığını düşünebilir miyiz? Acaba gerçek mutluluk sevgi, dostluk, komşuluk vb de mi? Acaba çocuklarımıza şükretmeyi öğretmeli, onlara şükrederek örnek olmalı mıyız?