Bugün Bodrum denince çoğumuzun aklına masmavi koylar, beyaz badanalı evler ve lüks oteller ve yatlar geliyor. Oysa bu kentin ruhu, turizm parıltısından çok daha önce, Ege ve Akdeniz’in amansız sularında iki nefes arasında rızkını arayan sünger avcılarının omuzlarında yükseldi. Süngercilik; sadece bir geçim kapısı değil, Bodrum’u Bodrum yapan o dirençli, gözü pek denizci kimliğinin harcıdır.
Yıllarca Halikarnas Balıkçısı’ndan süngerci öyküleri okudum, benzersiz çizimlerine baktım… Yazarın 1946 yılında yayımlanan Deniz Gurbetçileri romanı, doğrudan Ege ve Akdeniz'deki sünger avcılarının hayatını anlatır. Kitapta, ilkel şartlarda Kuzey Afrika kıyılarına (Trablusgarp, Bingazi) kadar giden süngercilerin, sırf ekmek parası uğruna hayatlarını nasıl hiçe saydıklarını Balıkçı ne güzel anlatır… Süngerciler sadece denizle değil, onları borçlandırarak sömüren acımasız tekne sahipleriyle ("deniz ağaları") de mücadele ederler…
Aradan yıllar geçti… Sanayileşme, sentetik ürünler ve değişen dünya dinamikleriyle birlikte bu kadim zanaat zamanla kabuğuna çekildi; sünger denizcileri, hikâyeleriyle birlikte tarihin sessiz katmanlarına gömülmeye başladı. İşte tam da bu noktada, araştırmacı-yazar Cezmi Çoban’ın kaleme aldığı ve yayına hazırladığı Bodrum Süngercilik Tarihi Araştırmaları başlıklı eser, bu büyük hafıza kaybına karşı atılmış çok kıymetli bir şerh olarak karşımıza çıktı. Sağolsun Cezmi kardeşim imzalayıp göndermiş kitabı…

Kabotaj Kanunu'nun 100. yılı anısına yayımlanan bu 528 sayfalık hacimli çalışma, Bodrum’un mavi vatanla kurduğu tarihsel bağı belgesel bir disiplinle kayıt altına alıyor. Çoban, yerel tarihçiliğin sunduğu imkânları son derece titiz kullanarak sadece arşiv belgelerini, liman kayıtlarını ya da gazete nüshalarını taramakla kalmamış; bizzat diplerden gelen seslerin peşine düşmüş.
Kitabın en sarsıcı ve bence en kıymetli taraflarından biri, süngercilik tarihine iz bırakmış 450 denizcinin isim, aile bağı ve lakaplarıyla oluşturulan o muazzam envanter. “Terlemeden parayı, solumadan ölümü” tadan, Bingazi’den Trablus’a, Ege adalarından Akdeniz’in karanlık derinliklerine kadar ekmek peşinde koşan; vurgun yiyip sakat kalan ya da denize veda edip bir daha dönemeyen isimli-isimsiz kahramanlar bu sayfalarla yeniden canlanıyor. Eser, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nin doğuşuna zemin hazırlayan o ilk dalışların ve mavi uygarlık mirasının da hakkını teslim ediyor.
İmece usulü bir hafıza inşası

Cezmi Çoban’ın editörlüğünü üstlendiği bu kapsamlı çalışma, tek bir araştırmacının çabasının ötesinde, Bodrum’un yerel hafızasına gönül vermiş akademisyenlerin, yerel tarihçilerin ve tanıkların güç birliğiyle ortaya çıkmış kolektif bir imece eserdir.
Kitapta yer alan makaleler ve araştırmalar, süngerciliği tek bir açıdan değil; tarih, sosyoloji, folklor, denizcilik teknolojisi ve sualtı arkeolojisi gibi farklı disiplinlerin penceresinden ele alır.
Akademik ve Tarihsel İncelemeler: Kitapta yer alan makaleler, Osmanlı arşiv belgelerinden Cumhuriyet dönemi liman kayıtlarına kadar uzanan geniş bir belge seçkisine dayanır. Bölgede süngerciliğin hukuki boyutu, vergilendirilmesi, uluslararası sulara açılan filoların seyir defterleri ve devlet politikaları akademisyen yazarların incelemeleriyle detaylandırılmıştır.
Sözlü Tarih ve Tanıklıklar: Yerel araştırmacıların gerçekleştirdiği mülakatlar, son kuşak süngerci kaptanlarının, dalgıçların ve onların ailelerinin sesini doğrudan esere taşır. Bu bölümlerdeki makaleler, “vurgun” vakaları, denizde yaşanan kayıplar ve geride kalanların çektiği geçim sıkıntıları gibi insani dramları tüm çıplaklığıyla gözler önüne serer.
Sualtı Arkeolojisi ve Müzecilik Mirası: Kitaba katkı sunan uzmanlar, sünger avcılarının tesadüfen keşfettiği antik batıkların, bugün dünya çapında bir değere dönüşen Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi'nin temelini nasıl attığını belgelerle kaleme almıştır.
Görsel Belgeler ve Maddi Kültür: Araştırmacılar yalnızca metinlerle değil; özel aile arşivlerinden toplanan tarihi fotoğraflar, sünger tüccarlarının fatura ve kartpostalları, teknelerin çizimleri ve kullanılan geleneksel dalış ekipmanlarının (mancana, nargile, skafrandrol) tanıtımıyla kitaba görsel bir arşiv niteliği kazandırmıştır.
Farklı uzmanlık alanlarından gelen isimlerin kaleme aldığı bu makaleler, Bodrum süngerciliğini münferit bir meslek öyküsü olmaktan çıkarıp Akdeniz kültür tarihinin ayrılmaz bir parçası olarak tescil etmektedir.
Günübirlik tüketimlerin, hızlı dönüşümlerin arasında yerel hafızayı korumak bir memleket ödevidir. Cezmi Çoban’ın bu çalışması, Bodrum’un turizm öncesi o namuslu, rüzgârla ve tuzla yoğrulmuş geçmişine yazılmış görkemli bir vefa mektubu. Ege’nin köklü deniz kültürüne ve bu toprağın emeğine gönül veren herkesin kütüphanesinde yer açması gereken, geleceğe bırakılmış dipnot niteliğinde bir başucu eseri.