Bazı insanların ölümü, yalnızca bir insanın hayatının sona ermesi değildir. Bir dönemin kapanmasıdır. Gloria Steinem’in 92 yaşında hayatını kaybettiği haberi de bende tam olarak böyle bir duygu uyandırdı. Çünkü Steinem yalnızca Amerikalı bir feminist, gazeteci ya da aktivist değildi. O, kadınların kendileri hakkında konuşabilmeleri için önce kendilerine bir ses alanı açılması gerektiğini anlayan kuşağın en güçlü temsilcilerinden biriydi.

Ve belki de en önemlisi, bunu yalnızca kürsülerde konuşarak değil, gazetecilik yaparak, örgüt kurarak, dergi çıkararak, kadınları bir araya getirerek yaptı.

Kendisini ABD’deki Uluslararası Rotary Toplantısında konuşmacı olarak tanıdım. Ve bu meslektaşın hayat öyküsünün peşine düştüm. Gloria Steinem'in hikâyesinde beni en çok etkileyen başlangıçlardan biri 1963 yılıdır. Genç bir gazeteci olarak Playboy Club'a girip çalışan kadınların koşullarını içeriden gözlemledi. Yazdığı araştırma, o dönemde kadınların çalışma hayatında nasıl nesneleştirildiğini ortaya koydu. Gazetecilik ile aktivizmin birbirinden ayrı olmadığını gösteren önemli örneklerden biriydi bu.

Sonra yalnızca yazmadı. Örgütledi. 1971'de Ms. dergisinin kuruluşunda rol aldı. 1972'de National Women's Political Caucus'un kurulmasına katkıda bulundu. Women's Action Alliance, Ms. Foundation for Women ve Women's Media Center gibi kadınların siyasal ve toplumsal gücünü artırmayı amaçlayan yapıların oluşumunda yer aldı.

Yani Steinem'in feminizmi, yalnızca "kadın hakları" başlığı altında birkaç talep sıralamaktan ibaret değildi. Asıl meselesi güç ilişkileriydi. Kim konuşabiliyor? Kimin sözü değerli? Kim karar veriyor? Kimin bedeni üzerinde kim söz sahibi? Kimin emeği görünmez? Ve belki hepsinden önemlisi: Bir toplum kadınların özgürlüğünden neden korkar?

Steinem'i bugün yeniden düşünmemizin nedeni de tam burada. Çünkü aradan geçen yarım yüzyıla rağmen bu soruların tamamı ortadan kalkmış değil. Dünyanın birçok yerinde kadınlar eğitimde, siyasette, iş hayatında ve kültürel üretimde çok daha görünür. Ama görünür olmak ile eşit olmak aynı şey değil. Bir kadın yönetici olduğunda hâlâ "ailesini nasıl ihmal ediyor?" diye sorulabiliyor. Bir erkek yönetici olduğunda ise aynı soru çoğu zaman akla bile gelmiyor. Bir kadın yaşlandığında toplum onun görünüşünü tartışıyor. Bir erkek yaşlandığında deneyiminden söz ediyor. Bir kadın güçlü olduğunda "hırslı" oluyor. Bir erkek güçlü olduğunda "lider".

Steinem'in bütün hayatı boyunca itiraz ettiği çifte standart tam da buydu.

Steinem'in hayatına bakarken bir başka şeyi de hatırlıyorum: Feminizm erkek düşmanlığı değildir. Steinem'in mücadelesinin özünde kadınların erkeklerden üstün olması yoktu. Kadınların erkeklerle aynı insanlık değerine sahip olması vardı. Nitekim ilerleyen yıllarda kendisi de feminizmi daha kapsayıcı bir perspektiften ele aldı; ırk, sınıf ve farklı toplumsal deneyimlerin kadınların hayatını nasıl farklılaştırdığını vurguladı.

Bu yüzden Steinem'i yalnızca "Amerikan feminizminin sembolü" diye hatırlamak eksik kalır. O aynı zamanda demokrasi, özgürlük ve bireyin kendi hayatı üzerinde söz sahibi olması fikrinin savunucusuydu.

2013 yılında Başkan Barack Obama tarafından Presidential Medal of Freedom ile ödüllendirildi. 2021'de ise Princess of Asturias Award for Communication and Humanities ödülüne layık görüldü. Ama bana sorarsanız onun en büyük ödülü bunlar değildi.

Asıl ödülü, bir zamanlar "fazla konuşuyor" denilen kadınların bugün kürsülere çıkıp konuşabilmesiydi. Bir kız çocuğunun "Ben de yapabilirim" diyebilmesiydi. Bir kadının patronuna itiraz edebilmesiydi. Bir gazetecinin kadın emeğini araştırabilmesiydi. Bir annenin yalnızca anne olmak zorunda olmadığını bilmesiydi. Bir kadının kendi bedeninin ve hayatının sahibi olduğunu söyleyebilmesiydi.

Gloria Steinem artık yok. Ama onun en büyük başarısı belki de tam burada. Bazı insanlar öldüklerinde arkalarında eser bırakır. Bazıları kurum bırakır. Bazıları kitaplar bırakır. Bazıları ise soru bırakır. Steinem bize çok rahatsız edici bir soru bıraktı: "Neden?"

Neden kadın böyle? Neden erkek böyle? Neden bu iş kadın işi? Neden bu karar erkeklerin kararı? Neden kadın susmalı? Neden kadın beklemeli? Neden eşitlik daha sonra? Ve belki bugün, onun ardından söylenecek en doğru cümle şu: Bir kadının dünyayı değiştirebilmesi için önce dünyanın onun sesini duymaya razı olması gerekir.

Gloria Steinem o sesi duyurdu. Şimdi sıra, o sesin bizden sonra da duyulmasını sağlamakta.