Yanlış Hesap Bağdat’dan Dönemedi!

Bağdat, 16 Eylül 1980

“Hukuki bir gerekçe aramıyorum.”

Saddam Hüseyin, İran’la çatışmayı görüşen parti yöneticilerine böyle sesleniyordu. Yıllar sonra açılan toplantı kaydında, kamuoyuna anlatılacak gerekçelerle ulaşmak istediği sonuç arasında ayrım yapıyordu. Önceliği, Irak’a ait olduğunu savunduğu yerleri geri almaktı.

Bu sözlerin arkasında, beş yıl önce İran Şahı’yla vardığı uzlaşma bulunuyordu. Saddam şimdi o uzlaşmayla kabul ettiği sınır düzenini değiştirmek istiyordu.

Cezayir, Mart 1975

6 Mart’ta açıklanan uzlaşma, Irak’ın kuzeyindeki savaşın sona ermesinin yolunu açmıştı. İran, Kürt hareketine desteğini kesecek; Irak ise Şattülarap’taki sınırın ana ulaşım kanalının orta hattını izlemesini kabul edecekti. Bu siyasi uzlaşmayı resmîleştiren antlaşma ve protokoller, 13 Haziran’da iki ülkenin dışişleri bakanları tarafından imzalanacaktı.

Şattülarap, Dicle ile Fırat’ın birleşerek Körfez’e ulaştığı suyoluydu. Sınırın nereden geçtiği, iki ülkenin suyolundaki yetkisini ve limanlarına ulaşımını etkiliyordu. Irak açısından mesele hem egemenlik hem ticaretti.

Saddam uzlaşmayla Kürt hareketini en önemli dış desteğinden koparmıştı. Ancak elde ettiği bu kazanç, İran’a verdiği tavizi kalıcı olarak benimsediği anlamına gelmiyordu.

Beş yıl sonra karşısında artık Şah yoktu. İran’da yönetim değişmişti. Saddam, yeni koşullarda daha önce kabul etmek zorunda kaldığını düşündüğü düzeni değiştirebileceğine inanıyordu.

Washington, 21 Haziran 1979

Amerikan istihbaratının gizli değerlendirmesi, Bağdat’ın İran’dan neden kaygı duyduğunu anlatıyordu. Şah, ocakta ülkesinden ayrılmış; şubatta Ayetullah Humeyni’nin sürgünden dönüşünün ardından monarşi yıkılmıştı.

Humeyni, sürgün yıllarının büyük bölümünü Irak’ın Necef kentinde geçirmişti. Amerikan değerlendirmesine göre Bağdat yönetimi, onun dinî etkisini İran sınırlarının ötesine taşımak istediğinden korkuyordu. Irak’taki Şii muhalefetin cesaretlenmesi ve İran üzerinden Kürt örgütlerine yeniden silah ulaşması da kaygıları arasındaydı.

Rapor yalnızca bu korkuları sıralamıyordu. Petrol gelirleriyle güçlenen Irak’ın bölgesel nüfuzunu artırma isteğine ve büyüyen ordusuna da dikkat çekiyordu. Henüz bir savaş kararını bildirmiyor; kendisini tehdit altında hisseden, fakat çevresinde daha fazla güç kullanmak isteyen bir yönetimi tarif ediyordu.

İran’daki devrim böylece Saddam’ın hesabında hem tehdit hem fırsat hâline gelecekti. Yeni yönetimin etkisini sınırlamak istiyor, aynı zamanda devrimin sarstığı komşusuna karşı üstünlük sağlayabileceğini düşünüyordu.

Bağdat, 16 Eylül 1980

Saddam’ın yakın çalışma arkadaşı, Devrim Komuta Konseyi Başkan Yardımcısı İzzet İbrahim el-Duri sözü aldı. “Bu bizim fırsatımız,” diyordu. Başarının Irak’ı Arap dünyasında daha etkili bir konuma taşıyacağını savunuyordu.

El-Duri, İran’ın geniş çaplı bir karşılık vermesi hâlinde yenileceğini düşünüyordu. Saddam da İran’ın askerî durumunu zayıf görüyordu. Konuşmalarında sınır meselesi, Irak’ın bölgedeki ağırlığını artırma beklentisiyle birleşiyordu.

Ancak masadaki herkes aynı güvenle konuşmuyordu. Baas Partisinin kıdemli yöneticilerinden Şibli el-Aysami, hedefi destekledikten sonra çatışmanın uzaması ihtimalini gündeme getirdi.

Uzayan çatışma kaynakları tüketebilirdi. O gün elverişli görünen uluslararası koşullar değişebilirdi. Amerika ile Sovyetler Birliği, Irak ve İran’ın birlikte yıpranmasını kendi çıkarlarına uygun bulabilirdi.

Bu, harekâta karşı açık bir ret değildi. El-Aysami, hedefi onaylıyor fakat sonuca kısa sürede ulaşılamazsa ne olacağını soruyordu. Kayıt, uzun savaş tehlikesinin harekât genişlemeden önce masaya getirildiğini gösteriyordu.

Saddam’ın cevabı beklemek değildi. İran’ın siyasi ve askerî baskıyla hızla geri adım atmaya zorlanmasını savundu. “Sınırda sonsuza kadar kalamayız,” diyordu.

Yanıtında, çatışmanın uzaması ihtimaline karşı daha sınırlı bir hedefe çekilme önerisi yoktu. Karşı tarafa baskıyı artırarak meseleyi çabuk bitirme düşüncesi vardı. Saddam, İran yönetiminin direnme iradesini kırabileceğine inanıyordu.

Böylece aynı tehlikeden farklı sonuçlar çıkarılıyordu. El-Aysami, zamanın Irak’ın aleyhine dönebileceğini hatırlatıyordu. Saddam ise zaman kaybetmeden sonuç almanın yolunu, karşısındakini daha fazla zorlamakta görüyordu.

İran sınırı, Eylül 1980

22 Eylül’de Irak, İran havaalanlarına geniş çaplı saldırılar düzenledi. Bunu İran topraklarına ilerleyen büyük kara harekâtı izledi. Daha önce başlayan sınır çatışmaları, ülkenin içine taşınan bir savaşa dönüşmüştü.

Saddam’ın hesabında birkaç hedef birleşiyordu: İran’daki devrimci yönetimin baskısını geriletmek, 1975’te kabul ettiği tavizi geri almak ve Irak’ın bölgesel ağırlığını artırmak. Askerî gücün bunları karşı tarafa kabul ettireceğini düşünüyordu.

Fakat İran yönetimi çökmedi. İşgal, ülkeyi savunma çağrısını güçlendirdi. Saddam’ın yararlanmayı umduğu siyasi bölünmeler, kendiliğinden teslimiyete dönüşmedi.

16 Eylül’deki masada çatışmanın uzaması konuşulmuştu. Başlayan savaşın seyri, bu uyarının önemini ortaya çıkaracaktı.

…devam edece