Almanya'nın önde gelen Ortadoğu uzmanlarından – ki ben yorumlarına pek güvenirim- Michael Lüders, Ankara saldırısı sonrası izlenim ve görüşlerini Deutsche Welle isimli Almanya'nın uluslararası ilişkilerinde önemli rol oynayan medya kurumuna aktarmış… Michael Lüders Şam'daki İslam Bilimi eğitiminin ardından uzun süre Die Zeit gazetesinin Ortadoğu muhabiri olarak görev yapmış. Siyasi ve ekonomik danışman, yazar ve yayıncı olarak görev yapan Lüders, halen Berlin'de yaşıyor ve aynı zamanda Alman Şarkiyat Vakfı'nın başkan vekilliği görevini yürütüyor… Almanya Şansölyesi Merkel'in hafta sonu gerçekleşecek Ankara ziyaretinden önce DW'yi izlemekte yarar var diyerek Lüders'in sözlerine bakalım:
'Hükümetin, saldırının faillerinin IŞİD teröristleri olduğu yönündeki resmi bakış açısına çok dikkatli yaklaşmak gerekiyor. Tabii ki bu ihtimal dışında bırakılamaz, ancak objektif olarak bakıldığında IŞİD'in aslında Türk hükümeti ile gayet iyi ilişkiler içinde olduğu görülüyor. Türkiye'de tedavi edilen IŞİD militanları var. Türk gazetelerinde, IŞİD'e silah gönderildiği iddiaları yer alıyor. IŞİD'in gelir kapısı olan petrolün bir kısmı mafyavari ilişkiler üzerinden kısmen Türkiye'de satılıyor. Bütün bu çerçeveden bakıldığında, IŞİD'in en önemli 'müttefiklerinden' birine bu denli büyük bir terör saldırısı düzenlemesi pek akla yatkın gelmiyor. Saldırının arkasında kimin olduğunu bilmiyoruz. Kürt çevreleri hükümeti sorumlu tutuyor fakat kanıtları yok. Bu saldırının neden düzenlendiğini belki de hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz. Ama 1 Kasım seçimleri ile bağlantılı olduğu çok açık. Bunu yapan her kimse halkı korkutmayı, Kürtler ile Türkler arasındaki çatışmaları daha da kışkırtmayı amaçlıyor.'
***
Lüders'in bakışı aslında dünyanın Ankara Katliamına bakışını da özetliyor gibi… Batılılar bizi ne yazık ki bir arada görmüyorlar. En aklıbaşında yorumcular bile meseleye doğrudan Türk-Kürt ayrımcılığı ile yaklaşıyorlar.
Ancak bilmedikleri var: Türklerin Anadolu'ya gelmesinden bin yıl önce bile bu topraklarda yaşayan ve nüfusun en azından sekizde birini oluşturan Kürtler hakkında kimse kimliğine bağlı olarak hakaret etmez. Edene faşist gözüyle bakılır. Bu ülkede katile katil denir, hırsıza hırsız!
Turgut Özal Kürt kökenli Cumhurbaşkanı idi. TBMM eski başkanlarından Hikmet Çetin hakeza… Bugün de Kürt kökenli bakanlar, generaller, profesörler etkin görevlerde.
İstanbul'un 'işgalci yalakası basını' Kurtuluş Savaşını yapanlara 'hain' diyordu. Gazi Mustafa Kemal bu yüzden 1927'ye kadar çok sevdiği İstanbul'a uğramak istemedi. Bugün kimlere 'hain' denildiğinin ya da herkesi 'hain' ilan etmenin kısa vadede bile anlamsız olabileceği unutulmamalı.
Evet Kürt sorunu vardır ve bu dünyanın başka yerlerinde de rastlanılan bir tarih sorunudur.
Kültür Tarihçisi Bozkut Güvenç'in dediği gibi 'Şiddet ve cinayeti hangi taraftan, hangi amaçla kim yaparsa o insanlık suçu işlemektedir. Kaldı ki dünyanın tarihi deneyimi, milyonlar söz konusu olduğu zaman, cinayetin uzun vadeli bir getirisi olmadığını gösteriyor. Burada görünüşte en karlı olanlar, kargaşalıklardan menfaat sağlayan emperyalistler ve sömürücülerdir. İslam dünyası şimdiye kadar bunu öğrenemediyse bu onun gelişmemiş, cahil bir toplum olmasından kaynaklanmaktadır. Çağdaş dünyada, hangi koşulda olursa olsun, dini, etnik, linguistik bir gruba, Rum'a, Ermeni'ye, Yahudi'ye, Kürd'e, Arab'a, Alevi'ye, Süryani'ye, Yezidi'ye, hatta eşcinsele ayırımcılık yapmak çağdışı bir ilkellik kabul edilmektedir.'
Unutmayalım; ayrımcılık ağır bir insanlık suçudur. Amerikan İç Savaşı'ndan ve ünlü Dreyfus olayından bu yana, Nazizm'den geçerek, uluslararası mahkemelerde ve uygar insan bilincinde mahkum edilmiştir.
Latince bir deyim 'Nomen numen'… 'Adını koymak bilmektir…'
Her şeye rağmen barış içinde bir arada yaşayacağız…