Modern toplumlarda birey, uzmanlaşmış işbölümüne dayalı dayanışmaya gönüllü olarak katıldığı ölçüde özgürdür.
Bir başka deyişle, toplum içinde yaşamak zorunda olan insan, başkalarına daha az bağımlı yaşamayı becerebildiği ölçüde özgürleşir.
İnsanlık, savaşmadan barış içerisinde varlığını sürdürebilirse, arka arkaya gelecek olan bilimsel teknolojik devrimler sayesinde, emek gücüne ve üretimin ilişkilerinin zorunlu bağımlılığına daha az ihtiyaç duyacaktır.
Belki de çağlar sonra, hiç üretim yapılmadan biyolojik yaşamı devam ettirebilme kapasitesine erişilecektir.
Şimdilik ütopik görünen böyle bir toplumda muhtemelen ekonomik sınıflar da olmayacaktır.
Ekonomik sınıfların olmadığı toplumlarda yine bir takım sosyal sınıflar olabilir mi?
Bence pekala mümkün.
Bugün modern toplumlarda sınıfsal gücü belirleyen ekonomik faktör ise yarının ultra-modern toplumlarında bireyi diğerlerine güçlü kılan ne ise o gücü elinde bulunduran kümelerin sınıfı hakim olacaktır.
Tabiatın düzeninde var bu gerçeklik.
Güç kimden ya da neden yana ise o kazanır.
Dolayısıyla bu çağın koşullarında işçi sınıfının ya da bürokratik sınıfın veya burjuvazinin egemenliğini savunarak iktidarı ele geçirmeye çalışmak bir anlam ifade etmemektedir.
Üzerinde uzlaşmaya varılması gereken; devlet aygıtının yönetim biçimlerinden ziyade, bireyleri toplumsal yaşamda güçlü kılan etken ya da etkenler ne ise onları adaletli bir biçimde paylaştırma yöntemleri olmalıdır.
Toplumsal barış ve dayanışma ancak bu şekilde, bireyler özgürleştikçe kuvvetlenir.
Bu noktada ise toplumsal dayanışmayı sürekli kılacak toplumsal bir anlaşma yapmanın zarureti ortadadır.
Ancak toplumsal anlaşmayı yapacak birey ya da gruplar, homojen bir yapıya sahip olmadığı için bu mutabakatın yapılması kolay değildir.
Sanırım, Türkiye'nin içinde yaşadığı sıkıntı ve açmazlar büyük ölçüde çeşitli gruplar arasında bir türlü ortak bir anlaşma zemini sağlanamıyor olmasından kaynaklanmaktadır.
Her türden menfaat grubunun kültürel, sosyal ve ekonomik yapısı birbirinden farklılıklar göstermektedir.
Peki, bu kadar farklılığın ve çeşitliliğin olduğu bir toplum, aynı devlet çatısı altında bütün bireylerinin dayanışma ve refah, dolayısıyla özgürlük içerisinde yaşadığı bir toplum olmayı nasıl başarır?
Bu sorunun elbette yalnız bir tane ve basit bir cevabı yoktur.
Yine de uzun yıllar başarılı bir şekilde devlet olarak kalabilmiş toplumların tarihine bakılacak olursa karşımıza bazı faktörlerin sürekli olarak çıktığı görülür.
Belirleyici faktörler de diyebileceğimiz bu unsurları üç şıkta sıralayabiliriz;
1- Bir arada yaşama arzu ve iradesi (buna idealizm, ülkücülük ya da toplumsal ideoloji de demek mümkün)
2- Ortak kültür birliği (ki bunun en önemlisi dil birliği ve ortak geleneklerdir)
3- Bireyleri birbirine yapıştıracak lider ya da liderler kadrosu (kanaat önderleri, aydınlar vb.)
Bana göre dün olduğu gibi yarın da Türkiye Cumhuriyeti'nin bekasını tayin edecek unsurlar bunlardır.
Siz ne kadar zorlarsanız zorlayın, ne kadar dayatırsanız dayatın, ortak bir kültürel birliği, dayanışma ruhunu sağlayamayan bir toplumda bir arada yaşama azmini harekete geçirip, yönlendirecek liderler de yok ise, böyle toplumlar devlet kursa bile, bunu uzun süre devam ettirmede başarılı olamazlar.
Şimdi soruyorum;
Sizce, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bir yüz yıl daha varlığını devam ettirebilecek bir toplumun ideolojik, kültürel dayanışma ve bir arada yaşam azmi ile bu azmi motive edecek bir lider ya da lider kadrosuna sahip midir?