İnsan toplumsal bir varlıktır.
İnsana birey olma niteliğini veren bir topluluk içinde yaşamasıdır.
Tek başına doğup, yaşayan bir insan varlığını devam ettirse dahi, fonksiyonel ve sosyal bir varlık anlamında insan tanımına giremez.
Bilim adamları tarafından yapılan inceleme ve gözlemler ispatlamıştır ki, toplumdan soyut yaşayan insanlar, bir çok fizyolojik ve psikolojik arızalar göstermekte, hatta duygu ile ilgili içgüdüsel olduğunu sandığımız ağlama, gülme gibi davranışları dahi bilmemektedirler...
Çoğumuzun insan cinsine ait ve genetik olduğunu düşündüğümüz bir çok duyuş ve düşünüşler aslında doğuştan var olan özellikler değildir.
Acıkma ve seks içgüdüsü gibi hayvansal içgüdüler dışında her türlü davranış ve duygu bebeklikten itibaren insanoğluna öğretilmek zorundadır.
Dolayısıyla bireyleri şekillendiren ve onlara ruh veren yegane en önemli araç eğitimdir.
Eğitim tek tek bireyleri ve ruhları şekillendirirken bireyler de toplumu şekillendirir.
Eğitimi mümkün kılan ögeler maddi araçlar ve bu eğitimi verecek olan bireylerin kültürel birikimi ya da kapasitesidir.
Ülkemizde bir çok insan;
1- Gerekli kültürel birikime sahip olmadığı veya yetersiz kaldığı için,
2- Eğitim için gerekli maddi vasıtalara erişim imkanı olmadığı veya kısıtlı kaldığı için,
Hem kendisini hem de aile içerisindeki çocukları ya da diğer bireyleri çağdaş toplumsal ihtiyaçların gerektirdiği ölçüde eğitememektedir.
Maalesef, çok yaygın bir kanı olan 'öğrenmenin yaşı yoktur' inanışı belli bir dereceye kadar doğrudur.
Örneğin, beynin fonksiyonel özellikleri nedeni ile bir çocuk sadece 8 yaşına kadar aynı anda 8 dili birden ana dili gibi konuşmayı öğrenebilir. Sekiz yaşından sonra ise bu gittikçe zorlaşır.
Bir başka örnek de çocuğun duygusal gelişimi ile ilgilidir.
Ünlü psikolog ve psikoanalist Erik Erikson'ın yaptığı sınıflandırmaya göre, insanlar güven duygusunu bebekliklerinin ilk bir yılında, bağımsız davranmayı ise 1-3 yaş arasında vb. öğrenirler.
Kısaca ifade etmek gerekirse; eğitim insan doğduğu andan başlar.
Bugün karşılaştığımız bir çok toplumsal sorununun kökeninde ekonomik, sosyal yapılanmalar, kurumlar ve yasalar açısından çağdaş toplumların gerisinde kalmamız yatmaktadır.
Bu gerilik ancak ve ancak, bireylerden başlayarak tüm toplumun çağdaşlık anlayışına dayalı ciddi ve yaygın bir eğitimden geçirilmesiyle giderilebilir.
Bunu yapabilmek için ise ülke çapında ciddi ve planlı bir eğitim seferberliğine ve bu mücadeleyi gerçekleştirecek maddi altyapının hazırlanmasına ihtiyaç vardır.
Böyle bir eğitim seferberliğini başarmak imkansız değildir.
Yeter ki toplum olarak böyle bir idealimiz olsun.
Her şey inanmakla başlar.
İşe önce, yaşadığımız mahalle ve köy, sonra da kasaba ve şehirden başlayabiliriz.
Bir kıvılcım atılmaya görsün, gerisi bir alev gibi yayılır!