PKK'nın üst düzeyde üç kadın yöneticisi Paris'te öldürülüyor.
Kim bu üç kadın?
Türkiye'de binlerce askerimizin, polisimizin, vatandaşımızın ölümünden sorumlu olan bir terör çetesinin yöneticileri değil mi?
Öldürülen kadınlardan Sakine Cansız'ın terörist kampı Kandil'de eğitim çalışmaları yaparken çekilen görüntülerini Youtube'tan 'PKK belgeseli' başlığı altında bulup izleyebilirsiniz.
Peki, alenen yıllardır T.C. Devletini yıkmak isteyenlerin ardından, T.C. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın üzüntülerini ifade etmesi ve infazı kınaması ne anlama geliyor?
T.C. Hükümeti adına konuşanların daha dikkatli ve özenli bir dil kullanması gerekmez mi?
Askerinize, polisinize, vatandaşınıza bunca yıl kan kusturanların, bunu planlayan ve finanse edenlerin ölümü hakkında neden üzüntü beyanında bulunma gereği duyulur?
Barış sürecinin baltalanmaması adına dahi olsa, bu türden bir konuşmaya mazeret bulmak çok zor.
AKP'ye oy veren şehit aileleri yok mudur?
Onlar bu açıklama karşısında ne hissetmişlerdir?
Bu arada, 'yalaka basının baş yalakalarından Ertuğrul Özkök de Arınç'ı bu açıklamasından dolayı tebrik etmekte gecikmemiş!
Bakın bugünkü köşesinde ne buyurmuş Özkök; 'bir gün Türkiye'ye barış geldiğinde Türkiye bu üç kadını anacakmış!'
İnanamıyorum ve de pes diyorum...
Bugün yaşananlar bir kez daha göstermiştir ki, tıpkı Abdülhamit'in esir alınması gibi bugünün iktidar ve güç odakları ile onların yandaşları da bazı kesimler tarafından esir alınmışlardır.
Bunun başka bir izahı yoktur!
Burada altı çizilmesi gereken şudur; bu esaret, etnik, dini ya da mezhep ırkçılığına dayalı emperyalizm oyunları ile değil, tüm yoksul ve ezilen sınıfların üniter bir devlet ideali etrafında örgütlü mücadelesi sayesinde yıkılabilir ancak.
Unutulmamalıdır ki, yurdumun başına musallat edilen terör belasının bedelini ödeyenler, acısını çekenler Türk ve Kürt yoksul insanlarıdır, onların gencecik evlatlarıdır.
Türk'ün de Kürt'ün de zengini; 'gelen iktidara paşam, gidene ise ağam' diyerek her devir kendi gemilerini yürütmek derdindedirler...
Gariban Mehmet 'hadi oğlum askere', gariban Reşo da 'hadi oğlum ya Kandil'e ya da mafyaya' diyerek emperyalistlerin pis savaşı için ölüme gönderilirken; Türk ve Kürt zenginlerinin çocukları ya Avrupa, ABD'ye okumaya ya da fakirin kanını daha iyi emmek için babalarının fabrikalarına gönderilmektedir...
Sorun, araştırın bakalım, bu zamana kadar her iki taraftan ölenlerin kaç tanesi zengin Türk'ün, kaç tanesi ise zengin Kürt'ün evladıdır?
Hepimiz şunu çok iyi anlamalıyız ki; halkların kardeşliği diye bir şey yoktur.
İktidar ve sermaye sahipleri ile yoksul ve ezilen sınıfların kardeşliği vardır sadece.
Zengin ve fakir kardeş olamazlar. Kardeş olsalardı, serveti aralarında paylaşırlardı. Biri zengin, diğeri ise fakir olmazdı…
Abdülhamit ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.
Mustafa Kemal Atatürk ise cumhuriyeti kuran milli kahramanımız oldu.
Mustafa Kemal'in askerleri de ya çarpışarak ölmeyi ya da O'ndan aldıkları bayrağı demokrasi ve çağdaşlıkta daha üst seviyeye getirmek için mücadele etmeyi yeğleyeceklerdir...