Eski İspanya diktatörü Franco, toplumları uyutma aracı olarak faşizmin en etkili üç silahından biri olarak futbolu işaret etmişti.
Güzel ülkemde ise, ne PKK terörü, ne gelir dağılımı dengesizliğindeki artış, ne elden giden laiklik, ne alkol yasağı, ne özel yaşama müdahale, ne Reyhanlı'da 51 vatandaşımızın terör saldırısında hayatını kaybetmesi, hiç biri, ama hiç biri, insanımızı bu kadar geniş ve kitlesel boyutta eylem yapmaya sevk eden sebeplerden biri olmamıştı.
İlk kıvılcım, bir süre önce Fenerbahçe Başkanı'nın tutuklanması ile atıldı aslında.
Geniş kitleler ilk defa o zaman ırk, din, dil, siyasi görüş ayırımı olmaksızın yan yana gelmiş ve sokaklara dökülmüşlerdi.
Futbolun ve aynı takımı tutmanın böyle mucizevi bir özelliği var demek ki!
Birbirine sokakta selam dahi vermeyecek insanları coşkuyla birbirinin sırtında taşımaya itecek kadar yakınlaştırabiliyor.
Gezi direniş eylemleri de Beşiktaş Çarşı grubunun çağrısına kulak veren Galatasaray ve Fenerbahçe taraftarlarının destek olması, daha sonra bunlara İzmir'den Karşıyaka ve Göztepe taraftarlarının katılımıyla alevlenmiştir.
Daha önce, takım tutan taraftarların, tuttukları takım kadar ülke sorunlarına da aynı tutkuyla duyarlılık göstermemiş olmalarını kınayan biri olarak, bu kez, beni haksız çıkardıklarını itiraf etmek zorundayım...
Bundan dolayı hepsini tebrik ediyor ve şunu ilave etmek istiyorum;
En az kendi takımınıza duyduğunuz sevgi ve muhabbet
En az kendi takımınızın yükselmesi için gösterdiğiniz istek ve hırs
En az kendi takımınızın idarecilerine ve oyuncularına karşı gösterdiğiniz eleştiri ve denetleme
En az kendi takımınızın maçlarına gitmek için harcadığınız emek ve masraf
En az kendi takımınızı desteklemek için sokakları arşınladığınız kadar,
Ülkemizin, bizi bir futbol takımının aynı taraftarları gibi birleştirecek tüm değerlerine de aynı içtenlik, dayanışma ve özveriyle sahip çıkarsanız;
Türkiye'nin her yeri Gezi, her yeri özgür meydanlar parkı olacaktır bundan sonra!