İktidar tarafından uygulana gelen toplumu ayrıştırmaya dayalı siyaset, ayrışarak yalnızlaşan grupları himaye etmek suretiyle kendine bağlamayı hedefliyordu.’¶ Ancak, bu siyaset amacını eni konu aşmış ve toplumda büyük kopmaları kışkırtmaya başlamış gibi görünüyor.
’“Birlikte yaşamak bu kadar çok sıkıntı yaratıyorsa, neden ayrılmayı konuşmuyoruz?’” Türkler, bir süredir, tepkilerini bu soruyu sorarak dile getirmeye başladı.
Acı ama gerçek. Toplumda ’‘ayrılık’’ düşüncesi giderek yaygınlaşıyor. Türkler artık Kürtlerin istemlerinin haklı veya haksız olmasıyla ilgili değiller; Kürt sorununun kronikleşmesinden kaynaklı bir bıkkınlık var. Çözümsüzlüğün yanı sıra, Kürtlerin özerklik, bayrak, Kürtçe eğitim ve öz savunma birliği istemleri, Türklerin öfkesini çekmeye başladı.
Başından beri kötü yönetilen bu süreç, özellikle son dönemde gerekli adımlar atılmadığından, zora giriyor. Kürt sorunu giderek çetrefil bir hal alıyor.
Bir yanda şehit cenazelerinin acısı ve öfkesi, bir yanda Kürtlerin dayatmaya varan istemeleri.. ve giderek azalan umutlar.
İmparatorluktan Cumhuriyet’’e geçiş sürecinde, Türk kimliği üzerinde toplumsal mutabakat sağlanması sonucu üniter devletin kurulduğunu bilmek, içimizi rahatlatmıyor.
Bir çağdaşlaşma projesi olarak tanımlanan Cumhuriyet devrimi, ulus devletin özgeçmişi gibi olmakla beraber; çağdaşlaşma fikrinin bugünün sorunlarına karşılık gelen bazı açılımları, içerik olarak sanki sorunlu’…
Cumhuriyet projesi, başarıları ve kazanımlarıyla 87 yıldır sürüyor. Kuşkusuz, iktidarların başarılı devlet politikaları üretemediği alanlar da oldu; Kürtler ve İslamcılarla ilgili sorunların kronikleşinceye kadar ihmal edilmesi gibi.
Bununla birlikte, Türkiye Cumhuriyeti’’nin bu sorunları çözecek birikime sahip olduğunu biliyoruz. Ve yine biliyoruz ki, çözüm demokrasidedir.
Bu ahvalde, çözümün demokraside olduğunu bilmek içimizi rahatlatıyor mu?’“Memlekete demokrasi getiririz, olur biter’…’” bir durum olabilir mi?Maalesef, buna olumlu yanıt vermek çok zor. Demokratikleşme ve demokratik çözümler ciddi emek, büyük özveri gerektiriyor. Yani, bedel ödemeden demokrasi çok zor.
O halde, ne yapmalı?
Bu soruya yanıt aramak için, öncelikle kendimize soracağımız soru; ’“Arzumuz nedir?’” Bir tercih yapacağız. Bir karar vereceğiz. Bir irade oluşturacağız. Ancak o zaman, ’“ne yapmalı?’” sorusunun doğru yanıtına ulaşmak mümkün olacaktır.
Arzumuz bu topraklarda birlikte yaşamak ise; hep birlikte ve yüksek sesle bu arzumuzu ifade etmeliyiz, ki bir araya gelip ne yapacağımızı konuşabilelim. Şu an için neyi konuşacağımızı dahi bilemiyoruz. Çözüm için önümüzde Kürtlerin dayattığı talepler ve şehit cenazelerinden başka bir şey yok. Bir de, mazlum Kürt, zalim Türk ön yargısı var. Bu tablodan demokratik çözüm çıkmaz.
Özerkliği mi konuşacağız!. Federasyonu mu konuşacağız!. Devletin kuruluş felsefesi tartışılmaz mıdır?Cumhuriyet’’in kuruluş ilkeleri itibarıyla neyi, nereye kadar konuşabiliriz?Devletin kırmızı çizgileri ne olacak! Uzlaşma zemini nasıl tanımlanacak?Özerkliği, uluslararası belgelere göre nasıl yorumlayacağız?
Elbirliğiyle son derece karmaşık hale getirdiğimiz Kürt sorununu hangi yöntemle ele alacağımızı, soruna nasıl bakacağımızı bilmeye ihtiyacımız var.
Kamusal yaşamın nasıl olacağını, kamusal alanda işlerin nasıl yürüyeceğini konuşmak ve yöntemini sorgulamak iyi bir başlangıç olabilir. Ne de olsa, büyük gürültü orada kopuyor.
’“Kürtlerin otonomi, anadil, öz savunma, bayrak gibi milli talepleri, ülkede ulusal birliğe son verecek ve ’‘İkinci Cumhuriyet’’in yolunu açacak.’” Bu kanı Türklerde hayli yaygın. Ve bu kanaati paranoya olarak değerlendirmenin, çözüme en ufak katkısı olmayacağını herkes anlamalı.
Şu an için gerek Kürtlerin gerekse İslamcıların gözü kara gidişine bakılırsa, sanki her kesim kendi ’‘Cumhuriyet’’ini istiyor; İslam Cumhuriyeti’… Kürt Cumhuriyeti’…
Üç Cumhuriyete ayrılmış bir Anadolu istemiyorsak, dayatmacı değil, uzlaşmacı üslupla konuşacağız.
Hepimizi çok zor görevler bekliyor.