Atatürk Kültür Merkezi’’nde Ege-Koop’’un düzenlediği ’“Basın-Siyaset ve Sandık’” konulu panelde ’“basın özgürlüğü yoksa demokrasi de olmaz’” söylemi bir kez daha dile getirildi. Merak buyurmayınız kalıpların dışına taşan her hangi bir sözcük olmadı. Bütün konuşmalar klasik mecrasında seyretti. Korkulacak herhangi bir şey yok yani!
’“Basın özgürlüğünün olmadığı yerde, değil ileri demokrasiden demokrasinin ’“d’” sinden söz edilemez. Hükümetin müdahalesine ve etkisine açık olmayan bir basın, düzenin olmazsa olmaz koşuludur’” Güne özel bir şey var mı?Her söz tanıdık ve bilindik...
’“Basın özgürlüğünün olmadığı yerde, değil ileri demokrasiden demokrasinin ’“d’” sinden söz edilemez. Hükümetin müdahalesine ve etkisine açık olmayan bir basın, düzenin olmazsa olmaz koşuludur’” Güne özel bir şey var mı?Her söz tanıdık ve bilindik...
Nasıl da pür dikkat dinliyor kelli felli adamlar! Nasıl da ciddiler! Sanırsınız yeni bir keşfin ilanı yapılıyor kürsüden...
Peki, basın özgür olmak istiyor mu? Bunu sordunuz mu basına?Belki de basının öyle bir derdi yoktur! Durduk yerde dert çıkartmayın adamlara!
Güç odaklarına sırtını dayamamış, erke teslim olmamış kaç gazete, kaç televizyon kanalı, kaç dergi vs. var bu ülkede?Diğer iş kollarında faaliyet göstermeyen ve birinin ’“adamı’” olmayan kaç medya patronu tanıyorsunuz?Birinin tekerine çomak sokmaktan çekinmeyen kaç gazeteci ismi sayabilirsiniz?Ya köşesinden nalına mıhına vurabilen kaç köşe yazarına sahip gazeteler?
Hangi basın özgürlüğünden bahsediyorsunuz siz? Bu ülkede gazetecilik meslek olmaktan çıkalı çok olmadı mı?Farkında değimlisiniz, reklam pastasından kopartılacak büyük parçanın peşinde bilcümle.
Yanlışa; halk adına muhalif olmak ile iktidara muhalif olmak arasında yapılan tercih sonucu daha çooook paneller düzenlenir.
11 Eylül 1980 günü dönemin Başbakanına methiyeler dizen sayfalar, 12 Eylül’’de cuntayı ve cuntacıları göklere çıkartmadı mı?
Stadyumları Nazi kamplarına, ülkeyi işkence hanelere dönüştürenlere, memleket aydını cezaevlerinde katledenlere, özgürlük adına muhalefet mi ettiniz?ABD’’nin ’“bizim çocuklarının’” baskısının, silahının, işkencesinin üzerine mi gittiniz?
Hangi mücadeleyi verdiniz özgürlük adına? İşkence hanelerden yükselen hangi sese kulak verdiniz? Kaç yazı yazdınız, kaç haber yaptınız gençlerimiz darağaçlarına yollanırken? Onlar özgürlük adına canlarını vermekten çekinmezken, sizler gazetecilik adına ne yaptınız?
Yoksa sizin bahsettiğiniz ’“basın özgürlüğü’” birilerinin bahşettiği kadar olanı mı?
Mücadele etmeden, direnç göstermeden sıcacık odalarınızda, oturduğunuz yerlerde size bahşedilenle yetinerek mi özgür olacaksınız?
İsmi Kurtuluş Savaşımıza simge olmuş Hasan Tahsin’’in şehrinde, Paris menşeli parfüm kokularıyla salonlarda boy gösterenlere ’“gazeteci’” denecekse, halkının derdini dert, sorununu sorun bellemiş ve işgale karşı ilk kurşunu sıkarak mücadelenin fitilini ateşlemiş Hasan Tahsin’’e ne diyeceğiz?
Gerici ve faşist saldırılarda katledilmiş, derin devletin kurbanı olmuş Uğur Mumcuların, Abdi İpekçilerin, Çetin Emeçlerin, Ahmet Taner Kışlalıların, Musa Anterlerin, Metin Göktepelerin, Hrant Dinklerin unvanı ne olacak?
Baskıdan korkan, sus deyince susan, patronunun ilişkilerini ön planda tutan bir avuç korkak mı?
Özgürlük için mücadele etmeden özgür olmak, neresinde görülmüş dünyanın?