Bütün ezberlerin bozulduğu zamanlardayız. Bildiklerimiz yaşadıklarımızı açıklamaya yetmiyor. Sistemin kurum ve kuruluşlarında tehlike çanları çalıyor.
Sistemle birlikte ahlakın, karakterin çöktüğü koşullarda hayatlarımız neye benziyor? Bu sorunun yanıtını döne döne arıyoruz. Çünkü yıkım zamanlarında toplumları kontrol altında tutmanın yolları “devlet aklı” ile inşa ediliyor. O akıl ki nicedir yönetememekle malul…
Büyük çöküşün siyasal yaşamda yansımaları da bileşik kaplar kuralıyla mütecanis; siyaset salt boş vaatler ve yalanlardan besleniyor.
Modern zamanlarda ilerlemenin karşı koyulmaz çekiciliği,piyasalara düşen toplumsal ve siyasal ilişkilerin sefaletiyle hemhal, suçu çaresizliğin dermanı kıldı. Yoksullar hayatta kalmak için çaresizlikten suça bulaşırken muktedirler iktidarı ele geçirmek için suç işliyor.İlerleme halleri…
Gerçek o ki ilerleme, sonsuzca ileri gittiğini varsayan insanın büyük yanılgısıdır. Evrende hareket döngüseldir. Nitekim, sürgit ilerleyen insan sonunda tabiat ile karşı karşıya geldi.
Aydınlanma hakeza küreselleşen serbest piyasa ekonomisinin azdırdığı tüketim kültürüyle buluşunca alaca karanlığa gömüldü.
Aydınlanma, ilerleme, modernite ve demokrasi; Kapitalist sistemin sanayi devrimiyle birlikte tanıştığı değerler. Ne ki dijitalleşen sistem dönüşürken sanayi toplumunun da yeniden inşa edildiğine tanık oluyoruz.Bu süreçte, post modern zamanlarda demokrasinin, ilerlemenin, aydınlanmanın neye karşılık geldiğini anlamak bir zaruret.Bu nedenle, yeni toplumda değişen, dönüşen ilişkileri, kurumları anlamak ve anlatmak için yeni kavramlara, terimlere, olgulara ihtiyaç var. Kısaca, yeni bir dil kurmak ve yeniden söylemek gerekiyor.İçi boşalan, anlam kaymalarıyla anlamsızlaşan kavram ve terimleri kullanarak oluşturulan diskur, boşluğa sesleniştir.
“Yeni bir dil kurmak ve hayatı yeniden söylemek”, entelektüel gevezelik ihtiyacından doğmuş öylesinesöz israfı değildir. Bir çağdan bir çağa geçişi anlamanın ve dile getirmenin biricik yoludur.