Yaşadıklarımız hiç olmadığı ölçüde tahammül sınırlarımızı zorlamaya başladı. Sistemin tükenişten yıkılışa yolculuğunda, yönetenlerin yalanları tahammül ötesi.

Dediklerine bakılırsa; ekonomiyi yönetiyorlar, siyaset yapıyorlar, milletin vekili oluyorlar, demokratlar… Fakat yürüyen gerçeğe bakılırsa;

Ekonomiyi yönetiyorlar, halkın kahir çoğunluğu yoksul ve işsiz, yoksulluk derinleşirken zenginlerin serveti gün be gün büyüyor.

Siyaset yapıyorlar, en iyi yalan söyleyerek, en iyi kandırarak, efendilerine kusursuz biat ederek halkı sürüye çevirmek suretiyle sanatlarını icra ediyorlar.

Milletvekili oluyorlar, Meclis’te konu mankeni olarak zaman doldurmaları için çok iyi para ödeniyor…

Demokratlar, çünkü şark zihniyetinin hâkim olduğu toplumlarda, kötülerin sığınağı demokrasidir.

Paradoks; Seksen darbesiyle başlayan vasatlaşma, mandacıların geri dönüş sürecini başlattı. Kurtuluş Savaşı’nı yok sayanlar, “Nerede kalmıştık?” diyerek yola koyuldu. Ve şimdi, Mandacılar, Trump’ın dizinin dibinde…

İmparatorluk tarihsel ömrünü tamamladığı için yıkıldı. Sanayi devriminden sonra, sanayileşemeyen ve finans sistemine entegre olamayan İmparatorluk çöktü. Ne ki dağılan İmparatorluğun küllerinden doğan Cumhuriyet’e düşmanlık, yüzyıl önce olduğu gibi, mandacılar tarafından sürdürülüyor.

Selefi İslamcı cenahın yeni Dünya düzeninde değişimden anladığı, Arap kültürünü sahiplenmek ve Ortadoğu’ya entegre olmak. Osmanlı coğrafyasında federasyon fikrinin alt yapısı böylece oluşuyor.

Ve yüzyıllık Cumhuriyet’in kuruluş felsefesi ve ilkeleriyle uyumlu toplumsal mutabakat çöküyor. Bu çöküşün temelleri 1980’de 12 Eylül darbesiyle atılmıştı. “Yeni Türkiye” adı altında süren yapılanma muhtemelen son aşamasında.

Hayatlarımızı cehenneme çeviren muktedirler elan gürültü ve gösteriden ibaret siyasetle durumu idare ediyorlar. Fakat siyaset yapmak adına söyledikleri sadece sinir bozuyor. Hayatı her gün daha yaşanılmaz kılan koşullarda, iktidar yollarına döşenen taşlar gerçekte tükeniş yollarını inşa ediyor.

Değerler sisteminin yerle bir olduğu yıkılış çağında artık kurallar ve yasalar ihtiyaca göre günü birlik şekilleniyor. Süreç yönetimi öne çıktı. Süreç yönetilirken akşamdan sabaha değişim artık olağan.

Sonuç olarak, keyfilik ve kural tanımazlık tahammülleri zorluyor. Ancak, yıkılış çağında olduğumuzu da unutmamak gerekiyor.