Santosh, ilk bakışta bir polisiye gibi görünse de, aslında suçun peşinden giden bir dedektif hikâyesinden çok, suçun üretildiği toplumsal düzeni anlamaya çalışan bir filmdir. Yönetmen Sandhya Suri, cinayet soruşturmasını filmin merkezine yerleştirirken, izleyiciyi asıl olarak Hindistan’ın görünmeyen toplumsal katmanlarına doğru yönlendirir. Böylece hikâye ilerledikçe çözülen yalnızca bir cinayet değil, aynı zamanda devlet bürokrasisi, polis teşkilatı, kast sistemi, cinsiyet eşitsizliği ve gündelik hayatın görünmez şiddetidir.
Filmin başkahramanı Santosh, kocasını görev başında kaybetmiş genç bir kadındır. Hindistan’da uygulanan “merhamet ataması” sistemi sayesinde, ölen polis memurunun yerine aynı teşkilatta göreve alınır. Daha birkaç gün öncesine kadar sıradan bir ev kadını olan Santosh, kendisini bir anda erkek egemen, hiyerarşik ve sert bir polis örgütünün içinde bulur. Üniforma ona yalnızca yeni bir meslek değil, aynı zamanda daha önce hiç sahip olmadığı bir toplumsal kimlik kazandırır. Ancak bu kimlik, güç kadar ağır çelişkileri de beraberinde getirir.
Genç bir Dalit kızının vahşice öldürülmesiyle başlayan soruşturma, filmin dramatik eksenini oluşturur. Olay ilk bakışta basit bir cinayet gibi görünse de, soruşturma ilerledikçe dosyanın yalnızca bir adli vaka olmadığı anlaşılır. Kurbanın ait olduğu kast, ailesinin yoksulluğu, polis teşkilatının önyargıları ve siyasi baskılar, gerçeğin üzerini katman katman örter. Santosh ise hem mesleğini öğrenmeye hem de vicdanını korumaya çalışırken, her adımda sistemin görünmez kurallarıyla yüzleşir.
Bu süreçte deneyimli kadın polis memuru Sharma’nın rehberliği önem kazanır. Sharma, mesleğin yazılı kurallarından çok yazılmamış kurallarını bilen, sistem içinde ayakta kalmayı öğrenmiş bir karakterdir. Santosh başlangıçta onu güçlü ve örnek alınacak biri olarak görür. Ancak zamanla adalet ile düzeni koruma arasındaki çizginin ne kadar kolay silinebileceğini fark etmeye başlar. Film, iki kadın polis arasındaki ilişkiyi klasik usta-çırak anlatısının ötesine taşıyarak, farklı kuşakların aynı sistem içinde nasıl benzer dönüşümler yaşadığını gösterir.
Santosh’un soruşturması ilerledikçe hikâye sürekli yeni yönlere sapar. Tanık ifadeleri değişir, deliller kaybolur, bazı kişiler korunurken bazıları kolayca suçlu ilan edilir. İzleyici de Santosh gibi kesin cevaplara ulaşamaz. Çünkü filmin amacı katili bulmaktan çok, gerçeğin neden bu kadar zor bulunabildiğini göstermektir. Bu nedenle gerilim, “Cinayeti kim işledi?” sorusundan çok, “Gerçek neden sürekli değiştiriliyor?” sorusundan beslenir.
Filmin en dikkat çekici özelliklerinden biri, olayları büyük dramatik patlamalar yerine küçük gündelik ayrıntılar üzerinden anlatmasıdır. Polis karakolundaki konuşmalar, sorgu odalarındaki sessizlikler, bürokratik işlemler, sokaklarda yapılan rutin devriyeler ve karakterlerin yüz ifadeleri, hikâyenin taşıyıcı unsurları hâline gelir. Böylece izleyici, yalnızca olayların değil, olayları mümkün kılan toplumsal atmosferin de içine çekilir.
Santosh’un kişisel dönüşümü de hikâyenin temel eksenlerinden biridir. Başlangıçta yalnızca görevini doğru yapmaya çalışan genç bir polis olan karakter, soruşturma derinleştikçe sistemin parçası olmak ile ona direnmek arasında sıkışır. Üniforma, başlangıçta ona özgürlük sağlayan bir simgeyken zamanla vicdanını sınayan bir yük hâline gelir. Filmin sonunda cevaplardan çok soruların ağır bastığı hissi de buradan doğar.
Sonuç olarak Santosh, polisiye kalıplarını kullanan ancak onları ters yüz eden bir filmdir. Bir cinayeti çözmeye çalışırken aslında Hindistan toplumunun adalet anlayışını, sınıfsal yapısını, kadınların kamusal alandaki yerini ve devlet kurumlarının işleyişini görünür kılar. Bu nedenle film, ikinci bölümde ayrıntılı olarak ele alacağımız Hindistan’ın tarihsel ve toplumsal arka planını bilmeden tam anlamıyla okunabilecek bir yapıt değildir. Asıl hikâye, yalnızca Santosh’un değil, onun yaşadığı ülkenin tarihinin de hikâyesidir.