Elazığ Nimri doğumlu İbrahim Yöral 1937 yılında karısını namus meselesinden vurup Tunceli, yani Dersim'e kaçıyor.
O yıllarda şahit olduğu Dersim olaylarını Elazığ'dan köylüsü olan babama bakın nasıl anlatıyor;
'Dersim'de bir karakolda görevli askerlerden bir ya da bir kaçı bir köyün merasında ot toplayan köylü kızlarına tecavüz ediyor.
Bunu duyan yöre halkı galeyana geliyor. Karakolu basıp tecavüz eden askerleri öldürüyorlar.
Bunun üzerine CHP Hükümeti'nin Başbakanı Celal Bayar'ın emriyle bölgeye askeri birlik gönderiliyor.
Askerlerin bölgeye girişini engellemek isteyen Dersim Halkı bazı köprüleri havaya uçuruyor. Böylece olaylar daha da büyüyor, kontrolden çıkıyor.
Adnan Menderes ve İhsan Sabri Çağlayangil gibi sağcı aktörlerin egemen olduğu CHP Hükümeti Seyit Rıza gibi bölgede ismi geçen ve saygı duyulan liderleri bertaraf etme kararı alıyorlar.
Bu sırada Mustafa Kemal Atatürk hasta yatağında ölümü için gün sayıyor. Olaylardan tam anlamıyla haberdar değil.
Bugünün Özel Yetkili Mahkemeleri gibi kurulan özel mahkemelerde başta Seyit Rıza olmak üzere, kellesi alınmak istenen aşiret liderleri hakkında sahte belgeler ve deliller üretiliyor.
İngiliz Hükümeti'nden, T.C.'e karşı yardım istemek için mektup yazdığı ve işbirlikçi bir ajan olduğu iddia edilen Seyit Rıza'nın aslında ne bu tür bir mektup yazacak ne de ajanlık faaliyetinde bulunacak birikim ve ilişkileri var…
Yani o gün iktidarda bulunanlar, Seyit Rıza ve diğerlerini vatan hainliği suçundan yargılayıp idam edebilmek için haklarında senaryolar üretiyorlar.
Bu arada bölgeye gönderilen askerlere, bölgede yaşayanları Dersim dışındaki topraklara sürme ve direnenleri öldürme emri veriliyor.
Dersim ve Şeyh Seyit Rıza İsyanı diye bildiğimiz tarihi olaylar bu şekilde patlak verip, gelişiyor.'
Bundan neredeyse 40 yıl önce vefat eden ve ölmeden önce Dersim konusunda bütün görüp, şahit olduklarını bir bir babama anlatarak kayda geçiren İbrahim Yöral'a göre, Dersim isyanı diye bir vakıa yoktu ve resmi tarih gerçeği yansıtmıyordu!
O'na ve o günleri yaşayanların anlattığı tezlere göre 1937′de yaşananlar bir isyan vakası değildi. Asıl, bir Alevi ve Kürt katliamıydı söz konusu olan…
Buna rağmen, babamın tabiriyle Aleviler; Atatürk'ün olan bitenden habersiz olduğuna inandıkları için O'na duydukları sevgi ve saygıdan asla vazgeçmediler. O'na kin duymadılar!
Bu anekdotu kalem tutan bir el olarak tarihe not düşerken, Dersim olaylarına ait gerçeklerin daha iyi anlaşılabilmesi için o günleri yaşayan ya da yaşayanlardan bizzat dinleyenlerin iyice araştırılması gerektiğini belirtmek istiyorum.
Bu vesile ile bir başka Alevi katliamı olarak tarihe utanç lekesi olarak geçen 19 Aralık Maraş Alevi katliamına sebep olanları ve bunları cezalandırmayanları da kınıyor ve lanetliyorum.
Not: Mustafa Kemal Erzurum Kongresi'nden Sivas Kongresini düzenlemek üzere Dersim'den geçecektir. Padişah, Elazığ Valisi Ali Galip'ten Mustafa Kemal'i Dersim'den geçerken tutuklamasını ister.
Mustafa Kemal Dersim'den geçerken, Dersim'in önde gelen aşiretlerine ait atlı birlikler tartafından durdurulunca 'bana ne yapacaksınız, tutuklayıp alıkoyacak mısınız' diye sorar (Mustafa Kemal de padişahın kendisini tutuklama kararı çıkardığından haberdardır).
Mustafa Kemal'i durduran Dersim'li atlı birlikler 'hayır, biz seni destekliyoruz, sana engel olmayacağız, sana yardım edeceğiz, biz padişaha karşıyız' diyerek yanına bir de 60 atlıyı koruma verirler.
Bu sayede Mustafa Kemal'in sağ salim Sivas'a ulaşmasını sağlarlar.
Bu bilgilerin ışığında:
Öncelikle, Dersim Halkı'ndan 1937 yılında yapılanlardan dolayı özür dilemeyi; Mustafa Kemal Atatürk'e verdikleri destek ile laik T.C.'ne bu zaman kadar gösterdikleri bağlılık ve sadakatten dolayı minnetlerimi ve şükranlarımı sunmayı bir T.C. vatandaşı olarak borç biliyorum…