Demokrasimiz...
Hem de ileri!
Bir tarafta ittirenler ve kaktıranlar. Bir tarafta itilenler ve kakılanlar.
Örnek mi istersiniz;
Yedi yüz kadar öğrenciyi, yüze yakın gazeteciyi, yüzlerce aydın ve askeri, sırf cumhuriyetin kuruluş felsefesine ve Atatürk'e bağlı oldukları için, mesnetsiz delillerle tutuklayıp zindanlarda çürümeye itenler... Suçunu dahi bilmeden, geri verilemeyecek yıllarını mahpuslukta tüketenler…
Rantlarına rant katmak için, dere yatağına inşa ettikleri evleri saf ve cahil insanlara kaktıranlar... Uykusunda ölüme giden bebeler…
Komşu ülkemizin hava sahasına, gözümüzün nuru iki pilotumuzu ne olduğu hala anlaşılamayan bir sebeple ittirenler... Hayatlarının baharında ebedi hayata intikal eden iki değerli askerimiz…
Memleket sorunlarını uygarca tartışsınlar ve bir çözüm bulsunlar diye gönderdiğimiz Meclis'te, milletin vekillerini ana avrat kürsüden ittirenler... Kürsüden devrilip kolu kafası yarılan milletvekilleri…
THY çalışanlarının grev hakkını, hukuk kurallarını bir yana iterek iptal edenler… Bir günde yıllarca ekmek yedikleri kapının önüne itilenler…
Yandaşları zengin etme uğruna, dünyanın en bereketli topraklarında tarım ve hayvancılığı öldürerek, halkına ithal hormonlu sebze ve eti kaktıranlar... Derdini anlatmak için ağzını açınca 'ananı da al git' diye itelenen çiftçiler...
Her gün yeni bir kararname ya da kanunu, hak ve hürriyetleri totaliter rejimlerde rastlanacak ölçüde kısıtladığı halde, özgürlükleri geliştiriyoruz teranesiyle kaktıranlar… İtiraz ettiklerinde biber gazı yiyip astım ya da kalp krizi ile hayata veda edenler…
İmam hatiplere çevirdikleri eğitim yuvalarında çocuklarımızı şeriatın kucağına itenler… Laik eğitim veren okulları ellerinden alınan çaresiz veliler…
Demek ki, demokrasinin ilerisi ancak ittirmeyle, kaktırmayla oluyor!