Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu'nun Suriye'ye yönelik yaptırımlar hakkındaki veto kararı önümüzdeki günler için çok vahim gelişmelere bir kapı araladı. Esad Rejimi 'veto'dan sonra elini bir süre daha rahat hissedecek. Bu durum ülkedeki çatışmaları muhtemelen daha da şiddetlendirecek.
Türkiye bakımından ise Suriye'deki Hükümet yanlısı gruplar ve ordu ile karşı gruplar arasındaki iç savaş görüntüsü veren kanlı çarpışmalar 'daha ne kadar sürer' sorusu çok kritik bir önem arzediyor.
Suriye sınırımızda en son yaşanan, muhalif gruplar ile Suriye Hükümeti arasındaki çatışmalar, neredeyse Türkiye'yi de içine alacakmış gibi bir endişe yaratmıştır. Özellikle Türkmen mahallelerine PKK tarafından yapıldığı öne sürülen saldırılar Türkiye'yi Suriye'ye müdahaleye zorlamak isteyenleri sevindirecek ölçüde ciddi bir gelişmedir.
Peki, Türkiye Suriye'ye bölgesel ya da uluslararası bir uzlaşmaya dayanmadan, tek taraflı bir askeri müdahalede bulunur mu?
Konuya bölgedeki önemli aktörlerden biri olan İsrail çerçevesinden bakarsak soruya daha doğru bir yanıt verebiliriz.
Türkiye NATO üyesidir ve bu nedenle bölgede ABD'nin en büyük müttefiği olan İsrail'e en yakın olması gereken ülkelerden biridir.
Gerçekten öyle midir?
İsrail ile ilişkilerimize, başından beri, reel politika açısından değil de tamamen Filistin sorunu gibi dini ideolojiye dayanan duygusal sebepler açısından bakıp, yön veren AKP Hükümeti; İsrail'e karşı hasmane bir tutum takındığı için bu ülke tarafından, İran ve Suriye'den sonra, bölgedeki varlığına ve bağımsızlığına karşı bir tehdit unsuru olarak algılanmıştır.
Bu nedenle 2003 yılından itibaren bölgede gittikçe yalnızlaşan İsrail'e destek çıkacak bağımsız bir Kürt Devleti kurulması yolunda Irak'ın işgali gündeme gelmiş ve parçalanma süreci hızlandırılmıştır.
Kuzey Irak'ta çok yakın gelecekte bağımsız bir Kürt Devleti ilan edileceğini sağır sultan bile duyduğundan beri sıranın Suriye ve İran'a geldiği herkesin malumudur.
Suriye'ye olası bir müdahale halinde, bölgedeki en yakın dostu İran'ın buna sessiz kalmayacağı göz önüne alınırsa Türkiye'nin böyle bir durumda; Kuzey Irak, İran, Suriye ve PKK faktörüyle birlikte her yandan kıskaca alınmak istendiği aşikar.
Buna ayrıca İsrail'in yakın zamanlarda Güney Kıbrıs'ta Rumlarla ve Yunanistan'la başlattığı işbirliğini de eklersek İsrail tarafından adeta bir abluka altına alındığımız daha net anlaşılır.
İsrailİin bir zamanlar Filistinlilere ait olan arazileri satın alarak ele geçirdiği topraklarda devlet kurduğu biliniyor. Bu anlamda geçenlerde Kuzey Kıbrıs'ta stratejik öneme sahip bir arazinin bir İsrailli tarafından satın alındığı haberinin altını çizmekte de fayda var.
AKP Hükümeti'nin yanlış dış politikaları neticesinde gelinen noktada anlaşılıyor ki; İsrail bizi Akdeniz'de Mavi Marmara'dan sonra 'Suriye'ye yapılacak bir müdahale' ile bu kez de kara ablukasına almak istiyor.
Kısacası; Türkiye akıllı politikalarla İsrail'in abluka tuzağına çekilmekten uzaklaşmazsa; 'evet' ve ne yazık ki Suriye'ye askeri bir müdahalede bulunabilir, böylece tam da İsrai'in
hesaplarına uygun bir şekilde kucağına düşmüş olur. Acı ama, gidişat tam da bu yönde görünüyor!