Türkçe'nin lastikli bir dil olduğunu söylerler. Öyle ki farklı anlamları olan bazı kelimelerin kullanımında zaman zaman sıkıntı bile yaşayabiliriz. Örneğin alelade kullandığımız bir kelime farklı bir yerden bakıldığında birden çok acayip bir hale dönüşebilir. Ben yazımda bunun örneklerini vererek çirkinleşmek istemiyorum. Çoğunlukla argoya kaçan ve müstehcenlik içeren bu kelimelerin yanı sıra bazen bir harf de çok şey değiştiriyor. İşte buradan yola çıkarak 'Ateizm' olarak bilinen ve var olan gerçeği inanç yoluyla açıklamayı kabul etmeyen düşünce akımının kimi çevrelerce 'Ataizm' olarak bilindiği ve bu yanlış bilinenin Mustafa Kemal Atatürk ve onun bize kazandırdığı değerlere zarar verdiği kanısındayım.
Ateistler bunu kabul etmeseler bile halk arasında onlara 'Tanrıtanımaz' denir. Hatta daha da ileri gidip 'dinsiz' oldukları bile söylenir. Mantıklı bulmayabilirsiniz ama sırf bu yüzden yani 'e' ve 'a' ünlülerinin birbirine karıştırılması nedeniyle Ata'yı dinsiz bilenler bile vardır.
Oysa O Ata ki; din kitaplarının yayınlanmasına ön ayak olup Diyanet İşleri Başkanlığını kurmuş ve Kur'an kursları açmıştır. Milletimizin anlatılan hurafelere kanmaması için Kur'an-ı Kerim'i tercüme ettirip Türkçe'ye çevirtende yine O'dur. Mustafa Kemal'dir. Atatürk'tür.
'Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır' diyen Mustafa Kemal Atatürk yaşamı boyunca dinin liderler tarafından kullanılmasının önüne geçmek için çalışmıştır. Mustafa Kemal Atatürk dindar mı, yoksa dinsiz miydi? İşte bunu birçok insan farklı yorumlayabilir. Fakat değişmeyecek tek bir gerçek var. O da Atatürk'ün dine son derece saygılı bir lider olduğudur. Mustafa Kemal akıl ve bilimi her daim ön planda tutsa da din ve dini değerlere saygısızlık etmemiş bilakis gelişimi ve doğru anlaşılmasına çaba göstermiştir.
Kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim'de Kafirûn Suresi 6. ayet 'lekum dînukum we-liye dîn*i' yani 'Sizin dininiz size benim dinim banadır' der. Herkes dinini kendi içinde yaşar. Bu üçüncü kişileri ilgilendirmez. Bir insanın dindar veya dinsiz olması ve hatta inandığı veya inanmadığı halde tabi olduğu din tamamen kendi tasarrufundadır. Allah varsa ki bence şüphesiz var! Bu hesap şüphesiz yine O'nadır.
13 yaşındaki bir kız çocuğunun namazında niyazında diye 50 kusur yaşında bir adama verilerek yine bu adam tarafından defalarca kez tecavüz edilmesinin akla mantığa sığar yanı yoktur. Fakat bu örnek bizi kesinlikle dinden soğutmamalıdır. Bizim asıl kavgamız dini gerçek manada yaşayanlarla değil dini alet edip kullananlarla olmalıdır. Ve eğer dini kullananlara müdahale edilmezse zamanla din de yozlaşır. İşte o zaman birçok şeyde olduğu gibi dindede reform gereklidir. Bu reform dine yeni şeyler katmak anlamında değil asıl olan gerçeği bulmak düzeltmek anlamındadır.
Farkında mısınız bilmem ama bir biri ardına patlayan diziler bizi kültürümüzden yavaş yavaş uzaklaştırıyor. Bizler medeniyet ve çağdaşlığı başka şeylerle karıştırıyoruz. Yobazlar, din istismarcıları vs... Biraz öyle biraz böyle derken dinimizden adam akıllı uzaklaşıyor/uzaklaştırılıyoruz. Hal böyle olunca vicdan azabı duyduğunu düşündüğüm Sn. Başbakan'da dindar bir gençlik yetiştirmek peşine düşüyor.

Ortadoğu bölgesinde yürütülen misyonerlik çalışmalarından duyduğu endişeyi 'Bölgeye akın eden misyonerler, Hz. İsa elbisesi giymiş barut fıçılarıyla dolu karanlık bir odayı aydınlatmak için kibrit yakan kişilere benziyorlar....' diyerek dile getiren bir papazın yaptığı bu benzetme aslında her şeyi açıklıyor. Papaz deyip geçmeyeceksin! Bakın bir dönem Ortadoğu Kiliseleri Ulusal Konseyi başkanlığı yapmış Baptist Papaz Charles Kimball ne demiş?
'Dindar insanlar, tanrılarının sevgisi veya dinlerinin emirlerinin güzelliği hakkında ne söylerse söylesin, eğer davranışları başkalarına karşı yıkıcıysa ve şiddet doluysa, eğer başkalarına acı çektiriyorsa, biliniz ki o din yozlaşmıştır ve reform ciddi bir şekilde gereklidir.'
Anlayana ve anlamak isteyenlere saygıyla…